Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala hakkında verdiği kararın ardından Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraflığının ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkının gözden geçirilebileceğini söyledi.
Uçum, “AİHM'de, Amor da haddini bilsin” başlığıyla kişisel X hesabından yayımladığı yazıda AİHM kararını “siyasi proje” olarak niteledi ve şöyle dedi:
“Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkânını gözden geçirmeye zorlanıyor.”
Mehmet Uçum, AİHM’nin Türkiye aleyhine “siyasi hesaplarla” karar verdiğini iddia etti ve mahkemenin tutumunu sürdürmesi halinde bunun kaçınılmaz hale geleceğini ileri sürdü:
“Türkiye aleyhine siyasi hesaplarla kararlar verilmeye devam edilirse AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkânını gözden geçirmesinin kaçınılmaz hale geleceğini iddia etti.
“AİHM kararları esastan kesin bağlayıcı değil”
Uçum’un yazısının ikinci önemli yönü AİHM kararlarının hukuki niteliğine ilişkin görüşleriydi.
AİHM’nin ulusal mahkemelerin üzerinde bir derece veya temyiz mahkemesi olmadığını belirten Uçum, buradan hareketle Mahkeme kararlarının esas bakımından bağlayıcı olmadığını savundu:
“AİHM kararlarında esastan kesin bağlayıcılık hiçbir aşamada yoktur.”
Uçum’a göre, AİHM’nin ihlal kararı vermesi halinde ulusal mahkemenin dosyayı yeniden ele alması gerekiyor; ancak mahkeme, yeniden yargılama sonunda eski kararını koruyabiliyor. Uçum bu görüşünü daha ileri götürere bu kararlara hiç uyma yükümlülüğü olmadığın da iddia etti:
,“İhlal kararlarına uyup uymama yetkisi ilgili milli mahkemelere aittir.”
Bu görüş, AİHS’nin 46. Madde’deki “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler” hükmünün alenen reddi anlamına geliyor. AİHM’nin ulusal mahkemelerin üzerinde bir temyiz mahkemesi olmaması ise Sözleşme’nin 46. Maddesindeki uyma yükümlülüğünü ortadan kaldırmıyor.
AİHS: Madde 46
“1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.
3. Bakanlar Komitesi, kesinleşen bir kararın icrasının denetlenmesinin, söz konusu kararın yorumundan kaynaklanan bir zorluk nedeniyle engellendiği kanaatinde ise, bu yorum konusunda karar vermesi için Mahkeme’ye başvurabilir.
Mahkeme’ye başvurma kararı, Komite toplantılarına katılma hakkına sahip temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınır.
4. Bakanlar Komitesi, bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın, taraf olduğu bir davada verilen kesin karara uygun davranmayı reddettiği görüşünde ise, ilgili Taraf’a ihtarda bulunduktan sonra, Komite toplantılarına katılmaya yetkili temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınacak bir kararla, ilgili Taraf’ın 1. fıkrada öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini Mahkeme’ye intikal ettirebilir.
5. Mahkeme 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit ederse, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderir. Mahkeme, eğer 1. fıkranın ihlal edilmediğini saptarsa, davayı, incelemesine son verecek kararı alması için Bakanlar Komitesi’ne iletir.”
Uçum, Anayasa'nın 90. Maddesi'ni yok saydığı iddiaları kapsamında ulusal yargının yalnızca yasama ve yürütmeden değil, uluslararası kurum ve mercilerden de bağımsız olması gerektiğini savundu. Ulusal ve uluslararası hukuk arasındaki ilişkiyi şöyle tarif etti:
“Asıl olan ulusal yetkilerdir; uluslararası düzenlemeler ve kararlar talimat niteliğindedir.”
AİHS’nin 46. maddesinin AİHM kararlarını esas bakımından kesin bağlayıcı kılacak biçimde yorumlanmasının “milli yargının asli olması ilkesini” reddetmek anlamına geleceğini ileri süren Uçum, iddialarını daha da ileri götürerek “Bunu tanımayanları biz de tanımayız.”
Anayasanın 90. Maddesinin ilgili fıkrası ise şöyle:
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. (Ek cümle: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. "
Uçum yazısında, AİHM kararının ardından Türkiye’de yargı bağımsızlığını eleştiren Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’a da ağır ifadelerle karşılık verdi.
Amor, Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı İBB Davası'nı izlemek için bulunduğu Silivri Cezaevi Yerleşkesinden AİHM'in Kavala kararıyla ilgili olarak sosyal medya hesabından şunları paylaşmıştı:
“AİHM’in Kavala davasıyla ilgili son kararını tam da [yerinde], Osman Kavala’nın yaklaşık 9 yıldır hukuka aykırı biçimde tutulduğu kötü ünlü Silivri Cezaevi’nde okudum. Bu karar, Türkiye yargısının güvenilirliğine indirilmiş yıkıcı bir darbedir. Osman Kavala derhal serbest bırakılmalı ve sevgili eşi Ayşe’ye kavuşmalıdır.”
Amor’u “Türkiye Karşıtlığı Sorumlusu” diye niteleyen Uçum, AP Türkiye Raportörü'nün açıklamalarını “küstah ve asılsız” olarak tanımladı ve “Hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanına dil uzatamaz” dedi.
Amor T24'e verdiği demeçte de şöyle demişti:
"Yakın zamanda Sayın Akın Gürlek ile Türkiye'deki yargı bağımsızlığı konusunda bir tartışmam olmuştu. Bugün Türkiye'de yargı bağımsızlığı konusundaki tartışmaya belki de tartışmasız en net cevap ikinci Kavala davasında kararını açıklayan AİHM'den geldi."
Uçum ayrıca AİHM ve Avrupa kurumlarını ırkçılık, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve mülteci hakları konusunda “ikiyüzlü” davranmakla suçladı.
Uçum’un açıklaması sadece kişisel mi?
Uçum açıklamasını Cumhurbaşkanlığı veya Başkanı olduğu Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu adına yayımlamadı. Erdoğan’ın Uçum’un AİHM kararlarının bağlayıcılığı veya Türkiye’nin AİHS’ten çekilmesi konusundaki görüşlerini benimsediğine ilişkin kamuoyuna yönelik bir açıklama bulunmuyor. Bununla birlikte Erdoğan'ın geçmişte AİHM'nin Kavala kararlarıyla ilgili Uçum'un ifadelerine paralel, hatta onları aşan görüşler ifade ettiği biliniyor.
Bilgi Kutusu |Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ne iş yapar?
Cumhurbaşkanı başdanışmanı, seçilmiş ya da bağımsız karar yetkisine sahip bir makam değil; Cumhurbaşkanı'na bağlı çalışan, belirli alanlarda görüş ve öneri sunmak üzere görevlendirilen siyasi-idari danışmandır. Başdanışmanların kendi başlarına kanun çıkarma, kararname yayımlama, mahkemeye talimat verme ya da kamu idaresi adına bağlayıcı karar alma yetkileri yoktur. Yetkileri, Cumhurbaşkanının kendilerine verdiği görev alanıyla sınırlıdır.
Başdanışmanlar Cumhurbaşkanı'na karşı sorumludur. Göreve getirilmeleri ve görevden alınmaları da Cumhurbaşkanının takdirindedir. Parlamento önünde bakanlar gibi ayrı bir siyasi sorumlulukları veya TBMM’de hesap verme yükümlülükleri bulunmaz.
Ne kadar ücret alıyorlar?
Cumhurbaşkanı başdanışmanlarının ücretleri konusu büyük bir şeffalık açığıyla malul. 2026 itibarıyla Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarının tek tek ne kadar maaş aldığı kamuoyuna düzenli ve isim bazında açıklanmıyor. Milletvekilleri bu konuda defalarca soru önergesi verdilerse de hiçbir bilgi alamadılar.
Örneğin, Antalya Milletvekili Serap Yazıcı Özbudun 2024’te Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a Cumhurbaşkanlığında kaç danışman ve başdanışman bulunduğu, bunların aylıkları, araç ve personel tahsislerini sorduğu yazılı önergesine cevap aldı. Ama daha sonra TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı açıklamada, danışman sayısı ve maaşları dahil sorduğu somut rakamların hiçbirinin yanıtta yer almadığını söyledi.
Kim denetliyor?
Mali açıdan Cumhurbaşkanlığı Sayıştay denetimine tâbi. Sayıştay, merkezi yönetim kapsamındaki kurumların gelir, gider ve mallarını TBMM adına denetliyor; Cumhurbaşkanlığı hakkında da yıllık denetim raporu hazırlıyor. Dolayısıyla danışmanların ücretleri ve Cumhurbaşkanlığının personel giderleri kamu kaynağı kullanımı bakımından Sayıştay denetiminin kapsamına giriyor.
Ancak bu, bir başdanışmanın ifade ettiği görüşlerin veya kamuya yaptığı açıklamaların anayasa ve yasalarla tutarlılığının, doğruluk denetiminden geçebilirliğinin bağımsız bir kurul tarafından denetlenmesi anlamına gelmiyor. “Başdanışmanlar kurulu”, etik denetim kurumu ya da faaliyetlerini tek tek inceleyip kamuya raporlayan ayrı bir gözetim mekanizması bulunmuyor.
TBMM, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve bakanlara yazılı soru yöneltebiliyor ve Cumhurbaşkanlığı bütçesini görüşüyor. Fakat milletvekilleri bir başdanışmanı doğrudan Meclise çağırıp hesap sorabilecekleri parlamenter bir mekanizmaya sahip değil.
Başdanışmanın sözü hükümeti bağlar mı?
Hayır. Mehmet Uçum’un bir açıklaması, sırf “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı” unvanıyla yapıldığı için Cumhurbaşkanlığı veya hükümet kararı hâline gelmez. Resmî politika sayılması için Cumhurbaşkanının açıklaması, Cumhurbaşkanlığı kararı/kararnamesi, ilgili bakanlığın açıklaması ya da başka bir yetkili tarafından bir işlemde bulunulması gerekir.
Ama başdanışmanlık unvanı da önemsiz değildir. Başdanışman, doğrudan Cumhurbaşkanlığı bünyesinde görev yapan ve Cumhurbaşkanı'na politika öneren kamu görevlisidir. Bu nedenle özellikle “Türkiye AİHS’e taraflığını gözden geçirmeli” gibi dış politika ve anayasal sistem açısından ağır sonuçları olabilecek bir açıklamanın, sıradan bir köşe yazısından daha yüksek siyasi ağırlığı vardır.