Anayasaların temel amaçlarından bir kişinin hak ve özgürlüklerini devlet iktidarı karşısında korumaktır. Bu nedenle tarihsel süreç içerisinde devlet iktidarı; birbirini dengeleyen yasama, yürütme ve yargı organlarına bölünmüştür. Anayasaya göre bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı da kendi içerisinde görev bölümü yapmıştır.
Kişiler arasındaki uyuşmazlıkları adli yargı, kişilerle idare arasındaki uyuşmazlıkları idari yargı çözer. Kanunların anayasaya uygunluğunu Anayasa Mahkemesi denetler. Seçimlerin hukuka uygun biçimde yapılması ve denetlenmesi ise anayasanın 79. maddesi uyarınca Yüksek Seçim Kurulu ile seçim kurullarının görevidir.
GÖREV VE YETKİ SINIRI Cumhuriyet Halk Partisi 8 Ekim 2023’te İstanbul il kongresini, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde de 38. olağan kurultayını düzenlemiş ve Özgür Özel ile ekibi yönetime seçilmiştir. Aradan yaklaşık iki yıl geçtikten sonra İstanbul il kongresinde bazı delegelere diğer delegeleri etkilemeleri amacıyla menfaat sağlandığı iddiasıyla kongrenin iptali için hukuk davası açılmış; benzer iddialar 38. olağan kurultay bakımından da yargıya taşınmıştır. Bu davalar sonunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36.
Hukuk Dairesi, 38. olağan kurultay kararlarının iptaline ve Kemal Kılıçdaroğlu ile ekibinin hüküm kesinleşinceye kadar göreve dönmesine yönelik bir karar vermiş; daha sonraki olağanüstü ve olağan kurultaylar bakımından da sonuç doğuran hüküm vermiştir. Buradaki temel hukuki sorun, siyasi parti seçimlerine ilişkin uyuşmazlıklarda adli yargının görev ve yetkisinin sınırıdır. SEÇİM VE USULSÜZLÜK Kararda Türk Medeni Kanunu’nun 83. maddesindeki dernek genel kurulu kararlarına ilişkin hükümlerden hareket edilmiştir.
Oysa siyasi partiler sıradan dernekler değildir. Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi, Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu hükümlerinin ancak Siyasi Partiler Kanunu’nda hüküm bulunmayan durumlarda uygulanmasına olanak vermektedir. Siyasi parti organlarının seçimleri konusunda ise kanunda boşluk yoktur.
Bu seçimler seçim kurullarının ve seçim hâkiminin denetiminde yapılır. Seçimlerde hukuka aykırılık veya usulsüzlük bulunduğu iddiası seçim hukukunun kendi mekanizmaları içerisinde incelenir. Üstelik iddia edilen usulsüzlüğün seçim sonucunu değiştirecek ağırlıkta bulunması gerekir.
Böyle bir durum tespit edildiğinde seçimin iptaline ve yenilenmesine karar verme yetkisi de seçim hâkimine tanınmıştır. Özel kanunda açıkça düzenlenmiş bir konuya, yıllar sonra Medeni Kanun’un derneklere ilişkin genel hükümlerinin uygulanması hukuken kabul edilemez. Hukukun dürüst yorumu, özel hükmün bulunduğu yerde genel hükme gidilemeyeceğini gerektirir.
ANAYASAL YETKİ DÜZENİ Daha da önemlisi, seçimlere ilişkin uyuşmazlıkların hangi organlar tarafından kesin olarak çözüleceğini anayasa belirlemiştir. Bir yargı organının kendisine anayasa ve kanun tarafından verilmeyen bir yetkiyi kullanması yalnız görev meselesi değildir; kuvvetler ayrılığına, hukuk devleti ilkesine ve anayasal yetki düzenine de müdahaledir. Ayrıca verilen kararın siyasi sonucu da görmezden gelinemez.
Ana muhalefet partisinin seçilmiş yönetiminin değiştirilmesi, partinin kurultaylarının geçersiz sayılması ve seçim sürecine başka bir yönetimle girmesine yol açılması, yalnız parti içi bir uyuşmazlık değildir. Böyle bir karar doğrudan seçmenin önündeki siyasi seçenekleri ve dolayısıyla millet iradesinin oluşumunu etkilemeye yöneliktir. Karar temyiz edilmiştir.
Dosyanın adli tatil dönemine denk gelmesi, demokratik düzeni doğrudan etkileyen böylesine önemli bir uyuşmazlığın bekletilmesini haklı göstermezdi. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 103. maddesi, özellikle geçici hukuki korumalara ve niteliği gereği ivedilik taşıyan işlere adli tatilde de bakılabilmesine olanak tanımaktadır. Söz konusu olan bir siyasi partinin yönetimi ve seçimlere hangi yönetimle katılacağı ise kamu yararı ve demokratik düzen bakımından dosya ivedilikle incelenebilirdi.
Ancak Yargıtay dosyayı bugüne kadar incelememiştir. Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisine sahip çıkmayışı da hukuka aykırıdır. CHP’nin daha sonraki olağanüstü ve olağan kurultayları seçim kurullarının gözetimi altında gerçekleştirilmiş ve hukuki sonuç doğurmuştur.
Seçim hukukunun kendi kurumları tarafından geçerli kabul edilen işlemlerin adli yargı kararlarıyla etkisiz hale getirilmesi karşısında YSK’nin sessiz kalması, anayasanın 79. maddesiyle kendisine verilen görevin anlamını ortadan kaldırmaktadır. YARGI BAĞIMSIZLIĞI ORTADAN KALKINCA Yargı organları anayasayı ihlal edebilir mi? Elbette edebilir.
Anayasa yalnız yasama ve yürütmeyi değil, yargı organlarını da bağlar. Hiçbir hâkim ve hiçbir mahkeme, anayasadan almayan bir yetkiyi kullanamaz. Yargı bağımsızlığı, hâkime anayasanın dışına çıkma veya başka anayasal organlara verilmiş yetkileri üstlenme yetkisi vermez.
Aksine anayasayı koruma görevi verir. Anayasal düzenin temel ilkelerini bilerek etkisiz hale getirmeye yönelen ve kendisine ait olmayan bir devlet yetkisini kullanan yargı organları, TCK’nin 309. maddesini ihlal ederler. Maddede yer alan cebir yalnız fiziki şiddet olarak anlaşılmamalıdır.
Mahkeme kararları tavsiye değildir; devletin örgütlü kamu gücüyle ve gerektiğinde zor kullanılarak uygulanırlar. Anayasanın kurduğu yetki düzenini kamusal cebiri kullanarak ortadan kaldırmak anayasayı ihlal suçunu oluşturur. Her hukuka aykırı veya hatalı yargı kararı elbette Anayasayı ihlal suçunu oluşturmaz.
Böyle bir yorum yargı bağımsızlığını ortadan kaldırır. Ancak sorun basit bir yorum veya uygulama hatası olmaktan çıkıp anayasanın temel ilkelerinin, millet iradesinin ve anayasal kurumların görevlerinin bilinçli biçimde etkisiz hale getirilmesine dönüşüyorsa durum farklıdır. Anayasal düzeni korumak yalnız siyasetçilerin görevi değildir.
Hâkimlerin, yüksek mahkemelerin, özellikle Cumhuriyeti korumakla görevli oldukları için cumhuriyet savcılarının ve seçim yargısının da asli görevidir. Bu görevi yapmayanlar ihmal suretiyle icra yoluyla anayasayı ihlal etmiş olurlar. PROF.
DR. DOĞAN SOYASLAN