Türkiye son yerel seçimlerin ardından bir türlü seçim havasından çıkamadı. Erdoğan ’ın belediyeleri “silkeleme” talimatının ardından, yargı üzerinden yürütülen faaliyetler Türkiye’de bir yolu da açmış oldu. Bundan sonra her iktidar, belediyelere yönelik operasyonları kendine hak görecektir.
AKP’nin seçimle kazanamadığı bazı belediyeleri, belediye başkanlarının tutuklanmasının ardından ele geçirme arzu ve tutkusu siyasi tarihe nasıl geçecek onu bilmiyoruz. Ancak yerel seçimlerde hüsran yaşayan AKP, ülkeyi sürekli seçim ortamında tuttu. Seçmeni etkilemek, muhalefeti yıldırmak amaçlı bu yaklaşım ister istemez ekonomik olarak da ağır bedeller ödenmesine yol açtı.
Belediyelere yönelik operasyonlar üzerinden istenen sonuç elde edilemeyince Kılıçdaroğlu ’nun seçimi yitirdiği kurultay üzerinden CHP’ye operasyon yapıldı. Parti bölündü, yok ediliyor. Siyasi tarih bilincinden yoksun bazı CHP’li siyasetçiler, eğer Saray görevlisi değillerse hâlâ kendilerine bir gelecek arayışındalar.
İktidarla birlikte kol kola yürüyen bu grup tarih önünde nasıl hesap verecek? Bunu yapılacak ilk genel seçimlerden sonra tartışmak daha mantıklı olur. Konumuza dönersek...
Öyle görünüyor ki önceki seçimlerde olduğu gibi Erdoğan-AKP iktidarının sürmesine hizmet edecek, “karşı çıkıyor, eleştiriyormuş gibi görünecek” bir Saray muhalefeti yaratma çalışmaları sürecek. Belediyelere yönelik operasyonlar da... Çünkü iktidarı hedefliyormuş gibi görünüp Saray’a hizmet eden siyasi liderler artık muhalif taban tarafından biliniyor.
Şimdi Saray muhalefeti olmaya itiraz ettikleri için zulüm gören bir kadro var. Ekrem İmamoğlu bu yüzden içeride, Özgür Özel ’in elinden partisi bu nedenle alındı. Gerçek muhalefet yürüttükleri için.
İktidara gelmeyi gerçekten istedikleri için ve özetle tabanlarını kandırmadıkları için. Muhalefete yönelik hukuk dışı uygulamaların kamuoyunda geri teptiğini artık iktidar da görüyor. Bunun sandığa kendi lehlerine yansımayacağını düşündükleri için birtakım algı çalışmaları da başladı.
Yıllardır kapağı açılmayan Melih Gökçek iddiaları nihayet “ifadeye çağrılma” aşamasına gelebildi. Buradaki amaç da siyasi. “Bakın yargı herkese dokunuyor” izlenimi oluşturulmak isteniyor.
Türkiye iki yılı aşkın süredir olağanüstü koşullara zorlanıyor. Ortada seçim yokken muhalefet ezilmeye çalışılıyor. Artık gelinen nokta önemli.
Kim ne derse desin 2027 yılı gerçekten seçim yılı olacak ve iktidar zorda. Bugünün koşullarına bakınca seçmen tarafındaki sorun sürüyor. Devlet eliyle muhalefeti dövmek, iktidarın özgüvenini yerine getirmedi.
Buna karşın muhalefete saldırı durmayacak. Ancak muhalefeti ezmek, büyük şüphelerle muhalefet seçmenini sandıktan soğutmak için yine her şey yapılacak. Siyaset kazanı daha gürültülü fokurdayacak.
Bir de iktidarın ikinci aşaması var. Çalışamaz duruma getirilmiş belediyeler nedeniyle eli kolu bağlı, dağıtılmış muhalefetin karşısında, yurttaşlar için ekonomik memnuniyet yaratılması gerekiyor. Özellikle büyük kentlerde yıllardır inim inim inleyen dar ve sabit gelirli, asgari ücretli çalışanların ikna edilmesi gerekiyor.
Bu yapılamazsa DEM Parti takviyesi de yetmeyebilir. Şurada 2027’ye dört ay kaldı. İktidar ikinci aşamaya geçmek zorunda.