Bu yazı, Midilli'deki Balizade Hasan Bey Camii'nin dört yüzyıllık hikâyesini anlatan üç bölümlük dizinin üçüncü ve sonuncu yazısıdır. Dizinin ilk ve ikinci yazısına aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilir: https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-in-egesi/midilli-de-balizade-hasan-bey-camii-1-ege-de-dogu-ruzgari-2517658 https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-in-egesi/midilli-de-balizade-hasan-bey-camii-2-bir-derya-beyi-nin-mirasi-2523482 Bundan önceki ilk iki yazıda Osmanlı yönetiminde Midilli adasındaki sosyal değişimi, Balizade Hasan Bey'in kim olduğunu, Midilli'ye bıraktığı vakfı ve yaptırdığı caminin doğuşunu anlatmıştık. Ama bir anıtın hikâyesi, inşa edildiği günle bitmez.
Onun da bir ömrü var. Zamanın akışı içinde anıtlar da doğal ve toplumsal gelişmelerden etkilenir. Balızade Hasan Bey Camii’nin geçmişi de bu bağlamda biraz karışıktır.
Bu yapının kapısı üzerindeki eski kitabe, caminin 17. yüzyılın başlarında Midilli eşrafından Balızade Hasan Bey tarafından yaptırıldığını gösteriyor. Önceki yazımızda, o tarihte yararlandığımız kaynaklara dayanarak caminin yapım tarihini 1615 olarak vermiştik. Ancak Osmanlı kaynaklarındaki Hicrî 1030 tarihine göre ve restorasyon sırasında yapılan yeni değerlendirmelerde kapı kitabesi 1620–1621 yıllarına tarihlendiriliyor.
Bu nedenle caminin yapım tarihini artık 1620–1621 olarak kabul etmek daha doğru görünüyor. Daha sonraki yıllarda, muhtemelen depremlerle büyük ölçüde yıkılan Balizade Hasan Bey Camiinin bulunduğu yere, Yunanistan’ın Midilli Eski Eserler Müdürlüğü'nün yayımladığı bilgilere göre, 1780 yılında yeni bir cami yapıldı. Ancak 1780 tarihli yeni yapıya ait kitabe daha sonraki depremde kayboldu, fakat eski caminin 1615 tarihli kitabesi günümüze kadar ulaştı. (https://www.efales-ar.gr/en/ancient_site/valide-djami-in-mytilene) Zamanla camiyi ilk yaptıran Balizade Hasan Bey'in adı unutuldu ve cami yakın zamana, restorasyon sürecinde yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlara kadar “Valide” Camii” olarak anıldı.
Kimdi acaba, Balizade'nin adının yerine geçen bu “Valide”, yani “Anne”? (Balizade Hasan Bey/Valide camii, Restorasyonda önce.) *** Midilli kaynakları, günümüze ulaşan vakfiye kayıtlarına dayanarak caminin Huri Hanım adlı bir kişiyle ilişkili olduğunu bildiriyor. Huri Hanım, Midilli Mütesellimi Halil Ağa'nın kızı Ümmü Gülsüm Hanım'ın annesiydi; Ümmü Gülsüm'ün eşi ise Hafız es-Seyyid Mustafa Efendi'ydi. (https://www.efales-ar.gr/en/ancient_site/valide-djami-in-mytilene) Oldukça varlıklı bir aile oldukları anlaşılıyor. Ümmü Gülsüm Hanım'ın 1792 tarihli vakfiyesinde, 20.000 kuruş ve gayrimenkullerin gelirlerinin bir bölümünün, annesi Huri Hanım'ın yaptırdığı cami veya camilerin imam ve hatiplerinin ücretlerine ayrıldığı belirtiliyor. (International Journal of Economics, Management and Accounting 30, no.
1 (2022): 27-54 © 2022 by The International Islamic University Malaysia THE IMPACT OF THE ELITE (ULEMA) CLASS ON THE OTTOMAN ECONOMY: THE CASE STUDY OF THE CASH WĀQFS Mehmet Buluta and Cem Korkut) Balızade Hasan Bey tarafından 1621 yılında yaptırılan, zamanla kullanılmaz hale geldiği anlaşılan ve 1780 yılında Ümmü Gülsüm’ün annesi Huri Hanım ve ailesi tarafından yeniden yaptırılan ve belki bu nedenle “Valide Camii” olarak anılan yapı ile ilgili ikinci kırılma anı 1867'de adayı sarsan büyük depremdir. Bu depremle, Midilli’deki Türk Mahallesinin ortasında yer alan ve yine harabe haline gelen camiyi yeniden ayağa kaldıranın kim olduğu sorusu bugün hâlâ tartışmalı. Yoksa “O” da Midillili bir başka onurlu hanım mıdır?
Bu hanımın adına izafeten mi camiye “Valide Camii” adı verilmiştir? Bugün, söz konusu camiye yakın, Türk Mahallesinin içindeki geniş yeşil alan, hala Valide Hanım’ın bahçesi buna işaret midir? Bu yazıda, bir taşın ayakta kalabilmek için nelere direnmesi gerektiğini; depremlere, unutuşa, siyasi hesaplara ve bazen de birkaç vicdanlı insanın cesaretine bağlı kalan bir mirası ve bu mirası bırakan soylu insanları anlatıyoruz. (Midilli’de Balizade Hasan Bey Camii.
Restore edilmiş son hali.) *** 6 Mart 1867 günü akşam saat altı civarında, Midilli Adası çevresinde yaklaşık on beş saniye süren güçlü bir deprem yaşandı. Jeolojik yapısı nedeniyle ada yüz yıllardan beri sık sık şiddetli depremlerle sarsılıyordu. Bu depremi, kısa bir süre sonra Midilli kasabasında kale ve hükümet binaları da dahil olmak üzere neredeyse tüm yapılara büyük hasar veren otuz saniyelik daha büyük bir sarsıntı izledi.
Kasabada ve Ada’nın kuzey kesimlerindeki köylerde yüzlerce kişi hayatını kaybetti. (John Osborne: hd.housedivided.dickinson.edu+2trove.nla.gov.au) Depremin Büyüklüğü yaklaşık Mw 6,8–7,0, şiddeti X (aşırı yıkıcı) idi. (1867 Midilli depremi. Taş taş üstüne kalmamış) Ada’da yaklaşık 816 ölü, 800’den fazla yaralı vardı ve 10 bini aşkın yapı hasarlıydı. Kale surlarının bir kısmı çökmüş, bazı kuleler yana yatmıştı. (https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_earthquakes_in_Greece) Edremit Körfezi çevresinde deniz taşkınları, tsunami benzeri yüksek dalgalar gözlenmişti. *** İşte bu depremde ilk kez Balizade Hasan Bey tarafından yaptırılan ve sonra Ümmü Gülsüm’ün annesi Huri Hanım tarafından yeniden imar edildiği anlaşılan bina da çok ağır hasar gördü.
Neredeyse taş üstünde taş kalmayan kentte ayağa kaldırılan birçok bina gibi Valide Camii olarak anılan yapı yeniden inşa edildi. Kaynaklardan yeniden yapım sürecinin 1889'da tamamlandığı ve bu çalışmaların giderinin yerel bir “Müslüman Vakfı” tarafından karşılandığı ve maliyetinin yaklaşık 30.000 kuruş olduğu belirtiliyor. Peki 1889'da bu vakfın mütevellisi, yani yöneticisi kimdi?
Eski Balızade, sonraki adıyla Valide Camisinin onarımını kim yaptı? Bugün için ulaşabilen belgeler bunu kesin olarak söylemiyor. Yaptığımız değerlendirmelerde karşımıza bir de, 19.yüzyıl sonları Midilli adasının varlıklı ve dirençli bir Türk kadını çıkıyor.
Bu, adanın güçlü ve etkili ailesi Kulaksızoğulları’ndan Ümmü Gülsüm Behiye Hanımdır. Ancak bu hanımı, 18. yüzyıldaki, yıkılmış Balzade Hasan Bey Camisini yeniden yaptıran aileden Huri Hanımın kızı Ümmü Gülsüm’le karıştırmamak gerekir. (Balizade Hasan Bey’in camisi harap halde) *** Kulaksızoğulları Midilli'nin 19. yüzyıldaki en nüfuzlu ailesiydi ve kökenleri Trabzon'a dayanıyordu. Onlar hakkında geniş bilgiyi bundan önceki yazılarımızda vermiştik. (https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-in-egesi/midillili-ummu-gulsum-behiye-hanim-1-ada-nin-aykiri-kizi-2452688) Ümmü Gülsüm Behiye Hanım bu ailenin kurucusu Mustafa Ağa’nın torunuydu ve babası ölünce dedesinin mirası üzerinde amcası ile şiddetli bir hukuk mücadelesine girişmiş, hakkını Payitaht İstanbul kapılarında dahi aramıştı.
Cerbezeli bir kadındı. Onun Balızade Hasan Bey/Valide Camisinin imar edilip yeniden ibadete açıldığı 1889 yılında yaşıyor olması ve önemli bir servetin mirasçısı ve sahibi bulunması, caminin bu yıllarda yeniden ayağa kaldırılmasında “onun ve/veya Kulaksızoğlu ailesinin rolü olmuş olabilir mi?” sorusunu akla getiriyor. Üstelik ailenin Midilli'deki vakıflarla ve kamu yapılarıyla ilişkisinin güçlü olduğu biliniyor.
Ümmü Gülsüm Behiye Hanım’ın amca oğlu ve eski kocası Halil Râzî Bey'in de önemli bir vakfın mütevelliliğinde bulunduğuna ilişkin kayıt bulunuyor. (Faruk Doğan, History Studies, 3/2, 2011, s. 166) (Midilli’de restore edilmiş Balizade Hasan Bey Camisinin son cemaat yeri. Foto: Sefa Taşkın) Ancak şu ana kadar bulunan hiçbir belge, 1880'lerde caminin yeniden yapımını Kulaksızoğlu Ümmü Gülsüm Behiye Hanım'ın finanse ettiğini veya söz konusu vakfın mütevellisi olduğunu göstermiyor.
Dolayısıyla “1889'da camiyi Ümmü Gülsüm yaptırdı” demek şimdilik tarihsel bir bilgi değil, araştırılması gereken bir olasılıktır. Böylece elimizde birbirine karıştırılmaması gereken iki ayrı Ümmü Gülsüm bulunuyor: Birinci Ümmü Gülsüm, 18. yüzyılın sonlarında yaşayan, Mütesellim Halil Ağa ile Huri Hanım'ın kızıdır. 1780 tarihli Valide Camii anlatısıyla ilişkilendirilen kişi budur. (https://www.efales-ar.gr/en/ancient_site/valide-djami-in-mytilene) İkincisi, 19. yüzyılda yaşayan Ümmü Gülsüm Behiye Hanımdır; Kulaksızoğlu Mustafa Ağa’nın torunu, Niyazi Bey ile Pembe Hanım'ın kızıdır ve dedesinin servetinin mirasçılarından biridir. (https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-in-egesi/midillili-ummu-gulsum-behiye-hanim-2-kulaksizogullari-nin-aynasi-2459199?
Bu durum şöyle toparlanabilir: Balizade Hasan Bey'in 1621’de yaptırdığı cami, 1780'de önemli bir yeniden kuruluş geçirmiş; bu dönemde yapı Huri Hanım ve kızı Ümmü Gülsüm'le ilişkilendirilmiştir. Cami 1867 depreminde ağır hasar görmüş, bildirildiğine göre 1889'da bir Müslüman vakfının desteğiyle yeniden ayağa kaldırılmıştır. Ancak 1889'daki vakfın yöneticisinin kim olduğu henüz kesin olarak belirlenememiştir.
Bu kişinin veya yeniden yapımın arkasındaki çevrenin 19. yüzyılın zengin Kulaksızoğlu ailesi ve varlıklı Ümmü Gülsüm Behiye Hanım'la ilişkili olabileceği düşünülebilir; fakat bunu doğrulayacak belge henüz bulunmamıştır. Bilindiği gibi Ümmü G/Külsüm adı hem Hz.Muhammed’in üçüncü kızının hem de diğer kızı Hz.Fatıma’nın evlendirildiği Hz.Ali’den olan kızını adıdır. Bu nedenle Ümmü Gülsüm adı İslam dünyasında hep saygıyla anılmış, kızlara verilmiştir.
Anlaşılan Ümmü Gülsüm, dinsel geleneğe bağlı Midilli Türkleri arasında da kızlara yaygın olarak verilen bir addır. Burada Midilli’nin Valide Camisi ile ilgili ilginç bir gönderme ortaya çıkabilir. “Ümmü” sözcüğü Arapça “Anne” anlamıyla ilişkidir.
“Valide” de Anne, Ana”dır. Belki de “Ümmü” zamanla “Valide”ye, Ümmü’ün Camisi “Valide Camisi”ne dönüşmüştür. (Restore edilmiş Balizade Hasan Bey Camisi) *** 1621’de hizmete giren Balizade Hasan Bey Camii, muhtemelen 1780’den sonra Huri Hanım’la ilişkili olarak Valide Camii olarak anılmış,1867 depreminde yıkılmış, 1889’da belki bir başka Midillili Hanım, Ümmü Gülsüm Behiye Hanım’ın gayretiyle tekrar açılmış, beki bu nedenle Valide Camii olarak anılmaya devam edilmiş ve zamanın kollarında toplumsal ve siyasal olaylar bağlamında 2000’lerdeki yıkık ve harap halini almıştır. 1912'den sonra adada yönetimin değişmesi ve 1923 Mübadelesi'nin ardından Türklerin Midilli'den ayrılmak zorunda kalmasıyla cami işlevini yitirdi; düzenli bakım görmeyen yapı zaman içinde harabeye dönüştü.
Böyle bir ortamda Balızade Hasan Bey ya da Valide Camisi, Osmanlı döneminden kalan camilerin çoğu gibi atıl ve terkedilmiş bir yapıya dönüştü. On yıllar boyunca düzenli bakım olmadığı için çatıda ve duvarlarda oluşan bozulmalar ve malzeme kaybı sonucu taşıyıcı sistemde hasarlar oluştu. Yunanistan Kültür Bakanlığı’nca hazırlanan teknik rapor bu duruma işaret etti ve acil restorasyona ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. (https://www.culture.gov.gr/DocLib/Progr_2022_Valid_Imer_Lesb.pdf?utm_source=chatgpt.com) Aktif sismik bir bölge olan Midilli Adasında, 1867 büyük depreminden sonra da yaşanan depremler ve denizin getirdiği tuz, nem, rüzgâr caminin yıpranmasını hızlandırdı. (efales-ar.gr) 2010'lu yılların ikinci yarısında Midilli/Lesvos Eski Eserler Müdürlüğü (Ephorate of Antiquities of Lesvos) tarafından restorasyon projeleri yapıldı. (Balizade Hasan Bey/Valide Camisinin restorasyonu) 2020 yılında projenin Avrupa Birliği'nin “Recovery and Resilience Facility” (Kurtarma ve Dayanıklılık Fonu) kapsamına alınmasına karar verildi.
Önce 1,2 milyon avroluk bütçe oluşturuldu. Daha sonra 1,8 milyon avroya yükseltildi. (https://greekcitytimes.com/2026/07/14/restored-ottoman-mosque-opens-as-museum-in-mytilene/) 2020 yılında, İstanbul’da Ayasofya'nın yeniden cami olarak açılması üzerine Yunanistan’ın Kuzey Ege Bölge Valisi Kostas Moutzouris, restorasyon projesinin finansmanının durdurulmasını talep etti. (https://www.orthodoxtimes.gr/regional-authorities-request-discontinuance-of-funding-for-restoration-of-valide-mosque-in-mytilene/?) Bu talep Yunanistan kamuoyunda tartışma yarattı; ancak projenin resmen iptal edildiğini veya finansmanının kesildiğini gösteren bir belgeye rastlanmadı. Çalışmalar sürdü.
Restorasyon uygulaması sırasında gerçekleştirilen arkeolojik kazı ve araştırmalarda, caminin altında erken Hristiyanlık dönemine ait yapı kalıntıları ile daha eski dönemlere ait mezarlar ortaya çıkarıldı. (https://www.politikalesvos.gr/stin-teliki-eftheia-i-apokatastasi-tou-valide-tzami-sti-mytilini-nea-evrimata-gia-tin-istoria-tou-mnimeiou) Caminin onarımı sırasında, giriş kapısının lentosundaki kitabe ile arşiv belgelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda yapının Balizade Hasan Bey tarafından 1620–1621 yıllarında yaptırıldığı kesinleştirildi. Böylece uzun yıllardır kullanılan “Valide Camii” adı bırakıldı, “Balizade Hasan Bey Camii” adı kullanılmaya başlandı. Restorasyonunun tamamlanmasından sonra bu zarif mekânın “Modern Midilli Tarihi Müzesi” olarak kullanılmasına karar verildi.
Bütün bu çalışmaları Yunanistan Devleti adına Midilli/ Lesvos Eski Eserler Müdürü arkeolog Dr. Pavlos Triantafyllidis yönetti. Triantafyllidis restorasyon projesini hem Kapadokya'daki Türkiye–Yunanistan Kültür Forumu'nda tanıttı hem de açılış sürecinde projeyi temsil etti.
Balizade Hasan Bey Camii restorasyonunu iki ülke kültürel mirasının korunmasına örnek bir proje olarak sundu. Bu toplantıya Yunanistan Kültür Bakanı Lina Mendoni ile Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy da katıldı. Onarımın tamamlanmasının ardından, 16 Temmuz 2026 günü Yunanistan Kültür Bakanı Lina Mendoni tarafından Midilli’de binanın açılışı yapıldı.
Üstelik o günler yüzlerce Türk turistin Midilli Adasını ziyaret ettiği günlerdi. Aslında “tarihi eserlerle” birlikte “tarih” bize bir mirastır. Birlikte yaşanmış güzel günler, ortak anılar nasıl unutulabilir! (Balizade Hasan Bey Camisinin Midilli’de açılış töreni-2026) Anılan eski adıyla Valide Camisinin, gerçekte başlangıçta Balızade Hasan Bey tarafından yaptırılan caminin, bir kültür mirası olarak restore edilmesi Yunanistan ve Midilli adasında farklı ortamlarda, değişik boyutlarıyla uzun yıllar tartışıldı.
Zamanla harabeye dönen Balızade Hasan Bey camisinin kalıntılarının ve Arap mimari geleneğini izleyen ve tamamen yıkılmamış minaresinin korunması ve restorasyonu Yunanistan koşullarında hiç de kolay olmadı. Bazı fanatiklerin Yunanistan’daki Türk kültür mirasının tümden yok edilmesi gibi düşünce ve eylemleri varken, her ülkedeki kültür miraslarının insanlığın ortak mirası olduğu ve onların korunması gerektiğini düşünenler de çoktur. Bunlardan çok ilginç olanlardan biri Midilli kentinin merkezinde bulunan Kulaksızoğlu Mustafa Ağa’nın yaptırdığı ve depremlerden büyük zarar görmüş ve hala zamana meydan okuyan “Yeni Cami”nin geçmişte tümden bir yıkımdan kurtarılmasına dair yaşananlardandır.
Ailesi Bergamalı Rum muhaciri olan Midillili gazeteci Stratis Balaskas’ın 14.12.2022’de aktardıkları ilginçtir. (https://www.stonisi.gr/post/49095/peri-a-tzami-dwn-o-logos). 1990’ların ortasında Midilli’nin Epano Skala (Yukarı Liman) mevkisinin yukarısındaki yamaç ve mahallelerde, Kallithea’da (Güzel Manzara) bulunan Teknik Meslek Lisesindeki (TEL) mali yolsuzlukları araştırmak için Yunanistan Hükümeti üç kişilik bir heyet gönderir. Bu heyet içinde bulunan Giorgos Paraskevopoulos adlı bir mimarın anlattıklarına göre; 1967’de Yunanistan’da yönetime el koyan faşist Albaylar Cuntası, 1974 yılında Kıbrıs Harekatının hemen öncesinde Ordu Coğrafya Servisi'nde askerlik yapan bu mimara bir görev verir.
Sıkı bir cuntacı (yani faşist) olan amcasının önerisiyle G. Paraskevopoulos Midilli Adasına gönderilir. (Kulaksızoğlu Mustafa Ağanın yatırdığı ve bir zamanlar yıkılmak istenen, Midilli çarşısındaki Yeni Cami. Depremlerden büyük zarar görmüş.
O da restorasyon istiyor.) Ondan istenen Midilli şehrinde Yukarı Liman’dan (Epano Skala) kent merkezine kadar, Ermou (Hermes) caddesinin ortasında bulunan harap bir cami kalıntısının tam olarak yıkılması, yerine düz ve geniş bir yol yapılması, ortada “Özgürlük” adı verilecek bir meydan oluşturulması için teknik rapor hazırlamasıdır. (Bu, Türk Mahallesinin ve birçok Osmanlı dönemi tarihi eserinin yıkılması, koca bir geçmişin izlerinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir.) G.Paraskevopoulos Midilli’ye gelir, Yukarı Limandan Ermou Caddesi boyunca yürür, harap caminin ve minarenin önünde durur. Gördüğü “Yeni Cami” kalıntıları çok etkileyicidir. İmzalayacağı bilimsel raporla gördüklerini mahvetmeye gönlü ve aklı razı olmaz.
Bu güzel yapının kalıntılarının ortadan kaldırılmasına, minarenin yıkılmasına kıyamaz. Raporuna, yapının bir cami değil, eski bir kilise olduğunu, yıkılmasına gerek olmadığını yazar. Ona verilen yıkıma gerekçe bulma görevini yerine getirmez!
“Ne diyebilirdim ki?”, diye sorar kendi kendine. “Önümde yıkılması değil kurtarılması gereken güzel bir anıt bulunuyor!” Günler geçer. Askerlik süresinin sonuna doğru 1974 baharında, üst komutanlarında onun verdiği raporun doğru olup olmadığı konusunda şüphe doğar.
Çünkü o günün Midilli Belediye Başkanı ve bazıları mimar Giorgos Paraskevopoulos’un verdiği raporun doğru olmadığını söylemektedir. Yıkım taraftarıdır bu resmi görevliler. O ise yazdıklarında ısrar eder.
Ardından görevinden uzaklaştırılır. Çok geçmeden 24 Temmuz 1974’de faşist cunta yıkılır, Yunanlıların Metapolitefsi dedikleri rejim değişimi, demokrasiye geçiş süreci başlar. Uzun yıllar Ada’da Müslümanlara hizmet eden ve hâlâ zamana karşı direnen zarif “Yeni Cami” böylece, Giorgos Paraskevopoulos adlı kültürel mirasın anlamını bilen bir mimarın inisiyatifiyle yok olmaktan kurtulur. (Midilli’de Balizade Hasan Bey Camii.
Foto: Sefa Taşkın) *** Balizade Hasan Bey/Valide Camisinin restorasyonu ile ilgili Midilli’de yaşanan durumu ve olayları gazeteci Stratis Balaskas şöyle değerlendiriyor: (https://www.stonisi.gr/post/49095/peri-a-tzami-dwn-o-logos): “2018 yılında Balizade Hasan Bey Camisinin restorasyon girişimi başladığında, Yukarı Liman (Epano Skala), yani Midilli'nin eski tarihî (Türk) mahallesinin çöküşünü (yıkılmasını) istemekle özdeşleşmiş bazı kişilerin bu anıtın restorasyonuna karşı çıkmasının üzerinden daha bir asır bile geçmedi. Bunlar, (tarihi kültür mirasının yok edilmesi için) halkı zehirleyen iddiaları ortaya atarken isimlerini bile yazmaya cesaret edemeyen kişilerdi. 2020 yılında bunlar; “anıtın (tarihi caminin) yeniden cami olarak kullanılacağını”, “restorasyonun parasını (Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı) R.T.Erdoğan'ın ödediğini”, “minarenin Yunan gökyüzüne saplanan bir mızrak gibi yükseleceğini” söylüyorlardı.
Bunlar sözde vatanseverlerdir; yüzeysel ve özensiz insanlardır. Zaman zaman çeşitli iktidarların dalkavukluğunu yapmış, hiçbir zaman (Yunanistan’ın) geri kalmışlık düzenine karşı çıkmamış, çocukluklarından beri kendilerine öğretilen en kolay yolu izlemiş kişilerdir. O yol da cahil milliyetçiliktir; milletin kendisi zarar görse bile umurlarında değildir.
Bunlar Midilli'nin ve bütün adanın kültürel mimari mirasının yok edilmesinin teorisyenleridir. Kendilerine, Romalıların adaya Türkler gibi sonradan bir fatih olarak geldiklerini, onların bıraktıkları anıtları bugün koruyup öne çıkardığımızı söylediğinizde şaşkına dönerler. Daha da ilginci, Sakız Adası'na gittiklerinde kale içindeki caminin restore edilmiş olmasından habersizdirler; komşu adadaki meydanda yükselen uzun minareyi ve Bizans Müzesi olarak kullanılan camiyi ise görmezden gelirler.
Buna karşılık, tarihî anıtların hemen yanına yapılmış bazı ailelere ait üç katlı binaları nedense hiç görmezler. Ama bu başka bir hikâyedir; onları aklayanların ve hâlâ aklamaya devam edenlerin günahı da onların boynunadır.” (Stratis Balaskas) *** S.Balaskas devam ediyor: Merhum (mimar) Giorgos Paraskevopulos'un hikâyesi (tarihi camiyi yıkımdan kurtarmak) son elli yılda bir değil, iki değil, üç kez tekrarlandı. Ve (caminin restorasyonuna karşı çıkmakta) her zaman başrolde olan toplumsal açıdan cahil insanlar vardı.
Şu veya bu kişinin peşinden gidenler, Yukarı Liman'ın (Türk mahallesinin) uğradığı ve hâlâ uğramaya devam ettiği haksızlıklara karşı hayatlarında parmaklarını bile kıpırdatmamış olmalarına rağmen, şu ya da bu (tarihi) anıtın yıkılması gerektiği konusunda fikir sahibidirler. Ve her zaman bu görüşlerini, 'milleti (Yunanlıları) Türklerden koruma gereği' söylemiyle süslerler. Oysa Balizade Hasan Bey Camii'nin çevresindeki perişan görüntü onları rahatsız etmez.
Sözde (yakındaki) Sigiou Meydanı'ndaki enkaz ve çöpler onlar için adeta Tanrı'nın bir armağanıdır. Restorasyon çalışmalarının tamamlanmasına izin verilmediği için bir 'utanç anıtına' dönüşen (yine Ermou caddesinin ortasındaki görkemli) “Yeni Cami”, kapalı dükkânlar ve yavaş yavaş ölen tarihî mahalle ise onlar için görünmezdir. Altına süpürecek bir halı bulamayınca da 'biz bunları görmüyoruz, öyleyse yoklar' demeyi tercih ederler. (Midilli’de Balizade Hasan Bey Camisinin avlusunda çeşme restorasyonu.
Foto:Sefa Taşkın) Midilli’nin önemli aydınlarından “Abdi İpekçi Barış Ödülü sahibi gazeteci S.Balaskas böyle tarihi Türk anıtlarının restorasyonuna karşı çıkanları çok sert eleştirir: “(Onlar) bütün bunların yerel toplumun (halkın) isteği olduğunu söylüyorlar. Eti balık diye yutturuyor, kendilerini de 'yerel toplum' (halk) ilan ediyorlar. Ama artık onların farkına vardık.
Yukarı Liman’daki (Epano Skala) restore edilen Balizade Hasan Bey Camii, kentimizin yakın tarihine ev sahipliği edecek bu güzel anıt, bize her şeyin değişebileceğini söylüyor. O halde susun artık ey 'çok bilmişler'! Çok konuştunuz...” *** (Şimdi Müze olarak değerlendirilen Bali Hasan Bey Camisinde bir Türk mezar taşı.
Foto: Sefa Taşkın) Balizade Hasan Bey'in 1621'te yaptırdığı cami, dört yüz yılı aşkın bir süre boyunca fetihler, depremler, yangınlar, savaşlar, mübadeleler ve yıkım girişimleri gördü. Her seferinde bir şekilde ayakta kaldı. Kimi zaman onu bir mimar vicdanı kurtardı, kimi zaman taşının sertliği, kimi zaman tarihin kendisi.
Ada'da Rum ve Türk toplulukların birlikte yaşadığı, çatıştığı, ayrıldığı ve birbirini özlediği onca yılın tanığı olan bu yapı, bugün yavaş yavaş soluk almaya başlıyor. Böyle bir restorasyon mücadelesi yalnız Yunan tarafında değil, Türk tarafında da benzer yüreklerin, benzer vicdanların eseridir. Örneğin Bergama’da Zoodos Pigi, Ayos Teodoros ve Ayos Giorgos Kiliselerinin yıkılması hüzün vericidir.
Buna karşılık, Kale Mahallesinde Angelopulos’un Akropolis Oteli, Arrenegogion Okulu, Domuz Alanı Rum Cemaat binası, Yahudi Sinogogu, birçok Rum evinin restore edilip kullanılıyor olması ve bu girişimlerin devam ediyor olması sevindiricidir. Tarihsel miras tüm insanlığındır. Yarınındır.
Üstelik bu tür restorasyonlarla kültürel mirasa karşılıklı gösterilen saygı, Ege Denizi çevresinde barış ve dostluğun kalıcı olarak kökleşmesinin güçlü simgeleri olabilir. Bu bağlamda, Bergamalı bir Rum muhacir ailesinin çocuğu olan Stratis Balaskas'ın kalemi ile Midilli'den göç etmek zorunda kalan bir muhacir ailenin çocuğu olan bu satırların yazarı Sefa Taşkın'ın araştırması; ortak bir geçmişin izlerini birlikte sürmek ve onu birlikte korumak düşüncesinde buluşuyor. Dolayısıyla bu makale yalnızca bir tarih araştırması değil, aynı zamanda bir özlem ve bir hesaplaşmadır; kaybedilen ile geriye kalanın, yıkılanla ayakta duranın sessiz muhasebesidir.
Bu ortak geçmiş ve ortak bellek, iki toplum arasındaki yüzyıllık kırgınlıkların üzerine atılmış küçük ama sağlam bir köprüdür. (Midilli adasında ve birçok Batı Anadolu kasabasında Türk ve Rum çocuklar yüzyıllarca sokaklarda birlikte oynadılar.) Yukarı Liman/Epano Skala'nın eski Türk mahallesindeki bu mütevazı cami, artık yalnızca bir ibadet mekânının ya da bir vakıf eserinin hikâyesini taşımıyor; Midilli'nin, Ege'nin ve iki halkın ortak belleğinin sessiz bir tanığı olarak duruyor. Taşlar yerli yerinde. Minare hâlâ ayakta.
Tarih silinmiyor. Ve bu güzel eseri Midilli'ye ve insanlığa yeniden kazandıranların emeğine, bunu ısrarla talep edenlerin direncine sağlık. Dört yüz yılı aşkın bir süre önce bu anıtı Midilli'ye armağan eden Balizade Hasan Bey'e ve onu yaşatan adanın güçlü Validelerine, Ege Denizinin iki yakasından yükselen ortak bir şükran.
Bilinmeyen mezarlarında rahmetleri bol, ruhları şad olsun. Sefa Taşkın 29.08.2026 Bergama/Dikili-İzmir