İnsanların aynı şeyi düşünmesi, aynı şeyi istemesi, aynı yerden bakması beklenebilir mi? Dünyaya biraz özenle baktığımızda, bunun pek olanaklı olmadığını görürüz. Aynı evde yaşayanlar bile her konuda anlaşamazken, milyonlarca insanın ortak bir yaşamı paylaşmasından söz ediyoruz.
Üstelik insan yalnızca farklı düşünmüyor; kendi düşüncesinin doğru olduğuna da inanıyor. Belki asıl sorun tam burada başlıyor: Birlikte yaşamak için anlaşmak zorunda mıyız? İnsanları bir arada tutan şeyin aynı düşünmek olduğunu varsayarsak, farklı düşüncelerin ortaya çıktığı her yerde ortak yaşamın bozulması gerekirdi.
Oysa yaşam böyle işlemiyor. İnsanlar yüzyıllardır birbirleriyle anlaşmadan da aynı şehirde yaşamış, aynı pazara gitmiş, aynı yollardan geçmiş; farklı inançlara, çıkarlara ve dünya görüşlerine sahip insanlar yan yana durmuş. BİRLİKTE YAŞAMAK Burada “anlaşmak” sözcüğünün iki anlamını ayırmak gerekiyor.


