Bugün Silivri Cezaevi içinde kurulu İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Ergenekon kumpas davasında verdiği kararları açıklamasının 13. yıldönümü. Ergenekon soruşturmasının, operasyon dalgalarının 2007’de başladığı dikkate alınırsa tarihimizin en büyük hukuksuzluklarından birinin üzerinden yaklaşık bir kuşak geçtiği söylenebilir.
Bugün muhalefet partisinden seçilen belediye başkanlarına yönelik dalga dalga operasyonlar olmasa Ergenekon kumpası, tarihin geçmiş sayfalarında kalmış bir olay olarak değerlendirilebilirdi. Ne var ki bugünkü davaların da işlenen hukuksuzluklar bağlamında Ergenekon’dan farkı yok. Kararların veriliş yıldönümünde hem davanın nasıl sonuçlandığını hem de yaşanan hukuksuzluğun boyutlarını kısaca paylaşmak yararlı olur.
Alan olursa, ders olur! *** FETÖ medyası tarafından “asrın davası” adıyla sürekli gündemde tutulan, aralarında benim de bulunduğum 235 sanıklı Ergenekon’da, Cumhuriyet tarihindeki neredeyse tüm faili meçhul olaylara karışmış, bir numarası belli olmayan, o güne dek MİT’ten Genelkurmay’a, Emniyet’ten jandarmaya hiçbir devlet kurumunun bilmediği bir “örgüt” yargılandı. Genelkurmay başkanının, askerlerin, rektörlerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, polislerin, sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yöneticisi ya da üyesi olduğu bu örgütü devletin hiçbir kurumu bulamadı ama mahkeme kararlıydı, bulacaktı. Bu sanıkların arasına mafya üyelerinden katillere, uyuşturucu kaçakçılarından kumarhane işletmecilerine kadar suç işleme makinesi diye adlandırılan kişiler de kondu.
O mahkemenin üyelerinin bir bölümü bugün FETÖ davalarından yargılanıyor, bir bölümü de yine FETÖ kapsamında kaçak. Yargılama sürecinden üç örnek vermek her şeyi anlatmaya yeterli olacaktır: 1- Mahkeme tanık dinlemeden delilleri toplamaya kadar sanık lehine olacak her şeyi öteleyince avukatlar ilgili yasa maddelerini anımsattılar. Mahkeme başkanı Hasan Hüseyin Özese bu tür anımsatmalar artınca şu yanıtı verdi: “Yasanın o maddesini uygulamama kararı aldık!” Mahkeme kendini yasaların üzerinde bir güçte görüyordu.
2- Davaları gizli tanık ifadeleri şekillendirdi. Yasaya göre gizli tanığın verdiği bilgilerden biri yanlış çıkarsa tanıklık sona erdiriliyordu. Bir gizli tanık o kadar bariz hatalarla ifade verdi, insanların suçladı ki artık sanıklar bile gülmeye başladı.
Bunun üzerine mahkeme başkanı Özese ara karar verdi, şöyle dedi: “Tanığın hazır olmadığı görüldü... Hazırlanarak daha sonra tekrar dinlenmesine...” Gizli tanığa kimi neyle suçlayacağı iyi öğretilmemişti. Mahkeme öğretin de getirin diyordu!
3- Beş yıl süren yargılamaların ortasıydı... Bir sabah hücremizden duruşma salonuna geldik, tavandan tepemize belli aralıklarla kablolar indirilmiş. Uçlarına baktık, mikrofon!
Sanıklar salonda kendi aralarında konuşurken suç unsuru ya da delil olabilecek şeyler söylerse kayda geçsin, diye düşünmüşlerdi! *** 5 Ağustos 2013’te verilen kararlar, Yargıtay’ın bozma kararına 1 Temmuz 2019’da yerel mahkemenin de uymasıyla sona erdi. Sonuç: Ergenekon adlı bir örgütün izine rastlanmamıştır. Bu nedenle sanıklar böyle bir örgüte üye olmaktan yargılanamazlar!
Tümünün beraatına... Silah bulundurma ya da davayla ilgisi olmayan başka suçlardan yargılananlar dışında herkes beraat etti! Ergenekon kararlarında hâkimlerin ve savcıların başlıca dayanağı gizli tanık ya da itirafçı ifadeleri olmuştu.
Onların çok büyük bir bölümünün gerçeği yansıtmadığı daha davalar sürerken ortaya çıktı. Başta İBB olmak üzere gündemdeki davalar için de böyle bir yazı yazmaya gerek kalmadan adalet istiyoruz. Adil, acil, tutuksuz yargılama...