sondakika.com
Son Dakika

Çerçeveli solun ihaneti - Kaan Eroğuz

Neoliberal karşıdevrim süreciyle birlikte dünya solunun içine sürüklendiği sınıf-dışı, kimlik temelli siyaset arayışları, 1980’li yılların başından itibaren sistematik bir saldırıyla solun merkez siyaseti haline getirildi.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Neoliberal karşıdevrim süreciyle birlikte dünya solunun içine sürüklendiği sınıf-dışı, kimlik temelli siyaset arayışları, 1980’li yılların başından itibaren sistematik bir saldırıyla solun merkez siyaseti haline getirildi. Post-Marksist eleştirileri içinde barındıran bu siyaset tarzına göre, yeni dönemde işçi sınıfının devrimci rolünü “kaybettiği” ve hatta “ortadan kalktığı” ileri sürüldü. “Yeni toplumsal hareketlerin” aktörleri olarak kabul gören azınlıktaki dinsel ve etnik kimlikler ön plana çıkarılmaya başlandı.

Aydınlanma değerleri üzerine inşa edilen solun tüm dayanakları “meta anlatı” denerek yok sayıldı. Tüm bu sürecin küresel siyasete yansımaları; emek hareketinin bastırılması, serbest piyasacı mantığın kutsanması, kimlik siyasetinin ana akım haline getirilmesi ve solun aydınlanma değerleri ile olan ilişkisinin emperyalizm destekli etnik/dinsel gericilik lehine kopartılmasıyla sonuçlandı. ÇERÇEVE, LİBERALLER VE SOL Temel itibarıyla, küresel kapitalist-emperyalist sistemin, 1980 sonrası dünya solunu hapsetmeye çalıştığı “çerçeve” buydu.

20. yüzyılın başından itibaren ABD işgallerini “demokrasi ihracı” olarak gören, özellikle Ortadoğu’da ABD desteğiyle kışkırtılan dinsel ve etnik terörizmi “özgürlük mücadelesi” olarak yorumlayan, işçi sınıfı hareketlerine “antika” muamelesi yapan bir “sol” bu çerçeveye bağlı kalarak ortaya çıktı. Türkiye sol/ sosyalist hareketi içinde yer alan geniş kesimler de ne yazık ki bu saldırıdan etkilendi. Bu kesimlerin büyük çoğunluğu, neoliberal rüzgarla birlikte serbest piyasacı ve etnik/ dinsel kimlik siyasetleri içinde yer bulmaya çalışan bir yönelimin içine hapsoldu.

“Çerçeveli sol”, dinci gericiliğin hamlelerine destekten, Cumhuriyet kazanımlarını yok etmek için başlattığı Ergenekon-Balyoz tertiplerini onaylayan tutumlara varıncaya kadar bugünümüzü şekillendiren tüm kırılma anlarında kimi zaman doğrudan bir “evet” ile kimi zamansa çekingen bir “yetmez ama evet” ile karşıdevrim saflarında yerini aldı. İHANETİN PARÇASI OLMAK Suriye’de Esad’ın devrilmesiyle başlatılan ve NATO 3.0 konseptinin Ortadoğu planlarıyla uyumlu şekilde yürütülen “çözülme” süreci kapsamında, AKP-MHP-DEM’in hazırladığı yasa tasarısı geçtiğimiz günlerde “çerçeveli solun” onayı ve desteğiyle TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Böylelikle, etnik ve dinsel kodlarla çerçevesi çizilen “sol”, AKP’nin, iktidar dönemi boyunca adım adım önüne koyduğu bir karşıdevrim eşiğini daha aşmasını sağlamış oldu.

Önümüzdeki günlerde yeni anayasa gündemine zemin hazırlayacak bu eşiğin aşılması, Tom Barrack’ın Türkiye’ye dayattığı “müşfik monarşi” ve “Osmanlı millet sistemi” süreçlerinin de hızlanmasını sağlayacaktır. Aynı günlerde, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile arasında imzaladığı ve içeriği itibarıyla bir askeri pakt görevi gören anlaşma, yasa tasarısı ve yeni anayasa gündemleriyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye’ye içeride monarşi, dışarıda ABD çıkarlarıyla uyumlu İran karşıtı bir savaş pozisyonu belirlenmektedir.

Cumhuriyetin ve bağımsız üniter ulus devletin yıkımı anlamına gelecek bu adımlar, “barış”, “kardeşlik” gibi süslü laflarla bu ülkenin emekçi halkını büyük tehlikelerin içine atmaktadır. Çerçevesi, neoliberal karşıdevrimle birlikte çizilen “solun”, sürece verdiği her destek büyük bir ihanetin parçasıdır. KAAN EROĞUZ ARAŞTIRMACI

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü