Dünyanın önde gelen ekonomi yayıncılarından The Economist dergisi, Nobel Ödüllü Türk-Amerikalı Ekonomist Daron Acemoğlu ile ilgili sert bir eleştiri yazısı yayımladı."Dünyanın en etkili ekonomisti, tuhaf bir şekilde inandırıcı değil" başlığını taşıyan makale, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) görev yapan Acemoğlu'nunun konumunun ve bunun beraberinde getirdiği entelektüel etkisinin, çalışmalarının niteliğiyle ne ölçüde uyuştuğunu sorguluyor.Acemoğlu söz konusu yazı üzerine X hesabından yaptığı paylaşımda, "Economist dergisinin makalesinden memnun değilim, bu makale bir itibar suikastı gibi hissettiriyor. Bunun da bir arka planı var ki bu daha endişe verici (bir noktada paylaşacağım gibi). Onlara yanıt yazmama izin vermelerini rica ettim.
Cevaplarını bekliyorum. Eğer dergide değilse, yanıtımı burada paylaşacağım," ifadelerini kullandı.Economist'in yazısı, sosyal medyada da tartışma yarattı. Bazı kullanıcılar, Acemoğlu'nun son dönemde yapay zeka mevzuatı hazırlanması talebi nedeniyle bu eleştirilere maruz kaldığını düşünüyor.Acemoğlu, yapay zekanın tek başına bir tehdit olmadığını ama teknolojinin birkaç büyük şirketin tekelinde olmasının eşitsizliği daha da derinleştirebileceğini söylüyor.The Economist'in yazısında ne deniyor?The Economist'in yazısında Acemoğlu'nun akademik üretkenliğinin olağanüstü olduğu kabul ediliyor.
Yedi kitap kaleme alan, yüzlerce akademik makalesi bulunan Acemoğlu'nun yalnızca bu yıl yayınlanmış 10'dan fazla çalışmasının olduğu belirtiliyor.Öte yandan, dergiye konuşan ve adı açıklanmayan tanınmış bir ekonomist, Acemoğlu'nun teorik çalışmalarının önemli bölümünü faydalı bulduğunu, ancak geliştirdiği modelleri “daha önce denenmiş ve başarısız olmuş popülist politikaları” desteklemek için kullandığını savunuyor.The Economist'e göre tartışmanın merkezindeki soru Acemoğlu'nun iyi bir ekonomist olup olmadığı değil; ekonomi disiplininin “en tepesindeki” konumunun ve buradan kaynaklanan olağanüstü entelektüel etkisinin akademik çalışmaları tarafından ne ölçüde hak edildiği.Nobel'in temelindeki 2001 tarihli çalışma yeniden tartışmaya açıldıAcemoğlu, ulusların refahı ve yoksulluğu üzerinde kurumların rolünü inceleyen öncü çalışmaları nedeniyle 2024 Nobel Ekonomi Ödülü'nü almıştı. Bu prestijli ödülü Simon Johnson ve James A. Robinson ile birlikte paylaşıyordu.Acemoğlu ve meslektaşları, ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinin temel sebebinin coğrafya veya kültür değil, siyasi ve ekonomik kurumlar olduğunu ortaya koyan bir makale yayımlamıştı.
Makale, yasanın üstünlüğünü, mülkiyet hakkını ve adil rekabeti savunan kapsayıcı kurumların ülkeleri zenginleştirdiğini; gücün tekelde olduğu ve yolsuzluğun standartlaştığı kurumların ise ülkeleri yoksulluğa sürüklediğini göstermişti.Çalışma bu kurumların şekillenmesinin arkasındaki tarihsel süreci de ele alıyordu. Sömürgecilik döneminden bu yana kurulan sistemlerin bugünkü ekonomik gelişmişlik düzeyini nasıl şekillendirdiğini de ampirik verilerle ortaya koymuştu.Acemoğlu, Johnson ve Robinson'a göre, Avrupalı yerleşimcilerin hastalıklar nedeniyle yüksek ölüm oranlarıyla karşılaştığı kolonilerde, kaynakları küçük bir elitin elinde toplamak üzere “sömürücü kurumlar” oluşturuldu. Avrupalıların daha rahat yerleşebildiği bölgelerde ise daha kapsayıcı kurumlar gelişti.
Çalışmada bu kurumsal farklılıkların yüzyıllar boyunca devam ettiği ve bugünkü ekonomik gelişmişlik farklarını etkilediği sonucuna varılmıştı.The Economist ise ekonomistlerin bugün çalışmanın temel mesajını ciddiye aldığını, ancak sonuçlarını artık “kelimesi kelimesine” kabul etmediğini yazdı. Nobel Komitesi'nin 2024 tarihli değerlendirmesinde de araştırmada kullanılan tarihsel ölüm oranı verilerinin zaman zaman “eksik ve güvenilirliği tartışmalı” olduğunun kabul edildiği ifade edildi.Acemoğlu, ölüm oranlarını değiştirmeyeceğini söylediIllinois Urbana-Champaign Üniversitesi'nden David Albouy, 2012'de yayımladığı eleştirisinde, bazı ülkelerin ölüm oranlarının başka ülkelerin verilerinden türetildiğine dikkat çekmişti. Albouy, bu ve benzeri düzenlemeler hesaba katıldığında çalışmanın tahminlerinin güvenilirliğini kaybettiğini savunmuştu.The Economist, Albouy'un eleştirilerini hatırlatırken, RWI-Essen'den Martin Buchner ve meslektaşlarının geçen yıl yayımladığı araştırmada görüşleri sorulan uzmanların Albouy tarafına bir miktar daha yakın durduğunu yazdı.Acemoğlu ise dergiye yaptığı açıklamada bu tartışmaların ve bazı eleştirilerin “son derece değerli” olduğunu söyledi.
Ancak Albouy'un sonuca ulaşırken ABD, Kanada ve Avustralya gibi önemli ülkeler dahil olmak üzere, orijinal örneklemdeki verilerin yaklaşık yarısını dışarıda bıraktığını savundu. Acemoğlu'na göre sonuçların güvenilmez hale gelmesine, bu veri çıkarma işlemiyle bazı istatistiksel tercihler neden oluyordu.Acemoğlu ayrıca, çalışmayı bugün yeniden hazırlasa tahmin yöntemlerinin bazı ayrıntıları dahil birtakım değişiklikler yapacağını, ancak ölüm oranı verilerini değiştirmeyeceğini ifade etti.‘Kurumlar’ teorisi gerçekten ne kadar açıklayıcı?Derginin Acemoğlu'ya yönelttiği daha temel eleştiri ise Nobel ödüllü ekonomistin kurumlara ilişkin büyük teorisinin düşünüldüğü kadar açıklayıcı olmayabileceği.Acemoğlu'nun yaklaşımında iyi kurumlara sahip ülkelerin geliştiği, kötü kurumlara sahip ülkelerin ise geride kaldığı fikrinin bulunduğunu belirten The Economist, sorunun “kurum” kavramının son derece geniş tanımlanması olduğunu yazdı. Kurallar, normlar, bunların uygulanma biçimleri ve hatta kültür bu kavramın içine girebiliyor.Dergi, George Mason Üniversitesi'nden Tyler Cowen'ın 2011'de Acemoğlu'nun kitaplarından biri hakkında yaptığı değerlendirmeyi de hatırlattı.
Cowen, Acemoğlu'nun anlattığı kurumsal değişikliklerin sürekli olarak daha önceki başka kurumsal değişikliklerle açıklanmasının, teoriyi sonsuz bir kurum döngüsüne sürüklediğini savunmuştu.Dergiye konuşan Stanford Üniversitesi'nden Francis Fukuyama da Çin örneğini gündeme getirdi. Fukuyama'ya göre Çin, “sömürücü” olarak tanımlanabilecek kurumlara sahip olmasına rağmen olağanüstü hızlı ekonomik büyüme yaşayarak teorinin önüne önemli bir sorun çıkarıyor.Acemoğlu ise kitabında Çin'e kısmen ya da tamamen ayrılmış iki bölüm bulunduğunu hatırlatıyor. Kurumsal değişimin yine kurumlar üzerinden açıklanmasının döngüsel bir argüman olduğu eleştirisine de karşı çıkan Acemoğlu, geçmişteki belirli kurumların ve onları etkileyen tarihsel olayların incelenmesinin gerekli olduğunu söylüyor:“Bunun totolojik olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.”'Acemoğlu teknoloji konusunda fazlasıyla karamsar'Yazının en sert bölümlerinden biri Acemoğlu'nun teknolojiye yaklaşımına ayrılıyor.
The Economist, Acemoğlu'nun yerleşik iktisadi görüşlerden ayrıldığı başlıca alanlardan birinin teknoloji olduğunu ancak burada da “dikkat çekici ölçüde karamsar” bir yaklaşım benimsediğini savunıyor.Acemoğlu'nun Simon Johnson ile yazdığı 2023 tarihli “Power and Progress” kitabının bin yıllık teknolojik ilerlemeyi büyük ölçüde elitlerin kazanımları ve yeniliklerin beklenmedik olumsuz sonuçları üzerinden anlattığı öne sürülüyor. Dergi, kitabın çırçır makinesini kölelikle, Haber-Bosch sürecini ise silah üretimiyle ilişkilendirdiğini yazıyor.The Economist'e göre kitap, teknolojik ilerlemenin kendi başına ortalama insanı sanayi öncesi döneme kıyasla katbekat zenginleştirdiği yönündeki daha güçlü argümana yeterince ağırlık vermiyor.Benzer bir eleştiri Acemoğlu'nun yapay zekâ konusundaki tahminlerine de yöneltildi.Acemoğlu, 2024'te yayımladığı bir çalışmada yapay zekânın ABD'deki üretkenliği 10 yıl içinde yalnızca sınırlı ölçüde artıracağını hesaplamıştı. The Economist ise bu tahminin gelecekte piyasaya çıkabilecek yeni ve dönüştürücü yapay zekâ ürünlerinin etkisini hesaba katmadığını savundu.Eski ABD Hazine Bakanı ve Harvard Üniversitesi'nin eski başkanı Lawrence Summers da Acemoğlu'nun analizini bu noktadan eleştirdi.
Summers'a göre çalışma, yapay zekâ sayesinde bilimsel ve sosyal bilimsel ilerlemenin hızlanması ya da daha iyi kararların alınması ihtimalini tamamen dışarıda bırakıyordu.Acemoğlu da bu eleştirinin geçerli olduğunu kabul ediyor. “Etken (agentic) yapay zekâyı öngörmedim ve tahminlerime dahil edilmedi,” diyen iktisatçı, yapay zekâ modellerinin bilimsel araştırmalarda başlangıçta düşündüğünden daha faydalı olabileceğini de söyledi.Buna rağmen yapay zekânın üretkenlik üzerindeki etkisini hesaplamak için kullandığı yöntemin arkasında durduğunu belirten Acemoğlu, amacının yaklaşan devasa üretkenlik artışlarına ilişkin iddialara “bir miktar gerçekçilik” kazandırmak olduğunu ifade etti.Düşük doğum oranlarıyla ilgili yeni çalışma da eleştirildiThe Economist, Acemoğlu'nun haziran ayında ortak yazarlarla yayımladığı yeni bir araştırmayı da gündeme getirdi. Çalışmada düşük doğum oranları ile çalışma çağındaki kişi başına GSYH'de daha hızlı büyüme arasında bağlantı bulunmuştu.Dergiye göre ise bu bulgu, nüfusu azalan Japonya gibi ülkelerin ekonomik açıdan sanıldığı kadar endişelenmesine gerek olmadığı şeklinde yorumlanabilecek kadar riskli.Pensilvanya Üniversitesi'nden Jesús Fernández-Villaverde dahil bazı ekonomistler, geçmişte gözlenen bu ilişkinin, doğum oranlarının pek çok ülkede tarihi ölçüde düştüğü günümüz dünyasını anlamak için ne kadar kullanılabileceğini sorguladı.Ancak Acemoğlu ve ortak yazarlar, makalenin sonuç bölümünde bu sınırlılığa zaten değiniyordu.
Bunu kabul eden The Economist ise yazarların uyarısının çalışmadaki yoğun matematiksel analiz arasında kolayca gözden kaçabileceğini ileri sürdü.