Madison Square Garden Arenası 1939’da 20 binden fazla kişinin iştirak ettiği ABD’nin en kalabalık Nazi sempatizanları toplantısına ev sahipliği yapmıştı. New York’taki tarihî mekânın aşırı görüşlü grupları misafir etme siciline, halen Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin de dahil olduğu muhalif kesimin tepkisine rağmen geçenlerde paramiliter örgüt RSS zirvesi de işlendi.
Hindistan’ın aşırı sağcı, milliyetçi ve bilhassa Müslüman düşmanı Rashtriya Swayamsevak Sangh (RSS - Ulusal Gönüllü Örgütü) lideriMohan Bhaguat’ın varlığına rağmen sadece 5 bin civarında kişinin katıldığı toplantı hem itibar aklama, hem de beynelmilel meşruiyet kazanma çabası olarak lanetlendi.
Lakin Hindistan’ın başındakiNarendra Modi’nin de ezelden beri yakın bağlara sahip olduğu ve taban destek ağı potansiyeline sahip RSS’nin iktidardaki BJP (Hindistan Halk Partisi) ile ideolojik akrabalığı bazı fanatiklerce yetersiz bile bulunuyor.
Bu bağlamda, en kutsal şehir Varanasi’deki prestijli Vidya Mutth okulunun erkek çocuklarına klasik Sanskrit dilini öğretme ülküsü amacından çok daha fanatik boyutlara evrilmiş vaziyette.
Eğitim kurumunun başındaki dogmatik ve provokatör guru Avimukteş yalnız kültürel değil, dinsel, sınıfsal ve siyasal beyin yıkama mekanizmasının çarklarını hoyratça çevirme peşinde.
Avimukteş Hindistan anayasasının tüm vatandaşlara bahşettiği dinsel hürriyete karşı tavır alıp din bazlı bir anayasa olarak değiştirilmesi yönünde çalışacağına and içiyor. Kast sistemine takıntılı şekilde bağlı kalınması gerektiğini ifade ederken sınıfsal terfilere karşı kronikleşmiş alerjisini her fırsatta dışa vuruyor. Takriben yüzde 80’i Hindulardan oluşan dünyanın en kalabalık ülkesinde 1 buçuk milyara dayanmış genel nüfusun sadece 200 milyon civarı olan Müslümanlar’ı hedef gösterip “en büyük tehdit”, “baş düşman”, “işgalci”, “kutsal inek katili” gibi ifadelerle aşağılıyor.
Müritler (Disciples) adlı belgeselin künyesinde eş yönetmen ve eş senaryo yazarı olarak adlarını gördüğümüz Pankaj Johar ve Sunaina Kapoor mevzubahis okula sızarak vaziyeti teferruatlı biçimde afişe ediyor. Sheffield DocFest’e iştirak edip geçenlerde Birleşik Krallık’ta kısmi gösterime girmiş olan 2026 Hindistan, Almanya, Danimarka, Norveç ve Katar ortak yapımı 81 dakikalık filmde bilhassa din ayrımcılığı ve düşmanlığı pompalanarak halkın nasıl bölünmeye çalışıldığını bir kez daha görüyoruz.
Görünen köy kılavuz istemez deyimini akla getiren belgesel 10’lu yaşlarının başındaki oğlanlara yönelik beyin yıkama faaliyetlerini layıkıyla teşhir edip çocuklarımızı kimlere teslim ettiğimiz hususunu ziyadesiyle düşündürüyor.
Belgeselin başında, yüksek ve geniş bir sedirde en iddialı hâliyle bağdaş kurmuş, ananevi kıyafetlerini kuşanmış, savaş boyalarını andıran makyajını mükemmelen sürünmüş baş kahramanımızı hemen tanıyoruz. Muhtelif “muhterem” şahsiyetlerden müteşekkil heyetin ortasına yerleşmiş pozisyonda, geniş bir kitleye seslenen guru Avimukteş Müslümanlar’ı uyarıyor: “Memleketi böldünüz ve Pakistan’ı kurdunuz. O zaman neden hâlâ buradasınız?”.
Aslında Vietnam Savaşı protestocularına karşı ABD’deki aşırı sağcı ve milliyetçilerin sloganından devşirilmiş “Ya sev ya terk et!” lafını akla getiren tavrıyla “Ya Hindu kurallarına uyarak Hindistan’da kalın veyahut yarattığınız ülkeye gidin” diye haykırıp provokasyonuna şakşakçılar tarafından tezahürat topluyor.
Akabinde işini sağlama almayı bilen Avimukteş’i, artık kaybolmakta olan klasik Sanskrit dilinin öğretildiği okula başvuran oğlanların imtihanında şahsen bulunup seçimi adeta kendi yaparken ve ailelerini çocukları tek tek gözeteceğine dair temin ederken izliyoruz.
Hindu kültürünün muhafaza edilmesini garantilemeye yönelik eğitim bir yana çocuklara kalacak yer ve aş vaat eden kurumda şartların pek lüks olmadığını kısa zamanda anlıyoruz; ilah muamelesi gören “çirkin” Avimukteş’in doğum günü kutlamasındaki şaşaayla öğrencilere tahsis edilen mütevazı imkânlar arasındaki uçurumu idrak edince adeta dudağımız uçukluyor. Lakin oğlanlara ilk verilen mesajlardan biri korkmaları gereken tehlikelerden birine dair: “Hinduların çok düşmanı var!”.
Sadece okulda onlara tahsis edilen yiyecekleri tüketmeleri gerektiği söylenirken çevrede onları zehirlemeye meyilli insanlara karşı ikaz ediliyorlar.
Filmde öğrencilerin kimini yakından, kimini belirli bir mesafeden takip edip bazılarının saflıklarını yitirerek zaman içinde nasıl fanatikleşebildiğini de izliyoruz. Eh ne de olsa okulda mütemadiyen maruz kaldıkları öğretiler ve ortama hâkim çirkef enerji, nefret dolu ayrımcılığa dayalı. Yalnız aşağılanan Müslümanlar’ı değil, Hristiyan vatandaşları da hedefleyen agresif söylemler ancak tek taraflı bilgi akışına maruz kalanları ikna edecek kadar zayıf aslında; müritler mağdur, hatta kurban olduklarına ikna edilerek mesela Müslümanlar’a kendi dilleri olarak Arapça ve Farsça’nın öğretildiğini, lakin bu arada Sanskritçenin üvey evlat muamelesi gördüğü öne sürülüyor.
Dini farklı olanlarla aynı sofranın paylaşılmaması, onlarla karma izdivaçların yapılmaması ve onların Hindu tapınaklarına girmemeleri gerektiği de saf beyinlere enjekte edilen mesajlardan. Kibirli guru Avimukteş değiştirilmesinin şart olduğunu düşündüğü Hindistan anayasasını yazan kişiye b.k atıyor, ne kadar namussuz olduğunu ifade ederken aslında B. R. Ambedkar’ın sınıfını inkâr ederek yüksek kastlara sahtekârca öykündüğünü iddia ediyor.
Kentteki üniversitenin öğrencileri Sanskrit dilini öğretmek üzere Müslüman bir eğitim görevlisinin tayin edilmesine yönelik protestoyu başlatınca hırslı ve megaloman gurumuz hemen oracıkta bitiyor, ortalığı galeyana getirme fırsatını tabii ki kaçırmıyor. Din düşmanlığı gene gırla gidiyor, Müslümanlar’ın gafletlerinden dem vurarak Hindular gibi olabileceklerini sandıklarını ifade ediyor. İslam dini mensuplarını kutsal inek eti yemekle, Hindu tapınaklarını yıkmakla itham edip Keşmir’i kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalındığını; bu duruma sessiz kalmayacaklarını, mücadele ruhunun tekrar kazanılması ve gâvurları lanetlemek gerektiğini söylüyor. 900 milyon kişinin kendisi gibi gurulardan müteşekkil dindar bir rejime susadığını neredeyse ağzından köpükler saçarak ifade ediyor (yoksa bana mı öyle gözüküyor?).
Lakin bu arada okulun izole ortamındaki genç müritlerimize yoganın değerli nefes egzersizleri öğretiliyor, Kutsal Ganj’ın kıyısında sakin sakin meditasyon yaptırılıyor!
Anlayana!
Hınzır belgeselcilerimiz şahit olduklarımız hususunda aslında hiç yorumda bulunmuyor; lakin uçsuz bucaksız diyarda vaziyetin ne kadar vahim boyutlara ulaştığını, kulak misafiri olmamızı istedikleri haberlerden öğreniyoruz. Geçtiğimiz aylarda memlekette birtakım linç hadiselerinin yaşandığını, kurbanların genelde Müslüman olduğunu; ya kutsal inekleri katletmekle veya yemekle suçlandıklarını duyduktan sonra narsist ve haddini bilmez gurumuz Avimukteş televizyona çıkıp linçleri gerçekleştiren gençlerin saldırganlıkla itham edildiğini, oysa onlarla övünülmesinin şart olduğunu, hatta onlara tapınılması gerektiğini ifade ediyor. Sözkonusu gençler hakkında “Onları nasıl kontrol altında tutulabiliriz ki?” derken röportajı gerçekleştiren sunucu söylemin linç faillerini yüreklendirebileceğini hatırlatınca aslında yetersiz bulduğu iktidara yönelik olarak “Hükümet bu hususta çabuk karar vermeli!” diyor ve daha da fazla şiddete başvurulabileceğinin öngörüsünü yapıp Müslümanlar’ı bir kez daha uyarıyor. Kendisi gibi hakiki din temsilcilerinin hükümette yüksek sayıda yer alması gerektiğine dair ısrarını sürdürüyor.
Ortalığı velveleye vermek için hiçbir provokasyondan kaçınmayan ve söylediklerinden sorumlu tutulmayacağının arsızlığı içinde cami hoparlörlerinden Arapça “Allahu ekber” ifadesinin duyulduğunu hatırlatarak “Bizim Tanrımız onların Allah’ından madun mudur ki? Onların hoparlörlerinden duyulan sesi dinlemek zorunda mıyız?” suallerini sitemkâr bir ses tonuyla soruyor.
Paylaşılan sofraların Müslümanlar’a has bir şey olduğunu, kastlar arasında ahengi zoraki sağlamaya yönelik olduğunu; matah bir şey olmadığını, üstelik sofrayı paylaşanların birbirlerini sevdiklerine dair garanti oluşturmadığını belirtiyor. Kindar guru böyle şeylerin, küçümsediği din şahsiyeti Suami Anand Suarup’un aklından çıktığını belirtirken aynı tabaktan köpeklerin, hatta akbabaların yediğine şahit olduğunu, dudaklarında müstehzi bir tebessümle ifade edebiliyor.
Çocuklara yazık değil mi?
Zihnimi parselleyen soytarımsı kötücül guru yüzünden benim de ihmal ettiğim müritlere arada cömertlikle bahşedilen mükâfat muhteşem Agra seyahati oluyor. Her ne kadar Müslüman ibadet yeri olsa da Tac Mahal’in avlularının birinde 85 çocuk yan yana dizilip ellerini fotoğraf çekimi için havaya kaldırınca, bunu provokasyon olarak yorumlayan güvenlik görevlileri duruma müdahale ediyor ve kafileyi uzaklaştırıyor. Hindu dinine bağlı bir tapınakta Müslümanlar’ın benzer bir icraatta bulunmasına asla tahammül edilmeyeceğini bilen dejenere kılıklı Avimukteş ve ekibinin iktidara güvenerek bir kez daha çifte standartlardan yararlanıp vaziyeti kendi lehine sömürdüğü kesin!
Neyse ki büyüdükçe bilinçlenmiş zamane müritlerinden bazılarının küstah gurularının hezeyanlarına pabuç bırakmama kapasitesine sahip olduklarını idrak ediyoruz; aslında empoze edilen malumatı sorgulayarak internet dünyasında hakikatlere çok daha fazla yaklaşabildiklerinin farkındalar ne de olsa.
Zaten Modi hükümetini uzun zamandır ilk kez geri adım atmak zorunda bırakan muazzam Hamamböceği hareketi ve lideri konumundaki Sonam Uangçuk’un işi zor olsa da korkutucu bir nüfusa sahip müthiş coğrafyada kıvılcımın artık çakılmış olduğunu bilmek bir nebze de olsa rahatlatıcı.