Dünyanın önemli müzik ve sahne sanatları buluşmalarından Salzburg Festivali 106’ncı kez düzenleniyor. Mozart’ın doğduğu kent; barok meydanları, dar sokakları, Salzach Nehri ve Hohensalzburg Kalesi’yle festival günlerinde büyük bir açık hava sahnesine dönüşüyor. Festivalin simgesi “Jedermann” Domplatz’da sahnelenirken programda Bizet’nin “Carmen”i, Mozart’ın “Così fan tutte”si, Richard Strauss’un “Ariadne auf Naxos”u ve Goethe’nin “Faust”u yer alıyor.
Asmik Grigorian, Jonathan Tetelman, Philipp Hochmair, Yuja Wang, Igor Levit ve Grigory Sokolov öne çıkan sanatçılar arasında bulunuyor. 30 Ağustos’a dek sürecek festivalin resmi açılışı 26 Temmuz’da Felsenreitschule’de yapıldı. Belaruslu flüt sanatçısı ve insan hakları savunucusu Maria Kalesnikava da özgürlük, demokrasi ve sanatın direniş gücü üzerine konuştu.
VATAN KAVRAMI Cumhurbaşkanı Alexander Van der Bellen, Bregenz Festivali’nde liberal demokrasinin savunulması çağrısı yapmasından dört gün sonra, Salzburg’da siyaset, kültür ve ekonomi dünyasına seslendi. Bu kez Avusturya’da “Heimat”, yani “vatan” kavramının suiistimal edilmesine karşı çıktı. Göç ve vatan üzerine son dönemde daha fazla düşündüğünü belirten Van der Bellen, ailesinin Sovyet makamlarından duyduğu korku nedeniyle bugünkü Estonya’dan ayrılışını ve Tirol’deki Kaunertal’de yeni bir yuva buluşunu anlattı.
Kaunertal Belediye başkanının yıllar önce söylediği ve kendisini hâlâ duygulandıran cümleyi aktardı: “Buraya bir mülteci çocuğu olarak geldin ve şimdi, şimdi bizden birisin.” Van der Bellen, “yüce ve önemli” olarak nitelediği vatan kavramının siyaseten kötüye kullanılmasına ise “Vatan kavramı adı altında çok tehlikeli saçmalıklar yapıldı ve hâlâ yapılıyor. Ve bu benim hoşuma gitmiyor” diyerek tepki gösterdi. Cumhurbaşkanına göre vatan bir lütuf ve şanstır; “doğum piyangosundaki şans”tır.
Avrupa Birliği yurttaşları özgür, demokratik ve müreffeh bir kıtada yaşadıkları için “büyük ikramiyeyi kazanmış” durumdadır. Bu, Avrupalıların birbirleriyle “kanlarının son damlasına kadar”, insanlığın en dibindeki “sıfır noktasına” dek savaşmalarının ardından ulaşılan eşsiz bir medeniyet başarısıdır. ÖZGÜR DEMOKRASİ Van der Bellen, geçmişin ırkçı anlayışını şu sözlerle anımsattı: “Sözde bu ‘ulus bedenine’ ait olmayan herkesin sınır dışı edilmesi gerektiği söyleniyordu.
Nereye olursa olsun. Kimin ait olduğunu, kimin olmadığını keyfilik ve onun tetikçileri belirliyordu. Bütün bunlar yeterince bilinmeli.
Ya da bilinmiyor mu?” Avrupa’da nefret ve yok etmenin yeniden yaşanmaması için “istesek de istemesek de birlikte çalışmak zorunda olduğumuzu” söyleyen Van der Bellen, 1945 sonrasında Avusturya’da bütün farklılıklara karşın uzlaşmalar bulunduğunu hatırlattı. “Avusturya’yla gurur duyuyorum” diyen Van der Bellen, Avrupa yurtseveri olmak için de her türlü neden bulunduğunu söyledi. Bir vatanı paylaşan herkesin temel kurallara uyması ve dışarıya karşı “vatan için ayakta durması” gerektiğini belirtti.
Medeniyetin büyük kazanımlarının Avrupa’da doğduğunu, bunların “en önemsiz olmayanının” özgür ve liberal demokrasi olduğunu vurguladı. Bu demokrasinin ifade özgürlüğünü, eşitliği, kuvvetler ayrılığını, sanat özgürlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına aldığını, ancak aynı zamanda “insani ödevler” de talep ettiğini söyledi. Konuşmasının sonunda vatan kavramını iklimin korunmasıyla ilişkilendiren Van der Bellen’in son sözleri şöyle oldu: “En güzel vatan bile 40 santigrat derecenin üzerinde yaşanmaz hale gelir.
O halde iklim krizini hayal edip etmediğimizi, rüzgâr türbinlerinin şık görünüp görünmediğini, gerçek karın abartılıp abartılmadığını tartışmayı bırakalım. Haydi işe koyulalım.” Van der Bellen’in sözleri uzun süre alkışlandı.