sondakika.com
Son Dakika

‘Kurtuluş’ filmi gösterime giriyor, Demirkubuz’un DVD paketi piyasaya sürülüyor: Fransa’da Türk sineması sonbaharı...

Fransa’da uzun zamandan beri, Türk sineması için bu denli zengin bir mevsim açılışı yaşamamıştık...

Fotoğraf: Cumhuriyet

Fransa’da uzun zamandan beri, Türk sineması için bu denli zengin bir mevsim açılışı yaşamamıştık... Emin Alper’in son filmi “Kurtuluş” (Salvation) 2 Eylül’de Fransa genelinde geniş bir ağ üzerinde gösterime girmeye hazırlanırken, Zeki Demirkubuz’un üç filminden oluşan DVD/Blu-ray paketi de bu sonbahar piyasaya çıkıyor. Ayrıca, Fransa’nın en uzun soluklu ciddi aylık sinema dergilerinden biri olan Positif’in 787’nci (Eylül) sayısı hem genelde Türk sinemasına hem de afişlerdeki iki yönetmene, 15 sayfadan oluşan geniş ve doyurucu bir yer ayırıyor.

150 KOPYA GÖSTERİMDE Emin Alper’in filmi, geçtiğimiz Şubat ayında 76’ıncı Berlin Film Festivali’nde “jüri büyük ödülü”, yani Gümüş Ayı kazanmıştı. “Kurtuluş”, bu çarşamba gününden itibaren 150 kopya ile Fransa genelinde dağıtıma girmeden önce, geçtiğimiz hafta, küçük/ büyük birçok kentte yapılan ön gösterim seanslarında ilgiyle karşılandı. Paris’teki MK2 OdéonSaint-Germain salonunda, 28 Ağustos akşamı düzenlenen özel gösterimin ardından, filozof Ollivier Pourriol ve seyircilerle filminin günümüz izleyicisiyle nasıl bir iletişim kurduğu konusunda söyleşen Emin Alper, geceye katılmış olmaktan duyduğu mutluluğu, “entelektüel düzeyi çok yüksek bir etkinlikti” sözleriyle vurguluyordu.

Positif dergisi yazarı Christophe Chabert’in dikkat çektiği gibi: “’Kurtuluş’, iki köy arasında yeniden alevlenen bir toprak ve intikam çatışmasını anlatıyor. Dağın yamacındaki köy ile ovadaki köyün sakinleri arasındaki gerilim, inanç, korku, paranoya ve iktidar mücadelesine dönüşüyor. Alper burada western türünü Anadolu’ya taşıyor: belirsiz bir hukuk düzeni ile geleneksel adalet anlayışı karşı karşıya geliyor.

Bir köy halkı, korku ve toplumsal öfke üzerine inşa edilmiş fanatik bir kalabalığa dönüşüyor... Alper’in başarısı, politik bir meseleyi doğrudan “politik film” kalıplarına hapsetmemesinde. ‘Kurak Günler’de (Burning Days, 2022) polisiye türünü kullanan yönetmen, western, fantastik ve gerilim unsurlarını birleştiriyor. Dua sahneleri koreografik bir gösteriye dönüşürken, doğaüstü olaylar paranoyanın sınırlarını genişletiyor.

Böylece ortaya politika yapmayan büyük bir politik film çıkıyor...” Dergi, şu noktaya da dikkat çekiyor: Gerçek toplumsal ve tarihsel bağlam geri plana itilirken, “Kürt” sözcüğünün hiç telaffuz edilmemesi, seyircide bir belirsizlik yaratabilir... DEMİRKUBUZ’UN ÖZGÜN İÇ DÜNYASI... Aynı sayının diğer ağırlık merkezini Zeki Demirkubuz oluşturmakta.

Son filmi “Hayat”ın geçtiğimiz nisan ayında Fransa’da gösterime girmesinin ve çok beğenilmesinin ardından, yönetmenin üç filmi bir DVD paketinde toplanıyor: “Masumiyet” (Innocence, 1997), “Yazgı” (Le Destin, 2002) ve “İtiraf” (Confession, 2002). “Yazgı”nın Albert Camus’nün başyapıtları arasındaki “Yabancı”dan serbest bir uyarlama olması; ayrıca, 2002’de Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” (Un Certain Regard) seçkisinde “İtiraf” ile birlikte yer almasının oluşturduğu tarihsel ilk, bu DVD paketine ayrı bir anlam kazandırmakta. Positif dergisinde çıkan uzun Zeki Demirkubuz söyleşisi, yönetmenin sinema anlayışını ve bağımsız çalışma biçimini ortaya koymakta.

Otuz yılı aşkın süredir film yapan Demirkubuz, geçmiş yıllarda Fransa’da yaşadığı yapım deneyiminde, zaman içinde kısıtlı ve sürekli olması gereken sert koşullar içinde çalışmak zorunda kalmaktan rahatsız olduğunu; kendi ritmini ve projeleri zaman içinde olgunlaştırmayı tercih ettiğini söylüyor. “Görünür olanın kesinliğinin ardındaki görünmezi aramak” ise, Tarkovski, Kieslowski ya da Bresson gibi sevdiği sinemacıları birleştiren ortak tavır olarak beliriyor... Demirkubuz sinemasında yalnızlık, suskunluk, suçluluk, erkeklik ve iktidar ilişkileri birbirinden ayrılmıyor.

Positif dergisinin bu üç filme ayırdığı yazıda, ataerkil toplumun bireyleri nasıl sıkıştırdığı vurgulanıyor: “’Masumiyet’, ‘Yazgı’ ve ‘İtiraf’ta insanlar iletişim kurmakta zorlanmakta; sevginin yerini sahiplenme içgüdüsü, sözün yerini de suskunluk almakta...” FARKLILIKLAR... Fransa’daki bu verimli sinema sonbaharı, Fransız sinemaseverlere, iki yönetmenin filmlerini yeniden keşfetme fırsatı sunmakta. Emin Alper’in siyasal alegoriye dönüşen tür sineması ile Zeki Demirkubuz’un insanın iç dünyasına yönelen karanlık sineması yan yana geldiğinde, Türk sinemasının tek bir estetik ya da politik çizgiye indirgenemeyeceği görülüyor.

Positif dergisinin Türk sinemasina ayırdığı yer bu nedenle çok önemli: Türkiye’den gelen sinemayı “ulusal sinema” etiketiyle değil, kendi içindeki farklılıkları ve süreklilikleriyle okumaya çağırıyor.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü