sondakika.com
Son Dakika

COP31 öncesi kritik soru: Fosil çağından nasıl çıkacağız?

Dünya yenilenebilir enerji yatırımlarını artırırken fosil yakıtlara bağımlılık sürüyor. COP31 öncesinde gözler, fosil yakıtlardan uzaklaşma sözünün enerji politikalarına ve adil geçiş programlarına dönüşüp dönüşmeyeceğine çevrildi.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Sanayi Devrimi’nden bu yana kömür, ardından petrol ve doğalgaz modern dünyanın enerji sistemini şekillendirdi. Kentlerin büyümesinden ulaşıma, sanayiden elektrik üretimine kadar bugünkü ekonomik sistemin önemli bir bölümü fosil yakıtlar üzerine kuruldu. Ancak bu büyümenin gezegen açısından ağır bir bedeli var.

Kömür, petrol ve doğalgazın yakılması, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının başlıca kaynağını oluşturuyor. Bugün bir tarafta güneş ve rüzgâr enerjisi hızla büyüyor, elektrikli araçların kullanımı yaygınlaşıyor ve temiz enerji yatırımları artıyor. Energy Institute verilerine göre 2025’te yenilenebilir enerji, küresel enerji arzındaki büyümenin en büyük kaynağı olurken bu artışın yüzde 71’ini güneş enerjisi sağladı.

Diğer tarafta ise dünya hâlâ büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı; aynı yıl fosil yakıtlar dahil tüm büyük enerji kaynakları rekor seviyeye ulaştı. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2026’da temiz enerji yatırımlarının 2.2 trilyon dolara ulaşmasını beklerken petrol, doğalgaz ve kömüre de yaklaşık 1.2 trilyon dolar yatırım yapılacağını öngörüyor. Özetle yeni petrol ve doğalgaz projeleri geliştiriliyor, kömür birçok ülkede enerji sisteminin önemli bir parçası olmayı sürdürüyor.

Dolayısıyla enerji dönüşümünün temel sorusu artık yalnızca yenilenebilir enerjinin ne kadar hızlı büyüyeceği değil; fosil yakıtlardan ne kadar hızlı ve hangi koşullarda uzaklaşılabileceği. COP28’DEN COP31’E Bu tartışmanın iklim müzakerelerindeki en önemli dönüm noktalarından biri 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28 oldu. Yaklaşık 200 ülke, bir COP sonuç metninde ilk kez enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan “adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde uzaklaşma” çağrısında uzlaştı.

Karar, fosil yakıtların tamamen “aşamalı olarak sonlandırılması” ifadesini içermese de devam eden iklim müzakerelerinde önemli bir eşik olarak değerlendirildi. Ancak bir metinde uzlaşmakla enerji sistemini dönüştürmek arasında büyük bir mesafe var. COP29 ve COP30 boyunca finansman, enerji dönüşümü ve ülkelerin iklim hedeflerinin güçlendirilmesi tartışılırken fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısının nasıl uygulamaya geçirileceği de gündemde kaldı.

COP30’da bu konuda önerilen yol haritası resmi müzakere paketine giremedi; zirve başkanlığı daha sonra ayrı bir yol haritası hazırlama süreci başlattı. Şimdi gözler 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31’e çevriliyor. COP28’in üzerinden üç yıl geçmişken sorulardan biri de şu olacak: Dünya fosil yakıtlardan uzaklaşma sözünde ne kadar ilerledi?

Çünkü fosil yakıtlardan çıkış yalnızca kömür santrallarının kapatılması anlamına gelmiyor. Ulaşımdan sanayiye, binalardan elektrik üretimine kadar fosil yakıtlara bağımlı sistemlerin dönüşmesi gerekiyor. Bunun için yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasının yanı sıra şebekelerin güçlendirilmesi, enerji depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması, ulaşım altyapısının ve üretim süreçlerinin yenilenmesi gerekiyor.

PEKİ DÖNÜŞÜMÜN BEDELİNİ KİM ÖDEYECEK? İşte bu noktada “adil geçiş” kavramı devreye giriyor. İklim kriziyle mücadele ederken yüksek karbonlu sektörlerden düşük karbonlu bir ekonomiye geçişin çalışanları ve toplumları geride bırakmadan gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Çünkü bir kömür madeninin ya da termik santralın kapanması yalnızca emisyonların azalması anlamına gelmiyor. O tesiste çalışan insanların işlerini, ailelerini, bölgedeki küçük işletmeleri, belediyelerin gelirlerini ve kimi zaman bir kentin yüzyıllar içinde oluşmuş kimliğini de etkiliyor. Bu nedenle fosil yakıtlardan çıkışın başarısı yalnızca kaç ton karbonun atmosferden uzak tutulduğuyla ölçülemez.

Yeni iş alanlarının yaratılması, çalışanların yeniden eğitilmesi, sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi ve fosil yakıtlara bağımlı bölgelerin yeni ekonomik modeller geliştirebilmesi de dönüşümün parçası olmak zorunda. Bunun için gereken finansmanın sağlanması ve dönüşümün maliyetinin özellikle gelişmekte olan ülkeler ile çalışanların üzerine bırakılmaması da adil geçişin temel koşulları arasında. ÇIKIŞ İÇİN ZAMAN DARALIYOR COP31’e giderken fosil yakıt tartışmasının yeni bir hedef açıklamanın ötesine geçmesi gerekiyor.

İklim krizinin giderek ağırlaşan etkileri karşısında fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılması, hatta mevcut takvimlerin öne çekilmesi yönündeki çağrılar da artıyor. COP28’de verilen “fosil yakıtlardan uzaklaşma” mesajının gerçek enerji politikalarına, yatırımlara ve adil geçiş programlarına dönüşüp dönüşmediği önümüzdeki dönemin temel sınavlarından biri olacak. MADEN KENTLERİ İÇİN YENİ BİR YOL Madenlerin kapanması işsizlik, ekonomik küçülme ve göçü beraberinde getirebilir.

Ancak dünyadaki örnekler, maden kentlerinin kaçınılmaz olarak “hayalet kentlere” dönüşmek zorunda olmadığını gösteriyor. Endonezya’daki Sawahlunto, kömür madenciliğinin ardından ekonomisini turizm ve kültürel miras üzerinden yeniden şekillendirdi. Fransa’daki Loos-en-Gohelle ise 130 yıllık madencilik geçmişinin ardından turizm, yenilenebilir enerji ve yeşil teknolojilere yöneldi.

Hollanda’nın Heerlen kentinde eski maden galerilerindeki su, binaların ısıtılması ve soğutulmasında kullanılmaya başlandı. Yulin kentinde kömüre dayalı ekonomi yenilenebilir enerji ve turizmle çeşitlendirilirken Polonya’da madencilik sonrası dönüşümü destekleyen yasal düzenlemeler geliştirildi. Bu örnekler ortak bir noktaya işaret ediyor: Fosil yakıtlardan çıkış doğru planlandığında bir bölgenin ekonomik sonu olmak zorunda değil.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü