sondakika.com
Son Dakika

Barışa giden yolda bir durak: Çerçeve Yasa – II

İçinde bulunduğumuz bu dönemi tarihî kılacak olan bizleriz. Yasanın tek başına yeterli olmadığı konusunda geniş bir mutabakat mevcut. Çerçeve Yasa’yla birlikte barışa doğru bir adım atıldı. Nihai varış noktamız olan barışa doğru atılacak binlerce adım var.

Fotoğraf: Bianet

Çerçeve Yasa’nın geçen hafta TBMM’de onaylanması, barışa giden yolda önemli duraklardan birisi olarak tarihe geçti. Artık barışa bir adım daha yakınız. Barış ile aramızdaki mesafe bir adım daha kısaldı.

Esasen barış hep durduğu yerde. Bulunduğumuz nokta ile varmak istediğimiz barış arasındaki mesafeyi katetmek için atacağımız adımlar insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliği vb. doğrultusunda oldukça, barışa daha hızlı ve sağlam adımlarla varırız.

İnsan hakları savunucuları ve barış yanlıları bakımından kabul edilen bu yasanın esas önemi, silahların devreden çıktığının ve çatışmalı dönemin sona erdiğinin ilanı olmasıdır.

Mesele, bundan sonra ne yapılacağı, hangi durağa doğru yol alınacağıdır.

Bir sonraki durak barışı daha fazla gündem yapmak

Artık barış isteyenlerin daha aktif olmasının zamanı geldi. Artık barış talebimizin altını doldurma zamanı geldi. Barışı toplumsal gündemin en üst sırasına taşıma ve her türlü yasal düzenlemenin, politikanın ve uygulamanın kalıcı bir unsuru hâline getirme zamanı geldi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları’nın bianet’ten sevgili dostumuz Nalin Öztekin’e verdiği röportajdaki “Garanti aramanın yolu süreci reddetmek değil, süreçten dönülmesini imkânsız hâle getirmek” zemini sağlam bir perspektife sahip.

Tülay Hatimoğulları: Garanti aramanın yolu süreci dönülmez hâle getirmek

Hatimoğlulları’nın, öncekilerden farklı olarak mevcut süreçten dönülmesini engelleyecek güvenceler olup olmadığı sorusu karşısında yaptığı bu rafine değerlendirme iki temel nokta üzerinde duruyor.

İlki, süreci reddetmenin risklerine dikkat çekiyor. Süreci reddetmenin, sürecin devam etmeme riskini artırdığı bir gerçek. Hiç kimsenin ve hiçbir toplumsal kesimin süreci reddetmemesinin önemli bir güvence olduğunu belirtiyor.

Toplumsal sahiplenme, sürece açıktan karşı çıkanların dahi zamanla süreçle ilgili fikirlerini değiştirmesini sağlayabilir.

“Süreçten geri dönülmesini imkânsız hâle getirmek” olarak tarif ettiği ikinci nokta ise barışa giden yolda şahit değil, dâhil olmamız gerektiğine işaret ediyor. Böylece izleyen değil, eyleyen özneler olarak sürece aktif katkı sunabilir, barışı şekillendirebiliriz.

Şüphe yok ki bu süreçte eleştirel bakış açımızı korumalıyız. Bu eleştirel bakış açısı, insan hakları savunucularının, barış yanlılarının ve aktivistlerin en güçlü niteliklerinden birisidir. Sahip olduğumuz eleştirel bakış açısı, barış konusundaki her türlü politika ve uygulamayı eleştirel bir süzgeçten geçirmeye imkân veriyor.

Barışa giden yolun evrensel ilkeler ışığında şekillenmesini sağlayabilmemiz, eleştirel bakış açısıyla mümkündür.

Eleştirel bakış açısı bizi süreçten geri tutmamalı, bilakis sürece aktif katılımımızı motive etmelidir.

Silahlı çatışma döneminin bitmesinin ve silahların devreden çıkmasının ilanının ardından, sözün alanının açılma ihtimali artıyor.

Yasanın yaşama geçmesiyle, kendisini fesheden PKK’nin dağda, dünyanın farklı ülkelerinde ve hapiste bulunan üyelerinin toplumsal yaşama katılmasının imkânı doğuyor. Yasa kabul edilmeden önce haklarında soruşturma ve kovuşturma yürütülen kişilerle ilgili, 3. madde uyarınca erteleme kararı verilebilecek. Benzer şekilde, bu kapsamdaki dosyalara ilişkin verilen tutuklama kararları veya adli kontrol tedbirleri 4. madde kapsamında kaldırılabilecek. Yasanın bir diğer önemli düzenlemesi 6. maddede yer alıyor. Buna göre, bu kapsamdaki mahkûmiyet hükümleri de ertelenecek.

“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin tam metni

İnsan hakları örgütleri olarak bizlerin hazırladığı yüzlerce raporun ortaya koyduğu üzere, Terörle Mücadele Kanunu veya Ceza Kanunu kapsamında açılan soruşturmalar ve davalar toplumun muhalif kesimlerini etkiliyordu. Kürt meselesiyle ilgili fikrini beyan eden siyasetçileri, bu konuda haber yapan gazetecileri ve yaşanan ihlalleri belgeleyen hak savunucularını da etkiliyordu.

Bu nedenle yasa, elinde sözünden başka aracı olmayan sivil aktörlerin konuşmasına zemin sunabilir. Tabii ki mevzuatta hak savunucularına, siyasetçilere, gazetecilere, akademisyenlere ve sendikacılara karşı kullanılan her türlü sorunlu yasal düzenlemenin kaldırılması, bu zeminin daha sağlam olmasını mümkün kılar.

Yasanın takip, koordinasyon ve uygulamayı düzenleyen 7. maddesi de önemli bir imkân sunuyor. Bu maddede belirtilen “İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir” ifadesi, sivil toplumun sürece daha aktif katılımını sağlayabilir.

Barışa giden yoldaki bir diğer durak: Sosyal adalet ve kamu hizmetleri

Sosyal adalet, barışın tam anlamıyla yaşama geçmesinin temel bileşenlerinden birisidir. Sosyal adalet ve barış arasındaki sıkı bağ, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Anayasası’nda “Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması […]” ifadesiyle ortaya konuyor. Anayasa, devamında adaletsizlik, yoksulluk ve sefaletin olduğu çalışma koşullarının insanlar arasında hoşnutsuzluğa yol açtığını belirtiyor. Sosyal adaletin sağlanmasında kilit öneme sahip hususlardan birisi de kamu hizmetlerinin kapsayıcılığı ve niteliğidir.

Dolayısıyla kamu hizmetleri, barışa giden yoldaki bir diğer önemli duraktır.

Gerek dağdan veya başka ülkelerden gelen kişilere gerekse hapisten çıkacak kişilere ihtiyaç duydukları kamu hizmetlerinin sunulması kritik önemdedir. Örneğin, hapishanelerde uzun süre kalan ve sağlık problemi yaşayan eski mahpusların gerekli sağlık hizmetlerine erişimi yaşamsal niteliktedir.

Benzer şekilde, toplumun hiçbir kesiminin bu süreçte kendisini dışlanmış hissetmemesi, yürütülen sürece olan güvenin artmasına katkı sunar. Sürece olan güven ise barışın sağlam temeller üzerinde inşa edilmesinde ve kalıcı kılınmasında kilit bir role sahiptir.

Hak savunucuları olarak en ağır insan hakları ihlallerinin çatışmalı ortamlarda gerçekleştiğini çok iyi biliyoruz. Bu konuda hazırladığımız yüzlerce rapor, analiz ve değerlendirme mevcut.

40 yıllık çatışmalı döneme ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak hazırladığımız ve TBMM’ye sunduğumuz bilanço verileri, çatışmanın yol açtığı ihlallerin ağırlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

2013-2015 dönemindeki barış sürecinin sona ermesinin ardından yaşanan sokağa çıkma yasakları dönemi de çatışmaların kent alanlarında yaşanmasının sivilleri daha fazla etkilediğini bir kez daha gösterdi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) hazırladığı sokağa çıkma yasakları raporları bu ağır tabloya ortaya koyuyor.

Ayrıca bu çatışmalı ortam diğer hak alanları da etkilediği için son yıllarda birçok uluslararası endekse göre insan hakları açısından iyi durumda değiliz. Örneğin, Dünya İşkence Karşıtı Örgütü (OMCT) tarafından hazırlanan Küresel İşkence Endeksi, Türkiye’deki durumun yüksek risk kategorisinde olduğu tespitinde bulunuyor. Benzer şekilde, işçi hakları ve sendikal hakları ele alan ve Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) tarafından hazırlanan Küresel Haklar Endeksi, Türkiye’nin haklar açısından en kötü 10 ülke arasında olduğunu belirtiyor.

Bu bakımdan çatışmalı ortamın sona erdirilmesi, hem doğrudan hak ihlallerinin hem de olumsuz etkilediği diğer hak alanlarındaki ihlallerin azalmasıyla sonuçlanabilir.

İçinde bulunduğumuz bu dönemi tarihî kılacak olan bizleriz. Yasanın tek başına yeterli olmadığı konusunda geniş bir mutabakat mevcut.

Çerçeve Yasa’yla birlikte barışa doğru bir adım atıldı. Nihai varış noktamız olan barışa doğru atılacak binlerce adım var.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

7 kaynak

Gündem haberleri

Tümü