Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs 1919’da Kurtuluş Savaşı mücadelesini başlattı ve bu mücadeleyi 30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlandırdı. Böylece hem emperyalizme karşı mücadelede hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ve cumhuriyet yönetiminin kurulması doğrultusunda büyük bir adım atıldı. AKP iktidarı ise emperyalizmin desteğiyle cumhuriyetin yerine teokratik bir monarşiyi kurmanın peşine düştü!
Bu çerçevede anayasadaki yasama, yürütme, yargı arasındaki güçler ayrılığı, düşünceyi ifade, yayınlama ve örgütlenme özgürlüğü ve laiklik ilkeleri uygulamadan kaldırıldı. Osman Kavala “Gezi” protesto eylemleri “davasından” dolayı yaklaşık on yıldır tutuklu. Can Atalay, Çiğdem Mater Utku, Mine Özerden ve Tayfun Kahraman da aynı “davadan” dolayı yıllardır tutuklular.
HDP eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da yaklaşık on yıldır tutuklular. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve onlarca belediye başkanı bir yılı aşkın süredir tutuklu. Sivil toplum örgütü lideri Nasuh Mahruki, komedyen Deniz Göktaş ve emekli Amiral Türker Ertürk son aylarda ve haftalarda tutuklananlar arasında. *** Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu hafta Osman Kavala’nın tutukluluğunun ağır hak ihlali ve hukuka aykırı olduğunu gerekçeleriyle bir kere daha karara bağladı ve Osman Kavala’nın acilen serbest bırakılması gerektiğine hükmetti.
Türkiye AİHM’nin taraflarından ve Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden birisi ve Türkiye Cumhuriyeti anayasası gereği bu karara uymakla yükümlü olduğu halde, AKP hükümeti her zamanki gibi narsist ve megaloman bir tavırla bu karara meydan okudu! İBB davasında ise bu hafta, suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Aziz İhsan Aktaş beraat ederken, aynı örgütün liderlerinden birisi olduğu iddia edilen Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğu devam ediyor! Adaletin ve hukuk devletinin ortadan kalktığı bir ortamda cumhuriyetten, halkın egemenliğinden ve Türkiye Cumhuriyeti devletinden söz edilemeyeceği açıktır.
Çünkü adalet devletin temelidir! *** Bütün bunlar olurken KCK/PKK adlı terör örgütünün Suriye’deki uzantısı olan SDG/PYD kendisini feshettiğini ve Suriye “devletiyle” bütünleşeceğini bu hafta açıkladı. Milli bir bilinçten yoksun Türkiye’deki iktidar odakları ise etnik kimlikçi SDG/ PYD ve dinci HTŞ gibi terör örgütlerinin bir “devletin” kurucu unsurları olmalarını bir zafer gibi algıladılar. Etnik kimlikçi ve dinci terör örgütlerinin kendilerini feshedip “devlet” kurmalarını zafer ve başarı gibi algılamak ancak emperyalizme esir düşmüş kesimlerin yapacağı şeydir.
Nitekim bunu çok önemli bir gelişme olarak değerlendirenlerin başında da emperyalizmin öncüsü olan ABD hükümeti gelmektedir! Suriye’de yapılanın bir benzeri de Türkiye’de yapılmaya çalışılmaktadır. PKK’li teröristlere anayasaya aykırı biçimde af getirilerek ve siyaset yolu açılarak ve silah bırakma konusu PKK’lilerin beyanına bırakılarak, PKK’nin “devletle bütünleşmesi” amaçlanmaktadır.
Bu projenin başında ABD vardır, bu projenin Türkiye’deki yürütücüleri ise AKP, MHP, HÜDA PAR ve DEM’dir! *** Atatürk, üç yılı aşkın bir süre, ölümü göze alarak, işgalci Britanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ordularına karşı, Türkiye’nin bu hallere düşmesi için mücadele vermedi! Atatürk demokratik, üniter, laik, sosyal bir hukuk devletini, halk egemenliğine dayalı bir cumhuriyeti ve tam bağımsız Türkiye’yi kurmak için bu mücadeleyi verdi! Atatürk’ün verdiği bu insanüstü ve olağanüstü mücadeleye Türkiye’de kaç kişi layıktır; kaç kişi bu mücadelenin ve Atatürk’ün hakkını vermiştir?!
Büyük çoğunluğun üzerine çöken uyuşukluk ve kanıksama durumu dikkate alınacak olursa, sayıları çok fazla olmasa gerek!