sondakika.com
Son Dakika

İçişleri Bakanlığı'ndan üniversitelere "suç mahalli" muamelesi; YÖK'ten bonus: “Terörsüz Türkiye” vaazı

İçişleri Bakanlığı’nın 17 maddelik üniversite genelgesi, öğrenci gruplarını, sosyal medyayı, kampüs girişlerini ve eylemleri güvenlik denetimine bağlarken, YÖK de akademik yılın ilk dersinde “Terörsüz Türkiye” hedefinin işlenmesini istedi. Eğitim-Sen, genelgenin geri çekilmesini istedi.

Kapak görseli son-dakika.com tarafından üretildi

İçişleri Bakanlığı’nın üniversitelerde yeni akademik yıl öncesinde yayımladığı güvenlik genelgesi, öğrenci yaşamının giderek ayrıntılanan bir güvenlik denetimi ağının içine alındığına ilişkin tartışmaları alevlendirdi.

17 maddelik genelge: Üniversitelerde Güvenlik tedbirleri

İçişleri Bakanlığı'ndan 81 ilin valiliklerine gönderilen 17 maddelik “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” genelgesi, kampüsler ve öğrenci yurtlarında güvenlik önlemlerinin “Terörsüz Türkiye” süreciyle birlikte ele alınmasını istiyor. Genelgede, “terör ve suç örgütlerinin propaganda, eleman temini ve benzeri faaliyetlerinin engellenmesi” ile “istismar ve provokasyonların önlenmesi” temel amaçlar arasında yer alıyor.

Genelge bu amaçlarla öğrenci grupları ve eylem-etkinlikler hakkında istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilmesini; elde edilen bilgilerin ilgili birimlerle paylaşılmasını; “illegal/marjinal oluşum ve yapıların” özellikle kayıt dönemlerinde stant açmasının engellenmesini ve “terör örgütlerine müzahir kişi, grup ve hesapların” sosyal medya faaliyetlerine karşı işlem yapılmasını istiyor.

Kampüse girmek, Genelkurmay karargahına girmek gibi

Kampüs girişlerinde parmak izi tanıma, kartlı geçiş ve turnike sistemlerinin kullanılması; eylem ve etkinliklerin yoğun olduğu alanlarda kapalı devre kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması; öğrenci olaylarında görev alan özel güvenlik görevlilerinin elde ettikleri delil ve belgeleri muhafaza edip tutanağa bağlaması da genelgede yer alan hükümler arasında yer alıyor.

Eğitim Sen: “Üniversiteler kışla değildir”

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) genelgenin geri çekilmesini istedi.

Sendika, öğrencilerin ve üniversite çalışanlarının can ve mal güvenliğinin sağlanmasının kamunun sorumluluğu olduğunu; ancak güvenlik gerekçesinin demokratik hakları ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlandırmanın bir aracı olarak kullanılamayacağını belirtti.

Eğitim Sen’e göre genelgenin en sorunlu maddelerinden biri öğrenci grupları ve eylemlerin doğrudan istihbarat faaliyetlerinin konusu yapılması:

“Üniversitelerde güvenliği sağlamak başka, öğrencileri ve onların örgütlü faaliyetlerini sürekli izlenen ve denetlenen bir alanın parçası haline getirmek başkadır.”

Sendika, “illegal/marjinal oluşum” gibi hukuken sınırları belirli olmayan ifadelerin keyfî uygulamalara yol açabileceğini; iktidarı eleştiren, hak talep eden veya farklı görüşleri savunan öğrenci gruplarının güvenlik sorunu olarak değerlendirilebileceğini savundu.

Eğitim Sen açıklamasında protesto, bildiri dağıtma, stant açma, toplantı yapma ve örgütlenmenin demokratik üniversite yaşamının doğal parçaları olduğunu vurguladı ve görüşünü şu sözlerle özetledi:

“Üniversiteler kışla değildir; öğrenciler potansiyel suçlu değildir.”

Giderek ayrıntılandırılan ve tabana yayılan bir güvenlik rejimi

Üniversitelerin güvenlik politikalarıyla yönetilmesi yeni değil. İçişleri Bakanlığı’nın benzer genelgelerinin geçmişi en az 2017’ye kadar uzanıyor.

2021 tarihli “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” yazısı da valilikler bünyesinde “Üniversitelerde Huzur ve Güveni Artırma İl Komisyonları” oluşturulmasını, kampüslerin olay ve risk haritalarının çıkarılmasını, öğrencilerin sosyal, kültürel ve ekonomik durumlarının “olası güvenlik riskleri” açısından değerlendirilmesini ve üniversitelerde güvenlik irtibat personeli görevlendirilmesini öngörüyordu. Genelgenin kendisi de 2017, 2018 ve 2019 tarihli önceki yazılara atıfta bulunuyordu.⁠

Bu yılki genelgenin önemi, üniversitelerin ilk kez güvenlik perspektifiyle ele alınmasında değil, öğrenci yaşamının giderek ayrıntılandırılan anlarının ve unsurların güvenlik ve istihbarat konusu haline getirilmesi, neredeyse tüm öğürencilerin potansiyel suçlu, üniversitenin bir olası suç mahalli gibi tanımlanarak hedef kılınması.

2026 genelgesinde öğrenci grupları istihbaratın açık konusu haline getirilirken, yeni öğrencilerin karşılaşacağı stantlardan sosyal medya hesaplarına, kampüs girişlerinden protesto alanlarına ve özel güvenlik görevlilerinin delil toplamasına kadar uzanan ayrıntılı bir denetim zinciri kuruluyor.

Dikkat çekici bir başka madde de üniversitelerle ortak çalışmalar yoluyla öğrencilerin “terör örgütleri, bu örgütlere müzahir gruplar ve suç örgütlerinin faaliyetleri hakkında bilgilendirilmesini” istiyor. Genelge öğrencilerden ihbar veya kolluk faaliyeti talep etmiyor. Ancak genelgenin bakış açısından öğrenciler yalnızca güvenlik politikalarının nesnesi olmakla kalmıyor, sürekli olarak güvenlik söylemiyle muhatap kılınan unsurlar olarak bir kendiliğinden güvenlik öznesi olmaya itiliyor. Genelge, kampüste öğrenciler arasındaki olağan dostluk, dayanışma ve öğrenci yoldaşlığının gözetim ve şüphe kültürüyle ikame edildiği daimi bir yabancılaşma ikliminin egemen kılınmasının arzulandığına ilişkin kaygıları besliyor.

Bakanlık genelgesindeki önlemler İtalya'da ihlal sayılıyor

Genelgede kampüs girişlerinde parmak izi tanıma sistemlerinin, eylem ve etkinliklerin yoğun olduğu alanlarda ise kapalı devre kameraların kullanılmasının öngörülmesi, kişisel verilerin korunması ve ölçülülük bakımından ayrıca tartışmalı.

Avrupa Birliği’nde parmak izi ve yüz görüntüsü gibi biyometrik veriler özel nitelikli kişisel veri sayılıyor; kamera gözetimi de amaç, gereklilik ve ölçülülük testine tabi tutuluyor. Nitekim İtalya Veri Koruma Otoritesi, 2026’da çevrimiçi eğitim ağırlıklı eCampus Üniversitesi'ni, öğrencilerin kimlik ve devam kontrolünde yüz tanıma sistemi kullandığı için 50 bin avro para cezasına çarptırdı; daha az müdahaleci yöntemler varken biyometrik gözetimin yeterli hukuki dayanağı bulunmadığını belirtti.

Almanya’daki üniversite veri koruma birimleri de kart veya anahtar gibi daha hafif araçlar mümkünken parmak izi, yüz tanıma ve kapsamlı kamera gözetiminin ölçülülük sorunları doğurabileceği uyarısında bulunuyor.

İlk ders YÖK'ten bonus: “Terörsüz Türkiye”

İçişleri Bakanlığı genelgesinin hemen ardından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) da bütün üniversitelere “Terörsüz Türkiye” konulu bir yazı gönderdi.

YÖK Başkanı Erol Özvar imzasıyla gönderilen yazıda, 2026-2027 akademik yılı açılış törenlerinde ve ilk ders saatlerinde “Terörsüz Türkiye” hedefinin işlenmesi istendi.

AA'nın haberine göre, YÖK, üniversitelerin bilimsel bilgi, araştırma kapasitesi ve akademik birikimleriyle sürece katkı sunmalarını; konunun sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla ele alınmasını; ayrıca akademik çalışmalar, paneller, konferanslar ve çalıştaylar düzenlenmesini de talep etti.⁠

YÖK yazısında ilk derslerde konunun ele alınmasının öğrencilerin “farkındalıklarının artırılmasına”, milli birlik ve beraberliğin pekiştirilmesine ve toplumsal bütünleşmeye katkı sağlayacağı belirtildi. Üniversitelerden bu konuda “gerekli hassasiyeti göstermeleri” istendi.⁠

İçişleri’nin genelgesi ile YÖK’ün yazısı hukuken ve idari olarak ayrı iki düzenleme olmakla birlikte aynı tarihlerde devreye giren iki metin bir arada, üniversitenin yeni güvenlik doktrininin yeniden üretilmesi ve icrası kapsamında bir eylem ve uygulama alanına dönüştürerek geleneksel özgürlük alanı işlevinde arındırılması eiradesini yansıtıyor.

Eğitim Sen’in itirazı da bu noktada anlam kazanıyor:

“Üniversiteler, iktidarın düşüncelerinin tekrarlandığı değil; iktidar dâhil bütün güç odaklarının sorgulanabildiği yerler olmalıdır.”
Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Bianet sayfasına gidin.

bianet.org · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü