Yasallık zemininde belirli bir normlar hiyerarşisi vardır. Üst normlar, alt normların dayanağını oluşturur. Bu yüzden alt normlar asla üst normlara aykırı olarak düzenlenemez.
Bir arada yaşama kültürünün teminatı olan yasallık zeminindeki norm hiyerarşisi şudur: anayasa – uluslararası anlaşma – yasa – kararname – yönetmelik – diğer düzenleyiciler. Yani anayasa, her şeyin dayanağıdır! Emre Kongar ’ın “devlet aklı” tartışmalarına ilişkin salı günkü yazısında hatırlatma gereği duyduğu gibi “’Devlet Aklı’ zaten Anayasa demektir ve ona uyulmasını gerektirir; onu ihlal etmenin gerekçesi olamaz!” Yani devlet, anayasaya göre düşünür ve ona göre eyler.
Ülkece bir türlü idrak edemesek de politikanın ve politikacıların varoluş gerekçesi de bu normlar düzeninden gelir. Bu yüzden politikacılar (gerçek olanları), ülkenin yasallık zeminini daha sağlam hale getirmek, normlar düzenini daha güçlü şekilde inşa etmek uğraşan insanlardır. Gelgelelim ülkemizde bu yasallık zeminini nasıl daha sağlam, normlar düzenini nasıl daha güçlü yapacağız diye düşünen politikacıların sayısı çok çok az!
Vurgulamak gerek; çok az bile değil, çok çok az! Ülkemizde “ politikacı ” dendiğinde zihnimizde belirenlerin yasallık zeminini nasıl bozup normlar düzenini nasıl ortadan kaldıracağına kafa yoran insanların olması bunun apaçık kanıtı. İşte bu yüzden devrimci meclisimiz, maalesef devrimleri koruyup geliştirmek yerine gün be gün bizi gerilere götürüyor.
İktidarı olsun, muhalefeti olsun; bu böyle! Hayır, bir karşıdevrim zihniyeti olan cehalet, yalnızca iktidar ve şürekasında bulunmuyor; “ butlancı ” kurucu parti yönetimi zaten her birimizin malumu oldu artık. Ama kendilerine emanet edilen cumhuriyet için harekete geçen gençliğin bir umut olarak ön plana sürdüğü isimler bile (şimdinin Yeni Parti kadroları) bunu önemsemiyor, anlamıyor!
Önemsemediklerini ve anlamadıklarını, bizler, başucuna koydukları kitaplarla anlıyoruz, Özal’a saygı duruşuna geçmelerinden anlıyoruz, anayasaya aykırı yasaya “evet” derlerken anlıyoruz. Ve tüm bunları yapıp ettikten sonra halen durup durup gayet rahat vicdanlarla hareket ettiklerini bildirip durmalarından da anlıyoruz. Acı gerçekliğimiz bu: karşıdevrim zihniyeti olan cehalet, ülkemizin her yerinde kol geziyor!
MEB’İN GENELGE OLMAYAN GENELGELERİ Başa dönelim; normlar hiyerarşisinde dikkat ettiğiniz üzere en altta çoklukla “diğer düzenleyiciler” diye nitelenen bir başlık bulunuyor. Yönergeler ve tebliğler gibi genelgeler de bu başlığın içinde yer alır. Normlar hiyerarşisinde en altta bulunan metinlerdir bunlar.
Şu hâlde bir genelgenin, üstünde yer alan her norma uyması, asla onlara aykırı olmaması gerekir. Ama öyle olmuyor işte; çünkü kararnamelerle yasaları, yasalarla anayasayı ilga etmenin politika yapmak olduğunu sanan çeşit çeşit karanlık zihinler, MEB bünyesinde de aynı şekilde hareket ediyor. Bilhassa son bakan döneminde genelgelerle yönetmelik ve yasaların, hatta anayasanın ve hatta anayasanın değiştirilemez maddelerinden laisizmin bile ilga edilmesine yönelik yepyeni bir norm hiyerarşisi kullanılıyor: tümüyle tersyüz edilmiş bir hiyerarşi!
İşte bu tersyüz edilmiş norm hiyerarşisiyle iş görmeye çalışıyor MEB. Bu şekilde genelge üstüne genelge yayınlayıp üst normlarda bulunmayan yasaklamalar koyuyor okullarımıza. Öğrencilerin neşesi olan okul kutlamalarını yasaklıyor, öğretmenlere göz dağı verip öğrencileri ve velileri tedirgin ediyor.
Bunun en son örneğini Özel Kalem Müdürlüğü tarafından kaleme alınan 19 Ağustos tarihli “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” konulu genelgede yaşıyoruz. Artık sıradan bir halmiş gibi, yayımlandığı günden bugüne “Bu genelge ne diyor?” diye tartışmalar yapıyoruz. Sahi, bir genelge niye bu kadar tartışılır?
Yönetmelik değil, yasa maddesi değil, anayasa maddesi hiç değil. Nedir ki bir genelge metni, bu kadar tartışılsın? Yanıt verelim ve bilmesi gerekenlere yüksek sesle hatırlatalım; bir genelge görevli ve sorumlu kimselerin neyi, neden ve nasıl yapmaları gerektiğini somut olarak göstermek için açık ve anlaşılır bir dille, bağlayıcı ve kesin ifadelerle ve mutlaka mevzuata eksiksiz ve doğru atıflar yaparak yazılan talimat metnidir.
Kısacası, bir genelge, yönetmelikler ve yasaların nasıl uygulanacağını gösteren metindir. Ancak önümüzde duran 44 maddelik metinde durum pek de bu değil. Bakın, genelge metni henüz birinci maddesinde bir genelge olmaktan çıkıp birbirine derme çatma bir şekilde eklemlenmiş ideolojik birtakım betimlemeler yapmaya başlıyor.
Yetmiyor, ilk üç madde boyunca retorik bir dille normatif talimatları iç içe geçiriyor. Ve sonra ilerledikçe bazı maddelerde ne dediği iyice anlaşılmamaya başlıyor. Anlaşılan bazı kısımların da mevzuata aykırı olduğu görülüyor!
Nihayetinde doğrudan uygulamayı hedefleyen sade ve anlaşılır olması gereken bir idari belgenin çok ötesinde bir metin çıkıyor karşımıza. Evet, ilgi bölümünde yasa ve yönetmeliklere birçok atıf var. Ancak, bazı maddelerde yapılan atıfların bir dayanak olmadığı da ortada.
Sözgelimi, en çok tartışılan maddelerden 23. maddeye baktığımızda; madde, öğretmenlere önlük giymeyi zorunlu kılıyor ve gerekçe olarak “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik” e işaret ediyor. Biz de her aklı başında insan gibi bu yönetmeliğe bakıyoruz; yönetmeliğin 1982 tarihli ve içinde halen “bayan ve erkek” gibi ( bkz: ilgili yönetmelik Madde 12 ) cinsiyetçi söylemleri barındırmasını, güncelliğini bir hayli yitirmiş olmasını ve yıllardır ciddi bir şekilde bir yenileme yapılmamasını da bir kenara bırakıp baştan sona okuyoruz onu. Ve dayanak olarak gösterilen bu yönetmelikte böyle bir bağlayıcı hükmü göremiyoruz!
Göremiyoruz, çünkü böyle bir hüküm yok! İşte aynısı yapılıyor yine; genelge kendini yönetmelik yerine koymaya çalışıyor, yasa yerine koymaya çalışıyor! Genelgeyi yazanlar kendini mevzuattan, amir hükümlerden muaf kılıyor ve kendilerini yasa koyucu yerine koyuyor!
İşi ve görevi, yani adından hareketle bakması gereken şey, eğitimin yürütülmesinde baş aktör olan öğretmenlerin görevlerini yapmaları için iş ve işlemlerini kolaylaştırmak olan Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmenlere muğlak ifadelerle parmak sallıyor! Şöyle bir bakalım ve soralım: Madde 23’te öğretmen kıyafetinin “toplumsal hassasiyetlere uygun” olması şartı ne demektir? Madde 29’ta bir eğitim profesyoneli olan öğretmenin en başat görevlerinden biri olan yardımcı kaynaklar önermesi ve öğrencilerine kesinlikle kullandırmaması nın gerekçesi nedir?
Madde 21’de bir her öğretmenin temel görevlerinden biri olan ölçme değerlendirme uygulamalarına yönelik, “öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişimlerini olumsuz yönde etkileyebilecek, adı veya niteliği ne olursa olsun Bakanlık dışında hazırlanan ve organize edilen sınav niteliği taşıyan hiçbir uygulamaya izin verilmemesi” ne demek? Ortada bir yapılacaklar kılavuzu yerine, bir yasaklar listesi sıralanan bu metne genelge mi deniyor? Bu mudur bir genelge?
Vurgulayalım; MEB’in işi, bir eğitim profesyoneli olan öğretmene şunu yapamazsın, bunu kullanamazsın, böyle giyinemezsin falan demek midir? Evet, okullarımızda birileri birçok şeyi istismar ediyor. Görevini kötüye kullanıyor, bazı veliler öğretmenlere iftira atıyor, tehdit ediyor, kimi yöneticiler öğrencilerden zorla para toplayıp sınav yapıyor.
Buna benzer pek çok kirli uygulama var. Ama tüm bunların çözümü nedir? MEB’in ona, buna, şuna herkese parmak sallaması mı, yoksa denetimlerini yapıp bu kişilerle ilgili gereğini yapması mı? *** Yanlışı durdurmak için doğru olan feda edilmez ve zora sokulmaz!
Genelgeler, üst normları uygulama aracıdır, onları genişletme, yıpratma, bozma ya da değiştirme aracı değildir. Genelgelerle, yönetmelik ve yasalarda olmayan yeni bir düzenleyici işlem tesis edilemez, tesis edenlerin yönetmelik ve yasaları çiğnedikleri için soruşturulmaları gerekir! Okullarınızı yalnız bırakmayın!
Öğretmenlerinizi yalnız bırakmayın! Eğitimcileri yalnız bırakmayın! MEB’in her ders yılı öncesinde yapması gerekip de bir türlü vaktinde yapmadıklarına ilişkin iş ve işlemler gelecek yazımda…