ABD’de ara seçimlere iki aydan biraz fazla bir süre kala Demokratlar, Başkan Donald Trump’ı nasıl yeneceklerinin ötesinde bir sorunla karşı karşıya: Demokrat Parti’nin aslında neyi savunması gerektiği konusunda hâlâ anlaşmazlık yaşıyorlar.İlericiler ile ılımlılar arasındaki ayrışma, bu yılki ön seçim süreci boyunca kendini gösterdi. Ancak son haftalarda bu bölünmenin basit bir parti içi anlaşmazlık olarak geçiştirilemeyeceği daha net ortaya çıktı.İlerici adaylar peş peşe önemli zaferler kazanırken, parti yönetimine yakın Demokratlar ise özellikle kararsız bölgelerde ve Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerde sol kanatla özdeşleşen adayların kasım ayında kazanıp kazanamayacağı konusunda giderek daha fazla endişeleniyor.İronik olan ise her iki kanadın da 2024'teki sancılı seçim yenilgisinden aynı dersi çıkardığına inanması. İlericilere göre ders, ılımlı siyasetin başarısız olduğu yönünde.
Onlara göre Demokratlar statükoyu savunmakla, temkinli ve teknokratik bir dil kullanmakla ve seçmenlere güçlü bir ekonomik alternatif sunmak yerine Trump karşıtlığına güvenmekle fazla zaman kaybetti.İlericilerin çözümü ise çok daha güçlü bir popülist politika: sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürmek, ücretleri artırmak, sendikaları güçlendirmek, şirketlerin gücünü sınırlamak ve siyasi sistemi zengin bağışçılara daha az bağımlı hale getirmek.Partinin daha ılımlı merkez kanadı ise neredeyse tam tersi bir ders çıkarıyor. Onlara göre Demokratlar, Cumhuriyetçilerin “sosyalist”, “iş dünyası karşıtı” veya “kültürel açıdan aşırı” olarak gösterebileceği aday ve söylemleri benimseyerek rekabetçi eyaletlerdeki seçmenleri ürkütmeyi göze alamaz. Ilımlılara göre bunların hepsi seçim açısından felaketle sonuçlanabilecek yaklaşımlar.Bu görüş, ön seçim sonuçlarıyla birlikte yeniden güç kazandı.
Florida’da demokratik sosyalist Angie Nixon, Demokrat Parti’nin Senato ön seçiminde ılımlı aday Alex Vindman karşısında büyük bir sürprize imza atarak seçimi kazandı.Michigan’da ilerici Abdul El-Sayed, parti yönetiminin desteklediği Haley Stevens’ı mağlup etti. California’da ise ilerici Aisha Wahab, dış grupların yoğun harcamalarına rağmen özel Temsilciler Meclisi seçimini kazandı.İlericilere göre bunlar münferit sürprizlerden ibaret değil. Sonuçların, Demokrat seçmenlerin partinin eski yönetim anlayışını reddettiğini gösterdiğini savunuyorlar.Ancak Demokrat Parti ön seçimini kazanmakla genel seçimi kazanmak arasında önemli bir fark var.
Ilımlıların argümanı da tam bu noktada devreye giriyor.Bir zamanlar ülkenin en önemli kararsız eyaleti olan Florida, bu açıdan belki de en önemli sınav. Nixon’ın zaferi Demokratların sol kanadını harekete geçirse de Nixon, son yıllarda belirgin şekilde Cumhuriyetçilere kayan bir eyalette genel seçimde son derece zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya.Nixon’ın adaylığı, Florida Demokratları arasında partinin demokratik sosyalizmle ne ölçüde özdeşleşmesi gerektiği konusunda şimdiden tartışma başlattı.İşin ironik tarafı ise Nixon’ın Florida’da Senato adayı seçildiği gün, eyaletteki Demokratların muhafazakâr ve eski Cumhuriyetçi David Jolly’yi vali adayı olarak belirlemesi oldu.Demokratlar açısından artık mesele yalnızca ilerici fikirlerin popüler olup olmadığı değil. “Solcu” olarak nitelendirilen birçok ekonomik politika, seçmenler arasında oldukça güçlü destek görüyor.
Yakın tarihli Reuters/Ipsos anketlerine göre bağımsız seçmenlerin üçte ikisi, şirketler ve milyarderler üzerindeki vergilerin artırılmasını ve tüm Amerikalılara devlet destekli sağlık hizmeti sunulmasını destekliyor.Diğer anketler de ücretli aile ve sağlık izinleri, federal asgari ücretin 15 dolara çıkarılması ve çalışanları korumaya yönelik yapay zekâ düzenlemelerinin ABD’nin siyasi yelpazesi genelinde oldukça popüler olduğunu gösteriyor.Daha zor soru ise bu politikaları destekleyen seçmenlerin, kendilerini ilerici olarak tanımlayan adaylara gerçekten oy verip vermeyeceği. Bu ayrım önemli çünkü Demokrat seçmen koalisyonu değişiyor. Son araştırmalar, 2026 Demokrat ön seçimlerinin partide topyekûn bir sola kayış yaşandığını göstermediğine; bunun yerine ekonomik popülizme yönelik artan ilgiyi ve parti yönetimine duyulan memnuniyetsizliği yansıttığına işaret ediyor.Demokrat seçmenler, ilerici kanatla özdeşleşen politikaları desteklerken kendilerini hâlâ ılımlı olarak tanımlayabiliyor.
Öte yandan transgender hakları, ırksal adalet veya sert iklim politikaları gibi sol kanatla ilişkilendirilen bazı kültürel meselelere daha az sıcak baktıkları görülüyor.Bu durum Demokratlar için alışılmadık bir siyasi fırsat ve aynı zamanda stratejik bir baş ağrısı yaratıyor.Demokratlar, en güçlü mesajlarının ne geleneksel liberalizm ne de geleneksel merkezcilik olduğunu; bunun yerine şirketlerin gücünü hedef alan ancak kararsız seçmenleri uzaklaştıran bazı kültürel tartışmalardan kaçınan ekonomik popülist bir siyaset olabileceğini keşfetmiş olabilir.Sorun ise partinin bu yaklaşımı seçmenlere nasıl sunacağı konusunda henüz uzlaşamamış olması. Bir başka sorun da Demokratların en güçlü mobilizasyon aracının hâlâ Trump karşıtlığı olması.Cumhuriyetçiler, ilerici adayların ön seçimlerdeki zaferlerini Demokrat Parti’nin “sosyalizme” kaydığı yönündeki argümanlarını güçlendirmek için şimdiden kullanıyor. Nixon ve El-Sayed gibi isimleri, Demokrat Parti’nin radikal sol kanat tarafından ele geçirildiğinin kanıtı olarak gösteriyorlar.Demokratlar ise seçim kampanyasını kendi iç bölünmelerinden ziyade Trump’ın halk tarafından tepki gören politikaları üzerine kurmak için güçlü bir motivasyona sahip.Bu strateji işe yarayabilir.
Demokrat adaylar şu anda genel Kongre oyunda avantajlı durumda ve özellikle hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik sorunlar siyasi gündemin merkezinde yer alıyor. Başka bir deyişle Demokratlar, ideolojik tartışmalarını çözdükleri için değil, bu tartışmaya rağmen seçimi kazanabilir.Ancak asıl soru, kasım seçimlerinden sonra ne olacağı.Demokratlar Temsilciler Meclisi’nde önemli kazanımlar elde eder veya hatta Senato’nun kontrolünü yeniden ele geçirirse, ılımlı kanat seçmenlerin ideolojik dönüşüm yerine hayat pahalılığı, yönetimde yeterlilik ve Trump karşıtlığına odaklanan adayları ödüllendirdiğini savunacak.İlericiler ise farklı bir sonuç çıkaracak. Ön seçimlerde elde ettikleri zaferleri göstererek partinin geleceğinin, Demokrat Parti’nin geleneksel çizgisine meydan okuyan ve siyasi düzene olan güvenini kaybetmiş seçmenleri harekete geçirebilen adaylarda olduğunu ileri sürecekler.Her iki durumda da ara seçimler artık yalnızca Kongre için bir güç gösterisi olmaktan çıkıyor; aynı zamanda Demokrat Parti’nin Biden, Harris ve Trump sonrası kimliğini belirleme mücadelesine dönüşüyor.Riskler özellikle yüksek, çünkü bir sonraki başkanlık yarışı şimdiden ufukta belirmiş durumda.
2026 döngüsünden en güçlü çıkan adaylar ve fraksiyonlar, 2028'deki Demokrat başkan adaylığı mücadelesi üzerinde büyük etki sahibi olacak.Şimdilik ise somut bir zorunluluk öne çıkıyor: Kasım ayında kazanmak. Bunun için de birbirinden oldukça farklı iki Demokrat Parti'nin tek bir parti gibi davranması gerekiyor.İlericiler, daha dişli bir mücadele veren bir parti istiyor. Ilımlılar ise seçmenleri daha az ürküten bir parti talep ediyor.
Her iki taraf da karşı tarafın yaklaşımının seçimin kaybedilmesi riskini artırdığına inanıyor.Bu da 2026 ara seçimlerinin merkezindeki paradoks olabilir: Demokratların en büyük seçim fırsatı, ekonomik konulardaki artan üstünlükleri ve seçmenin Trump'a duyduğu hoşnutsuzluk; en büyük siyasi zafiyeti ise bu fırsatla ne yapmak istedikleri üzerine hâlâ çözülememiş tartışma.Seçim gününden iki ay önce, Demokrat Parti bu tartışmayı sonuçlandırmış değil. Belki de bunu onlar adına seçmenler yapmak zorunda kalacak.