AİHM Büyük Dairesi, önceki gün Osman Kavala hakkında bir kez daha konuştu. Söylediği açık: Kavala, en kısa sürede serbest kalmalı. Mahkûmiyet sonuçları ortadan kaldırılmalı.
Türkiye ihlaller nedeniyle tazminat ödemeli... Bu, sıradan bir karar değil. Çünkü Kavala dosyasında 3. karar: 2019, 22 ve 26.
İlk kararda AİHM, Kavala’nın tutukluluğunda m.18 dahil (İfade özgürlüğü) AİHS ihlalleri olduğunu vurguladı. 2022’de, Türkiye’nin bu kararın gereğini yerine getirmediğine hükmetti. Bugün ise, 2019’dan sonra sürdürülen tutukluluk ve mahkûmiyetin de sözleşmeyi çiğnediğini belirledi.
Türkiye, AİHM’nin kesinleşmiş kararını uygulamadı; bunun üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi AİHS m.46§4 yolunu işletti ve dava yeniden AİHM Büyük Dairesi önüne geldi. Bakanlar Komitesi 2 Şubat 2022’de dosyayı AİHM’ye göndererek Türkiye’nin AİHS m.46 yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin belirlenmesini istedi. Daha da önemlisi, AİHM Kavala’nın mahkûmiyetine temel alınan eylemlerin büyük ölçüde kamusal tartışmalara katılma, sivil toplum çalışmalarını destekleme, bilgi paylaşımı ve Gezi olaylarıyla ilgili savunuculuk yapma olduğunu saptadı.
Kavala’nın eylemleri ile Gezi’deki şiddet olayları arasında nedensellik bağı kurulamadığını, yeni ve ikna edici kanıt sunulmadığını belirtti. Buradan çıkarılması gereken temel ders şu: Siyasal ve sivil çalışmalar, somut bir suça bağlanmadan ve kanıtlanmadan ceza yargısıyla bastırılamaz. AİHM’nin kararı yalnızca Kavala’yı da ilgilendirmiyor.
Türkiye’deki yargı bağımsızlığına, aşırı tutuklamaya, ceza normlarının geniş yorumlanmasına ve aynı kişiler hakkında art arda davalar açılmasına ilişkin sıradanlaşan yapısal sorunlara da dikkat çekiyor ve çok önemli bir uyarı yapıyor. AİHM kararları, AİHS m.46 gereği bağlayıcıdır. AİHM ve AYM kararlarına tam ve gecikmeksizin uyulmalıdır.
Çünkü bu yalnızca uluslararası hukukun değil, TC Anayasası m.2’deki hukuk devleti ilkesinin de gereğidir. Şimdi Türkiye’ye bakalım. Em.
Amiral Türker Ertürk tutuklu. 427 bin insan niçin cezaevinde! Oysa AKP 2002’de geldiğinde 59 bindi, 7.2 kat büyüdü; nüfus ise 1.3 kat; niçin?
Kavala ve Ertürk dosyaları farklı. CB danışmanı Uçum, son AHİM kararı için saçmalasa da Karar bağlayıcıdır ve hak ihlalini giderecek yargı kararı zorunludur. AKP, Avrupa’dan kopmak mı istiyor?
Şu soruyu sormak hakkımızdır: Siyasal iktidarı sert tonla eleştirmek niçin suç ve hapis demek? İfade özgürlüğü, salt iktidarı övmek midir? Oysa Demokrasinin gerçek sınavı, iktidarı rahatsız eden sözleri de özenle dinlemek, hatta yararlanmaktır. *** Bir başka soru(n) da TBMM’den geçirilen “Çerçeve Yasa” nedeniyle doğuyor.
Emperyalizmin bölücü taşeron terörünün sona ermesi, silahların sus(turul) ması, toplumsal barış hepimizin dileği. Bunun için kimi özel hukuksal düzenlemeler yapılması da sorun olmayabilir. Ama şu soru çok meşrudur: Bölücü emperyal terörü “Çerçeve Yasa” ile sonlandırmak için AKP, hukuku, anayasayı açıkça ihlal ve ulusal güvenliği tehdit edebiliyorsa; sert ama gerçekçi siyasal eleştiri karşısında neden bu denli vahşi ve acımasız?
Sorun, farklı durumlara farklı hukuk normu uygulanması değil; hukukun kişiye ve siyasal konuma göre kullanıldığı gerçeğidir. Oysa, gözleri bağlı tanrıça Themis’in elindeki adalet terazisi “Kör” dür; iktidar yanlısına da karşıtına da, akademisyene de silahlı örgüt üyesine de, gazeteciye de emekli amirale de. Aynı hukuk, aynı güvence, aynı yargı zorunludur.
Gerçek “Terörsüz Türkiye”, salt silahların sustuğu Türkiye değildir; sözün de eleştirinin de tam özgür olduğu Türkiye’dir. İnsanların düşünce açıklamaktan korkmadığı, gazetecinin yazmaktan çekinmediği, bilim insanının araştırdığı, karşıtın eleştiri nedeniyle hapse atılmaktan endişe etmediği Türkiye’dir. Çünkü hukuk devleti, iktidarın yurttaşa lütfu değil; yurttaşın iktidar karşısında güvencesidir.
T. Ertürk’ün hiçbir sözü yalanlanamamıştır; tutuklu yargılamanın CMK m.100’deki hiçbir koşulu yoktur. Kavala 9 yıldır hapistedir.
Siyasal islamcı AKP/RTE iktidarı demokrasi treninden çoktaaan inmiş ve meşruluğunu yitirmiştir; bu net bir tarihsel olgudur! Peki rota? Asıl soru: Hukuk, neden iktidar elinde pervasızca silah, “LAWFARE” olarak kullanılıyor?
AKP’nin hedefi ne? Bu soruya bilimsel-akılcılıkla yanıt veremiyorsak; sorun artık, sayıları yüzlere varan tek tek davalarda değildir. Sorun; hukuk devletini bilerek yıkan, ağır bunalım yaratan, tüm uyarılara kapalı, giderek baskıcılaşan iktidardır.
Mazlum gazilere kolluk şiddeti utanç verici, yüz kızartıcıdır. İktidar, açıkça sağduyusuz ve tümden usdışı (irrasyonel) politikaları saf beceriksizlikten sürdürüyor olamaz! Bir yandan karşıt kitleleri siyaset dışına itmek (de-politizasyon), bir yandan da halkın sabrını taşırarak sokağa dökmek!?
Sonra da kurgulu yoksullaştırma, yaygın-ağır kolluk şiddeti, yaralanmalar, belki birkaç ölüm, RTE’ye göre “Birkaç kelle” (!) ve OHAL! Oyun bu mu? Peki sonra?
Paspas anayasada Kürt yurttaşı temsil etmeyen DEM desteğiyle 20. kez yoz değişiklik ve 1876’ya dönüş mü? Zerrece gerçekçi ve etik mi; apaçık dışgüdümlü ve distopik değil mi? Çare yi, Amasya Genelgesinde, 22 Haziran 1919’da M.
Kemal Paşa yazmıştı, gene geçerlidir: “Ulusun yaşamını, ulusun azim ve kararlılığı kurtaracaktır.” Bu amaçla, ülke ve ulusun parçalanmasına karşı tüm ulusal güçler tez elden birleşmeli ve ulusu uyararak örgütleyip ayağa kaldırmalıdır!