sondakika.com
Son Dakika

Müdavimliğin psikolojisi: Neden hep aynı yere döneriz?

Seçenekler çoğalsa da neden hâlâ aynı masaya dönüyoruz? Yanıt bazen tabakta değil; tanıdık olana duyduğumuz güvende, hatırlanmanın küçük hazzında ve bir mekânla kurduğumuz görünmez bağda saklı. Afiyetle...

Fotoğraf: Cumhuriyet

Bu hafta kendimi dördüncü kez aynı İtalyan restoranında buldum. Bunu fark ettiğimde önce güldüm çünkü birkaç haftalığına başka bir kentteydim. Neden dönüp dolaşıp aynı yere gidiyordum?

Üstelik burası kentin en iyi pizzacısı değildi. En iyi mönüye de sahip değildi. Hatta en etkileyici atmosferi sunduğunu da söyleyemezdim.

Sonra ikinci ziyaretim aklıma geldi. Kapıdan içeri girdiğimde servis yapan genç kadın beni hatırlamış, masaya cömert de bir ikram bırakmıştı. Büyük bir jest değildi belki ama insan zihni bazen çok büyük olayları değil, küçük anları kaydediyor.

MEKÂNIN GETİRDİĞİ SORULAR O akşam eve dönerken şunu düşündüm: İnsan gerçekten sevdiği yere mi tekrar gider yoksa tekrar gittikçe mi sevmeye başlar? Bu soru yalnızca restoranlarla da ilgili değil aslında. Hepimizin yaşamında düşünmeden tekrar ettiğimiz küçük rotalar var.

Aynı kahveci, aynı fırın, aynı masa, aynı yürüyüş yolu... Seçeneklerin hiç olmadığı kadar arttığı bir çağda yaşıyoruz ama gündelik yaşamımızın en istikrarlı tarafını tekrarlar oluşturuyor. Psikoloji bu davranışı uzun zamandır inceliyor.

Araştırmalar, beynin tamamen yeniliğin peşinde koşan bir organ olmadığını gösteriyor. Aksine beyin, tanıdık olanı daha hızlı işleyip güvenli algılıyor ve daha az zihinsel enerji harcayarak deneyimliyor. Davranış biliminde ise buna “mere exposure effect (aşinalık etkisi)” adı veriliyor: Bir kişiyle, nesneyle veya mekânla tekrar tekrar karşılaşmak, zaman içinde ona karşı olumlu hisler geliştirme olasılığımızı artırabiliyor.

Tanıdıklık, çoğu zaman güven hissini de beraberinde getiriyor. Belki de bu yüzden ilk kez gittiğimiz bir restoranda her şeyi değerlendirirken üçüncü, dördüncü ziyaretimizde artık değerlendirmeyi bırakıyoruz. Mönüye daha az bakıyor, masanın yerini biliyor, servis akışını tahmin edebiliyor, içeride nasıl davranacağımızı düşünmüyoruz.

Restoran artık keşfedilecek bir yer olmaktan çıkıp zihinsel olarak “bildiğimiz” bir yere dönüşüyor. İşte gastronomi tam da burada psikolojinin en görünür sahnelerinden birine dönüşüyor diyebiliriz. Çünkü iyi restoranlar yalnızca iyi yemek servis etmiyor aynı zamanda tanıdıklık hissi inşa ediyor.

Bunu bazen isminizi hatırlayarak yapıyorlar. Bazen “Her zamanki gibi mi?” diye sorarak. Bazen sevdiğiniz masayı ayırarak ya da hiçbir neden yokken masaya küçük bir ikram bırakarak.

Bu ayrıntılar tek başına büyük görünmeyebilir ama birlikte düşünüldüğünde restoran deneyimini bir tüketim ilişkisinden çıkarıp karşılıklı bir hafızaya dönüştürüyor. İlginç olan şu ki, bu ilişki yalnızca müşteriyi değiştirmiyor; restoranı da değiştiriyor. MEKÂNIN HAFIZASI Her işletmenin zaman içinde oluşan görünmez bir hafızası vardır.

Hangi masanın hep aynı çift tarafından tercih edildiği, cumartesi öğlenleri tek başına oturup kitap okuyan müdavim, her pazar aynı saatte gelen aile... Bir restoranın ruhunu yalnızca şefi veya dekoru belirlemez. Düzenli olarak geri dönen insanlar da o kimliğin parçası olur.

Belki de bu yüzden gastronomi dünyasında en değerli müşteri, ilk kez gelen değil geri gelendir. Çünkü ilk ziyaret merakın sonucudur. İkinci ziyaret memnuniyetin.

Üçüncü ziyaret ise artık bir ilişkinin başladığını gösterir. Sosyal medya bize sürekli yeni yerler öneriyor. Yeni açılan restoranlar, pop-up mekânlar, sınırlı süreli mönüler, “mutlaka denenmeli” listeleri...

Gastronomi dünyası yenilik üzerine kurulu gibi görünüyor değil mi? Ancak sektörün en sessiz başarısı aslında yenilikte değil, tekrarda saklı. Bir restorana tekrar dönmek, yalnızca yemeği beğenmek anlamına gelmiyor.

O mekanın ritmine güvenmek anlamına da geliyor. Belki de bu yüzden bazı restoranlardan yalnızca tok ayrılıyoruz, bazılarına ise geri dönüyoruz. Çünkü bazen insan en iyi pizzayı aramıyor.

Kendini en az yabancı hissettiği masayı arıyor. Dünyanın bir ucunda sadece birkaç haftalığına olsa bile… MÜDAVİMLERE SORDUK Burcu Uyanık - Yönetici Mesleğim gereği sürekli yeni insanlar tanıyor, yeni yerler keşfediyorum.

İletişimci olmanın en keyifli yanlarından biri de bu zaten. Ancak özel yaşantımda en çok değer verdiğim şey aşinalık... Gittiğim yerde insanları tanıyor olmak, onların da beni tanıması, “hoş geldin” hissini gerçekten yaşayabilmek benim için en öncelikli ölçüt.

İşte bu yüzden Bistro 33 ve Caddebostan’da yer alan Neni Brasserie benim için sadece bir restoran ya da kafe değil. 21 yıldır, neredeyse haftada iki kez ya bir kahve, ya bir tatlı ya da bir yemek için uğradığım, kendimi evimde hissettiğim Anadolu yakasındaki birkaç özel mekândan biri. Ama asıl etkileyici olan büyük ölçüde aynı kalan güler yüzlü, hoş sohbet ekibiyle o samimiyeti bugün hala ilk günkü gibi yaşatabilmesi.

Bence bir mekânın gerçek başarısı sadece iyi yemek yapmak değil; yıllar geçse de insanın kendini ait hissetmesini sağlayabilmek Ece Müstecaplıoğlu - Sosyal medya uzmanı Bazı mekânlar fark ettirmeden hayatınıza yerleşir. La Vie Cafe ve Norre benim için tam olarak böyle iki adres. Zamanla yalnızca gidilen bir yer olmaktan çıkıp günün farklı anlarına eşlik eden tanıdık duraklara dönüştüler benim için.

Nişantaşı’ndaysam La Vie Cafe’ye, Beyoğlu’ndaysam Norre’ye uğramak için özel bir neden aramıyorum; müdavimlik bence bir mekânı sürekli ziyaret etmekten çok onu hayatınızın içinde kendiliğinden bir yere koymak demek.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü