İklim değişikliği, kirlilik ve habitat kaybı denizler üzerindeki baskıyı artırıyor. Koruma alanları ise ancak bilimsel izleme, restorasyon ve sahadaki uygulamalarla gerçek karşılığını buluyor. Sivil toplum gönüllüsü ve Deniz Yaşamını Koruma Derneği Kurucu Başkanı Volkan Narcı ile Tavşan Adası’ndan Üç Adalar’a uzanan koruma çalışmalarını, Türkiye denizlerinin karşı karşıya olduğu tehditleri ve COP31’e giderken deniz korumanın geleceğini konuştuk. - Sizin denizle ilişkiniz nasıl başladı?
Denizleri korumayı yaşamınızın merkezine taşıyan bir an ya da deneyim oldu mu? Denizle ilişkim tek bir kırılma anından çok, yıllar içinde biriken tanıklıklarla başladı. Aynı noktaya defalarca dalıp bir mercan kolonisinin büyüdüğünü, sonra bir ağ ya da çapa yüzünden birkaç dakikada yok olduğunu görmek insanın yönünü değiştiriyor.
Denizleri anlatmak yerine sahada, bilimle ve kalıcı koruma modelleriyle korumam gerektiğini anladım. Deniz benim için bir çalışma alanı değil, yaşamımı ve sorumluluğumu şekillendiren ortak miras. - Türkiye denizlerinde bugün en acil gördüğünüz üç sorun nedir? Acil sorunlarımız birbirinden ayrılamaz.
İlki iklim değişikliğinin deniz suyu sıcaklığı, oksijen, akıntılar ve tür dağılımları üzerindeki etkisi. İkincisi habitat kaybı: Kıyı yapılaşması, kontrolsüz çapalama, yasa dışı ve yoğun avcılık, hassas alanların sahada yönetilmemesi. Üçüncüsü kirlilik: Arıtılmamış deşarjlar, plastikler ve pasif avcılığa devam eden hayalet ağlar.
Biri ekosistemi zayıflatırken diğeri toparlanma kapasitesini azaltıyor, bu yüzden bir alanı yalnızca koruma alanı ilan etmek değil, sahada aktif şekilde korumak zorundayız. EKOSİSTEMİ ONARMAK - Tavşan Adası neden önemli ve bu süreç size ne öğretti? Tavşan Adası, Marmara’nın kirlilik ve iklim baskısına karşın canlılığını koruyan mercan toplulukları ve ilişkili habitatları nedeniyle önemli.
11 yılı aşkın bilimsel izleme, temizlik, restorasyon ve kamu kurumlarıyla çalışma sonucunda 2021’de ada çevresindeki yaklaşık 7.76 km2’lik alan “kesin korunacak hassas alan” ilan edildi. Bu süreç şunu öğretti: Koruma kararı son değil, başlangıçtır. Alan; saha ekibi, sualtı-suüstü izleme sistemleri ve düzenli saha faaliyetiyle izlenmeli, ihlallerde yetkili kurumlarla koordinasyon kurulmalı.
Başarı; bilimsel kanıt, hukuki statü ve saha uygulaması aynı anda çalıştığında geliyor. - Zarar görmüş deniz ekosistemlerini onarmak ne ölçüde mümkün? Onarım mümkün ama sonsuz değil. Önce tahribatın kaynağını durdurmak gerekir, yoksa restorasyon, açık musluğu kapatmadan yeri silmeye benzer.
Biz kopmuş ama canlı mercanları uygun alanlara naklediyor ve uzun süre izliyoruz. 650’yi aşkın mercanla yaptığımız çalışmada yaklaşık yüzde 80 hayatta kalma oranına ulaştık. Bu; doğru tür, doğru alan ve sürekli izlemenin işe yaradığını gösteriyor.
Ancak bir koloniyi yaşatmak, tüm ekosistemi geri getirmekle aynı değil, etkin iyileşme yıllar alır. - Vatandaş bilimi denizlerin korunmasında nasıl bir fark yaratabilir? Denizler çok geniş; hiçbir kamu kurumunun ya da bilim ekibinin her noktayı sürekli izlemesi mümkün değil. DYKD’nin geliştirdiği, Türkiye’nin ilk dijital biyoçeşitlilik haritası Mavi Atlas mobil uygulaması; balıkçıların, dalgıçların, yelkencilerin, hatta tüm vatandaşların tür ve tehdit gözlemlerini aynı sistemde topluyor.
Böylece dağınık gözlemler doğrulanabilir kayda, kayıtlar önceliklendirilmiş eyleme dönüşüyor. Örneğin hayalet ağ ihbarları sahada doğrulanıp operasyonlarda önceliklen-diriliyor. Vatandaş bilimi uzmanlığın yerine geçmez ama erişimi genişletir, erken uyarıyı artırır ve insanları korumanın ortağı yapar.
BİRLİKTE HAREKETE GEÇMEK - Üç Adalar’da nasıl bir koruma modeli oluşturmayı hedefliyorsunuz? Üç Adalar’a Tavşan Adası’nın kopyasını değil, çalışma prensiplerini taşıyoruz. Önce biyoçeşitlilik, balıkçılık baskısı, turizm, demirleme ve su sıcaklığı gibi tehditler için başlangıç verisi topluyoruz.
Ardından kamu kurumları, bilim insanları, balıkçılar, dalış okulları ve yerel topluluklarla zonlama, kullanım kuralları ve izleme göstergelerini birlikte tasarlayacağız. Model; yasal koruma, yönetim planı, sürekli izleme, gerektiğinde aktif restorasyon ve raporlamadan oluşacak. Başarıyı yalnızca ilan edilen alanla değil, biyoçeşitlilikteki iyileşme ve paydaşların sürece sahip çıkmasıyla ölçeceğiz. - Bir bitki olsaydınız hangi bitki olmak isterdiniz, neden?
Denizlerdeki denge tek bir âlemle sınırlı kalamaz; bu yüzden cevabımı bir bitki ve hayvanla vereyim: Posidonia oceanica (deniz çayırı) ve mercan. Posidonia oceanica tek başına gösteri yapmaz, geniş çayırlar kurup yüzlerce canlıya barınak olur, çok miktarda karbon tutar ve kıyıları korur. Mercan ise bitkiyi andırsa da binlerce polipin sabırla birleşip inşa ettiği dirençli, rengârenk bir hayvandır.
Denizin korunması da tam bu iki âlemin buluştuğu yerdir. Tek başına kahraman olmaya çalışmak değil, Posidonia gibi sabırla kök salmak, mercan gibi kenetlenmek ve florayla faunayı birlikte yaşatmak. COP31’DE RİSK VE FIRSAT En büyük risk, denizlerin iklim politikasının dışında kalması ve küresel taahhütlerin bütçesi, yönetim planı, denetimi ve yerel katılımı olmayan alanlar üretme potansiyeli.
En büyük fırsat ise COP31’in bu yıl Antalya’da düzenlenecek olması. Türkiye, Akdeniz’in ısınan gerçekliğini ve Marmara’dan Akdeniz’e uzanan uygulama deneyimini dünya gündemine taşıyabilir; koruma alanlarını iklim uyumu, restorasyon, mavi karbon ve doğa finansmanıyla ele alarak ölçülebilir bir deniz koruma planı başlatabiliriz. Ev sahipliği yalnızca görünürlük değil, uygulama liderliği fırsatıdır.
HAYALET AĞLARDAN DÖNGÜSEL EKONOMİYE Hayalet ağlar, denizde kaybolan ya da terk edilen ve kullanılmadığı halde pasif avlanmaya devam eden av araçlarıdır. Plastik olmaları nedeniyle mikroplastik salımına da yol açarak denizlerin ve ekosistemin sağlığını zehirlerler. Döngüsel ekonomi, hayalet ağları “atık” olmaktan çıkarıp koruma çalışmalarına kaynak yaratabilir.
Bugüne kadar denizden 650 bin m²’yi aşkın ağ çıkardık. Özellikle PA6 içeren ağları granüle çevirerek güneş gözlüğü çerçevesi gibi ürünlerde yeniden kullanıyor, elde edilen gelirle Hayalet Ağ Avcıları projemizi finanse ediyoruz. Böylece insanları denizlerin geleceğine yatırım yapan bir mücadelenin parçası olmaya çağırıyoruz.
Ancak döngüsellik mücadelenin mazereti olamaz; asıl hedef ağların en başta denize düşmesini önlemek. En doğru döngü, denize hiç düşmeyen ağla başlar.