“Ne ABD ne SDG, ne PKK ne de Öcalan için “Büyük Kürdistan” hedefi buzdolabına kaldırıldı. ABD’nin nihai hedefi, bölünmüş bir İran, zayıflatılmış bir Türkiye, güçlendirilmiş bir “Kürdistan” ve onun doğal müttefiki İsrail ile Kürdistan/İsrail iş birliğine destek veren Arap sermayesi.” “İktidar, iktidarını sürdürmeye, DEM ve PKK da seçime kadar taviz koparmaya bakıyor. İlk çözüm sürecinde Hendek olaylarını unutmayalım.
Terör örgütüne verdiğiniz tavizden vazgeçtiğinizde siyasi bir çıkış aranamaz. Tek bildikleri dil “ateş kan ve barut” ile çatışma ortamını tırmandırırlar.” Emekli Tuğgeneral Ali Er Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı. - İsrail’in, Türkiye sınırına 70 km uzaklıktaki bir havaüssünü vurmasının ardından Netanyahu İsrail devlet televizyonunda “Anlamaları için mesaj verdik” ifadelerini kullandı. 27 Ekim’de ise İsrail’de seçim var.
Bu zaman diliminde Netanyahu daha ne kadar ileri gidebilir? İsrail’in en önemli sorunu, bölgedeki kurumsal yapıları ve kökleri sağlam devletlerin varlığı. Bu devletlerin başında da 100 yılı aşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti geliyor ki Avrupa’da dahi 100 yılı dolduran devlet bulmak zor.
İsrail’in hesapları büyük bir devletle karşı karşıya olduğunu bilmesine rağmen yanlış. İsrail’in Türkiye’yi açıkça risk ve tehdit olarak algıladığını ortaya koyması, Kudüs, Kıbrıs, Yunanistan üzerinden Türkiye’yi tehdit etmeye kalkması kendi ayağına kurşun sıkması anlamına geliyor. Çünkü bunun sonu belli. - Nedir belli olan son?
İsrail, Türkiye’ye zarar verebilir ama Türkiye devletleşme sürecini tamamlamamış devlet, İsrail’e onanmaz yaralar açar. Bir daha kendini toparlaması zorlaşır. Bu çok net. - İsrail bize nasıl bir zarar verebilir?
İsrail en fazla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin muharebe gücünü bir süreliğine yıpratabilir ama Türkiye’nin gücü İsrail’in uzun vadede bizi yıpratmasına yetmez. Türkiye’nin stratejik ağırlığı sadece bölgesel değil küresel de. İsrail’in Türkiye’yle hesaplaşması için ABD’nin Türkiye’yi tam anlamıyla gözden çıkarması gerek. - Türkiye’nin NATO üyeliğinin etkisi de yok mu?
Bakınız, NATO demiyorum. Çünkü Suriye coğrafyasında Türkiye’yle İsrail arasında meydana gelebilecek bir çatışmaya NATO’nun doğrudan angaje olacağını düşünmüyorum. Çünkü out of area operation (görev alanı dışı) kapsamına girer, Türkiye’nin ülke dışındaki güçlerine yönelik bir saldırı NATO’nun altıncı madde kapsamına girmez.
NATO buna karışmaz. Türkiye de ister mi bilinmez. - ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack havvaüssü saldırısıyla ilgili Türkiye’nin uçak kaldırması durumunda savaş çıkabileceğini söyledi. Netanyahu provakasyona devam ederse böyle bir ihtimal öngörür müsünüz?
Bunun Türklerin keşif unsurları ayrıldıktan sonra yapılan bir harekât olduğu apaçık ortada. En fazla “psikolojik harekât” diye ifade edilir. Başka hiçbir anlamı yok.
Orada Türk askeri konuşlanmış olsa, orası Türk uçakları tarafından kullanıyor olsa durum farklı olurdu. Zaten öyle bir durumda İsrail de cüret edemez, o cesareti gösteremezdi. Netanyahu seçimlere kadar son atımlarını kullanıyor, aşırı milliyetçileri ve onlara yakın olanları hedef alıyor ve safları sıklaştırmaya çalışıyor.
Ancak ABD’nin şu an İsrail’in şımarıklıklarına tahammül edebileceğini düşünmüyorum. ‘İSRAİL DAHA İLERİ GİDEMEZ’ - Yani daha ileri gidemez mi? Gidemez. Çünkü ABD’nin önceliği artık Çin.
ABD’nin İran’daki aceleciliği de bunu gösteriyor. - ABD’de de seçim yaklaştı... Hem seçim var hem de Çin bölgede ABD ile denge kurabilecek kapasiteye ulaşmak üzere. ABD Başkanı Trump’ın duygusal davranış biçimleri, ABD devlet aklının bir parçası.
İran şu an ABD için büyük bir sorun. İran’ın, ABD’nin bölgedeki müttefiklerine sorun çıkartmayacak kadar zayıflatılması gerekiyor ki ABD tüm dikkatini Çin’e verebilsin. - Netanyahu döneminde Genelkurmay Başkanlığı yapan Gani Eizenkot seçim anketlerinde Netanyahu’nun en büyük rakibi olarak öne çıkıyor. Eizenkot’un profilini düşündüğünüzde kazanması Türkiye’yi nasıl etkiler?
Özellikle asker kökenli, stratejik düşünen, muhakeme yapmaya alışkın bireyler, siyasete girip oy almak için söylemlerini sertleştirseler de iktidar koltuğuna oturduklarında iş değişir. “Heyecanlı” söylemler yalnızca iç politikaya dönük kullanılabilir. İran savaşı dahi İsrail’in uzun süreli bir mücadeleyi götüremeyeceğini ortaya koydu. ‘NE YAPACAĞIMIZI KIBRIS’TA GÖSTERDİK’ - Türkiye İsrail için bir tehdit mi?
Türkiye’nin dış politikasında herhangi bir ülkeye tehdit olması söz konusu değil. Bizde iktidarlar değişse de “Yurtta sulh, cihanda sulh” söylemini 100 yıldır uyguluyoruz. Türkiye’nin nasırına bir kez Kıbrıs’ta basmaya kalktılar ve biz ne yapacağımızı gösterdik.
Bu kadar basit. Dolayısıyla Türkiye kimseye tehdit değil. Türkiye, Türkiye’yi haddi olmadan kendisine tehdit olarak gören ülkeler için büyük bir baş ağrısıdır.
Hiçbir zaman onların kışkırtmalarıyla uzun süreli bir stratejik hataya düşmez. - SDG kendini fesh ettiğini ve Suriye ordusuna entegre olduğunu açıkladı ancak hiyerarşik yapıya dahil olmayacağı görüşü öne çıkıyor. Bu gelişmeyle dengeler nasıl değişti? Bu karar SDG’ye yine SDG’nin patronları tarafından yani ABD tarafından aldırıldı.
Çünkü az önce ifade ettiğim gibi ABD, Çin nedeniyle geri bölgesinde baş ağrısı istemiyor. - Peki bu, Türkiye’nin başını ağrıtacak bir gelişme mi? Şu çok net: Ne ABD ne SDG, ne PKK ne de Öcalan için “Büyük Kürdistan” hedefi buzdolabına kaldırıldı. Ancak Barzani 2017’de Kürdistan bağımsızlık referandumu yapmaya kalktığında onu ABD durdurdu.
Çünkü zamanı değildi. ABD’nin nihai hedefi, görmek istediği son resim (end state), bölünmüş bir İran, zayıflatılmış bir Türkiye, güçlendirilmiş bir “Kürdistan” ve onun doğal müttefiki İsrail ile Kürdistan/İsrail iş birliğine destek veren Arap otokratik ve monarşik sermayesi. ‘SURİYE TAŞIYICI ANNE’ - Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor” dedi. Birkaç yıl öncesine kadar terörist olarak kabul edilenlerin bugün statü sahibi siyasi aktörlere, hatta devlet başkanlarına dönüştüğü bir süreçten geçiyoruz.
Bu süreç, tarihin yeniden yazılması mı, bölgede sınırların ve güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesi mi? Suriye devlet başkan Ahmed Hüseyin eş-Şara teröristti, başkan oldu. SDG kendini fesh edince Mazlum Abdi’yi de kendine danışman yaptı.
“Tencere Kapak misali.“ Diğer taraftan bu gelişme Suriye’de devletleşen bir PKK’nın resmi değil mi? Gelinen noktada Suriye taşıyıcı anne görevi görecek. Suriye’de Kürdistan, Irak’ta Barzani yönetimi ve dilim varmıyor ama şartlar olgunlaştığında akıllarında Türkiye’nin olduğunu da biliyoruz...
Bunları birleştirebilmeleri için öncelikle kendi coğrafyalarında bağlı oldukları devletler içerisinde o devletlere meydan okuyabilecek güce ulaşmaları beklenecek. Erken öten horozun başı kesilir, ABD horozlar erken ötsün istemiyor. ‘BU SÜREÇTEN TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİ, BÜTÜNLÜĞÜ ÇIKMAZ’ - Sizin söylemeye diliniz varmadı ama Türkiye’nin farklı illerinde PKK’lılar için düzenlenen taziyelerin birinde DEM Parti Eş başkanı Tülay Hatimoğulları “dört parça Kürdistan coğrafyası”ndan söz etti... Dört ülkede “Kürt bölgesi” olarak tarif ettikleri her parçanın taşıyıcı anneliğini içinde bulundukları devletler yapıyor.
Terörsüz Türkiye denen süreçte Türkiye de taşıyıcı anneliğe soyunduruldu. Bu süreçten Türkiye’nin birliği, bütünlüğü çıkmaz. Bölünme nidaları atan, ayrılıkçı bir Kürt hareketi güçlenerek çıkar. ‘ETNİK GRUPLARA ÖZEL YASA OLMAZ’ - Kamuoyunda sürece karşı olanlar ilk çözüm sürecinde olduğu gibi “barış karşıtı” diye eleştiriliyor.
Bu “barışın” bedeli ne olacak? Sürecin başında “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimseyle pazarlığa oturmaz” denmişti. Ama şu an silah bırakmak için bile önce devletten adım beklediklerini görüyoruz.
Zaten yaşananlar için “barış” kelimesi kullanılması çok yanlış. Barış savaşan devletler arasında olur. Terör, Türkiye’nin ayrılıkçı bir iç sorunudur.
Türkiye’de şu an konuşulanlar ayrılıkçı PKK’nın talepleri değil. Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için sorun olan hak, hukuk, adalet ile temsiliyet gibi politik konular ve sanki PKK’nın Türkiye’den istekleri gibi gösteriliyor. Türkiye’de hukukun üstünlüğünü, anayasal hak ve özgürlüklerin sonuna kadar kullanılmasını, kuvvetler ayrılığını, bağımsız bir yargıyı herkes istiyor.
Belirli etnik gruplar için özel anayasa, yasa olmaz. ‘MECLİS’TEKİ 467 EVET OYUNDAN CESARET ALDILAR’ - ABD’nin nihai hedefinden söz ettiniz. Bu hedef doğrultusunda bugün hem Suriye’de belli bir aşamaya gelindi hem de Türkiye’de süreç kapsamındaki çerçeve yasa 467 milletvekilinin oyuyla Meclis’ten geçti. Bu noktadan geri dönüş var mı?
Bu noktadan PKK açısından geri dönüş yok. PKK bir terör örgütüdür. Gerek PKK gerek DEM Parti’liler tüm açıklamalarında aba altından sopa gösteriyor.
Onlara bu cezareti Meclis’teki 467 evet oyu verdi. Burada iktidarın ve PKK’nın Meclis’teki temsilcilerinin bir hesabı var. Eğer iki tarafın birleştiği nokta, Türkiye’nin anayasal düzenini değiştirmek, Türkiye’yi hak ve özgürlüklerin azınlıklar üzerinden tanımlandığı bir ülke yapmaksa, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılması anlamına gelir.
Ben bunu olası görmüyorum. Ancak bu süreç eninde sonunda PKK’ya fayda sağlar. Çünkü PKK süreç sonunda Türkiye’yi yıpratır, Türkiye’nin devlet sistemini bozar.
Yıpranan, birbirine düşmanlaşan, güven ortamının kalmadığı bir ortamda, asıl hedefi Türkiye’den ayrılmak olan gruplar daha cesaretlenir ve daha rahat hareket alanı bulurlar. - “İktidarın ve PKK’nın Meclis’teki temsilcilerinin bir hesabı var” dediniz. Nedir sizce hesap? Herkes kendi hesabına göre iş yapıyor.
İktidar gelecek seçimlerde de iktidarını sürdürmek için adım atarken, DEM ve PKK “O zamana kadar ne kadar taviz koparırsak kar” diye bakıyor. Bu politikanın sonu çok kanlı bitebilir. Hala mı ders almadık...
Unutmayalım, ilk çözüm sürecinin ardından Hendek olaylarında 800’lere ulaşan şehit verdik. Çünkü başta verilen tavizlerden sonra geri dönüldü. Karşımızda silahlı bir terör örgütü var, verdiğiniz tavizden vazgeçtiğinizde siyasi bir çıkış aranamaz.
Tek bildikleri dil “ateş kan ve barut” ile çatışma ortamını tırmandırırlar… - Yine benzer bir tehlike olduğundan mı söz ediyorsunuz? “Riski var” diyorum. Bunlar nasıl görülmüyor, şaşkınlık içindeyim. ‘ŞARTLAR OLGUNLAŞTIĞINDA PJAK EKLEMLENMEYE HAZIR’ - İran uzun zamandır ABD’ye direniyor.
PJAK da İran devletine karşı Trump’ın çağrısına rağmen harekete geçmedi. PJAK’tan yapılan son açıklamada PKK’nın feshedilm esinin kendileriyle doğrudan bağlantısı olmadığı da söylendi. Buradaki durum nihai hedefte değişiklik yaratır mı?
PJAK’ın kapasitesi yeterli değil. PJAK’ın İran’da harekete geçmesi için hem Irak hem de Suriye’deki PKK unsurlarından destek gelmesi gerekiyordu. Öyle bir durumda Irak ve Suriye’deki unsurlar zayıflayacaktı ve çok zaiyat verilecekti.
Bu olmadı çünkü PKK kendini ucuza satmak istemedi. “Önce Türkiye’deki kazanımlarımızı cebimize koyalım, sonra İran’ı düşünürüz” dendi ve hedefe ulaşıldı. Çünkü Türkiye’de büyük bir durum üstünlüğü sağladılar.
PJAK’ın İran’daki çatışmaya girmemesi Türkiye’deki süreci hızlandırdı. Öte yandan İran’ın, direnişi Kürdistan planını değiştirmez. Çünkü Kürdistan planı ayrı bir stratejik resim.
İran’ın PKK’nın devletleşme sürecine etkisi olmaz. Çünkü bölgede olası bir zayıflamada PKK, ayrılıkçı, en organize güçlerden biri olduğunun farkında. Dolayısıyla şartlar olgunlaştığında PJAK ana kaynağına eklemlenmeye hazır.
PORTRE 1954’te Balıkesir’de doğdu. Kuleli Askerî Lisesi’ni, Kara Harp Okulu’nu, Kara Harp Akademisi’ni tamamladı. ABD Marine Kurmay Koleji’nden ve TSK Akademisi’nden mezun oldu.
Takım Bölük ve Tabur Komutanlığı ile terörle mücadelede bölge güvenlik komutanlığı yaptı. Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri, Ordu ve Kolordu karargâhlarında görev yaptı. NATO IMS’te Müşterek Harekât Başkanlığı görevinde bulundu.
Bu göreve seçilen ilk Türk subayı oldu. 1997’ye kadar NATO IMS’te beş kişilik yeni komuta yapısı sekretaryasında harekât teşkilat ve planlama mimarisi çalışmalarına başkanlık etti. 2003 YAŞ kararları ile Tuğgeneralliğe terfi etti, 2007’de kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.