Şarkıdaki gibi, “Dünya dönüyor, dönüyor...” PEŞ PEŞE GELEN GELİŞMELER “Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan Ortak Savunma Anlaşması başımıza ne dertler açar?” derken Türkiye’nin ABD’den aldığı bazı ağır silahları ve mühimmatı Ukrayna’ya devretmek için ABD’den izin istediği ortaya çıktı. Bu gelişme Trump ’ın Üçlü Savunma Anlaşması’nı neden sevdiği konusunda gözümüzü açtı. İşin içinde iş olabileceğini tahmin edebiliyorduk da olaylar arasındaki bağlantıların bu kadar çabuk ortaya dökülmesi yine de sürpriz oldu.
RUSYA’NIN TEPKİSİ Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zaharova , Türkiye’nin ABD’den aldığı ağır silahların ve mühimmatın, RusyaUkrayna savaşının kızıştığı bir dönemde Ukrayna’ya devredilmesinin, Ukrayna krizini barışçıl biçimde, diplomasi ile bitirmek istediklerini söyleyen taraflar (Türkiye ve ABD) için çelişki olduğunu söylüyor ki haksız sayılmaz. Zaharova, bu adımın Rusya-ABD ve TürkiyeRusya ilişkilerine ciddi bir darbe olacağına ve Ukrayna’ya silah göndermemeyi taahhüt etmiş olan Türkiye ve Rusya arasındaki güven ilişkisine ciddi zarar vereceğine de işaret ediyor. ATEŞLE OYNAMAK Karadeniz’deki en güçlü komşumuz Rusya ve Montrö Sözleşmesi düşünüldüğünde, bu silahların Ukrayna’ya devredilmesi, Türkiye’nin bugünkü koşullarda atabileceği en yanlış adımdır.
Karşılığında ABD’nin Türkiye’ye verebileceği hiçbir şey, yol açacağı zararı ortadan kaldıramaz. Yıllardır Montrö Sözleşmesi’nden kurtulmaya çalışan ABD, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin sıkıntıya girmesinden sadece sevinç duyacaktır. Bütün bu özel koşulları bir tarafa bıraksak bile, uluslararası ilişkilerin ve hukukun, eğer savaşa katılmak istemiyor, tarafsız kalmak istiyorsa, savaşan taraflara silah satmamak, göndermemek yerleşik kuralı bile Türkiye’nin bu adımı atmaması gerektiğini gösterir.
Rusya Türkiye için her koşulda dikkatli ve iyi ilişkiler sürdürülmesi gereken bir devlettir. Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk tarafından belirlenen dış politikasının temel ilkelerinden birisi budur. EGE DENİZİ’NDE NE OLUYOR?
Rusya’nın, tepkisinin ateşi sönmeden, Türkiye’nin kuzey ve güney Ege’de ilan edeceği iki yeni deniz parkı, Yunanistan’da kopardığı fırtına nedeniyle gündeme geldi. To Vima gazetesi, Türkiye’nin Ege Denizi’ni ikiye bölmeye hazırlandığını iddia etti. 1970’li yıllardan başlayan ve 1980’li yılların ortasında Taşoz krizi ile Türkiye ile Yunanistan’ı savaşın eşiğine getiren; Türkiye-Yunanistan ve NATO gündemini meşgul eden bu kavram, Türkiye’nin Ege kıta sahanlığı anlaşmazlığındaki temel yaklaşımıdır.
Türkiye Ege Denizi’nde kıta sahanlığının sınırının, iki ülkenin anakaralarının arasındaki orta çizgi olduğunu düşünmektedir ki bu uluslararası hukuka ve genel uygulamaya uygundur. Türkiye’nin tezi, Ege Denizi’nde, Türkiye anakarasına yakın adaların kıta sahanlığı haklarının kısıtlı olduğuna dayanmaktadır. Bu yaklaşımın İngiltere ile Fransa arasındaki Kanal Adaları Anlaşması; çok yakın zamanlarda Yunanistan’ın, Adriyatik’te İtalya ile imzaladığı kıta sahanlığı anlaşması gibi örnekleri vardır.
Ancak Yunanistan, iş Türkiye’ye gelince, kendisi ile çelişmek pahasına, Ege adalarının kıta sahanlığı haklarının, anakaralar gibi tam olduğunu iddia etmektedir. Yunanistan’ın, Türkiye’nin deniz parkları girişimine karşı çıkarken uluslararası hukuka yollama yapması ancak konunun yabancısı olanlara doğru gelebilecek bir kandırmacadır. Türkiye’nin, Muğla ve Antalya illerinin deniz alanlarını kapsayan Fethiye-Kaş Deniz Milli Parkı ile Çanakkale ve Gökçeada açıklarını kapsayan Kuzey Ege Deniz Milli Parkı ilan etmesi uluslararası hukuka uygun, doğru bir karardır.
Ancak kararın kâğıt üzerinde kalmaması, uygulanması önemlidir. AKILCI DIŞ POLİTİKA “Efendiler, ...Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların ... gerçekler(i) karşısında hayalci olmak kadar büyük hata olamaz. ... Milli siyaset ... milli sınırlarımız içinde, ... kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin ... mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak... hayali emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak...
Uygar dünyadan, uygar ve insanca davranış ve karşılıklı dostluk beklemektir. (Nutuk II, s. 436-437)* ...Biz ... yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar peşinde koşarak düşmanlarımızın sayısını ve üzerimize olan baskıları arttırmaktansa doğal sınıra, kanuni sınıra dönelim. Haddimizi bilelim. ... biz hayat ve özgürlük isteyen milletiz.
Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı harcarız.” (M. Kemal ATATÜRK) İzlememiz gereken dış politikayı bilmek için Atatürk’ün bu sözlerinin dışında bir rehbere ihtiyacımız yoktur.