Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan 0.99’luk haziran ayı enflasyon verisi, memur ve emekli maaş artışlarının hesaplanmasında temel ölçüttü. Bu bağlamda SSK ve BağKur emeklilerine yüzde 17.76, memur ve memur emeklilerine ise yüzde 13.52 oranında maaş artışı yapılmıştı. Ne gariptir ki temmuz ayı enflasyonunun yüzde 1.78 olarak açıklanması, haziran ayı enflasyon verisinin piyasa fiyatlarındaki artışları gerçek anlamda yansıtıp yansıtmadığı yönündeki tartışmaları beraberinde getirdi.
Görünen o ki etiketteki fiyatları saklama becerisine sahip TÜİK, haziran ayı enflasyonu perdeleyip emekli ve memur maaş artışlarının yüzde 20-21 bandından gerçekleşmesinin önüne set çekti ve dolayısıyla milyonlarca memur ve emeklinin yaşam standardını düşürdü! TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerinin kamu maliyesi üzerindeki yükü “hokus pokus” la sınırlaması 20 milyon memur ve emeklinin canını yakmıştır. Ve fakat bir iki muhalif milletvekili dışında konunun gündeme getirilmemesi, itirazların sadece sendika çizgisinde kalması en az TÜİK’in kraldan çok kralcılığı kadar iç acıtıcıdır!
Yenisiyle, eskisiyle muhalefet partilerine duyurulur! TATİLİN İKİ YAKASI! Anakaramızda Çeşme, 14 kilometre ötemizde Sakız, birbirine çok benzeyen iki sahil bölgesi.
Ve şu sıralar iki belde de çok kalabalık. Gelgelim iki yakanın farklı öyküsü var. Çeşme’ye gelen -özellikleyerli turist, bir haftayı bulmayan kısa bir tatil için bütçesinin sıfırlıyor, Avro üzerindeki kur baskısı, yurtdışına çıkış fonu, vize parası gibi handikaplara karşın, Sakız’a giden “bizim yerli” ve yabancı turist güler yüzle ve patlamayan kredi kartı limiti ile evine dönüyor.
Nasıl mı? Feribottan indiniz, sizi hemen karşılayan börekçide iki kişi yediniz, içtiniz diyelim ödeyeceğiniz tutar 12 Avro. Türk parası ile 600-700 TL.
Aynı hizmeti feribot öncesi Çeşme Marina’da alayım derseniz o paraya ancak iki bardak buzlu kahve içersiniz. İki yakayı birbirinden ayıran temel harcama kalemi plaj ücretlerinde yaşanıyor! Yunanistan’da plaj giriş ücreti yok.
Duş, temiz tuvalet gibi hizmetlerin yanında şezlong ve şemsiye kullanımı yaparsanız kişi başı 7-8, bilemediniz 10 Avro harcamanız gerekiyor. Lüks sınıf diyebileceğimiz işletmeler ise 10-15 Avro harcama limiti istiyorlar, ki o da günlük yiyecek, soğuk ve hatta alkollü içecek vb. gereksiniminizin altında kalıyor. Peki Çeşme’de plaj kullanımı nasıl?
Bir arkadaşım gönderdi fiyatları. Alaçatı 11 adlı mekân girişte 2 bin TL alıyor kişi başı. İçerideki fiyatlar da Nişantaşı’nı kıskandıracak noktada.
Epibeach giriş ücreti almıyor, hafta içi 3 bin, hafta sonu 4 bin TL harcama şartı koşuyor. En hesaplısı Boyalık sahilindeki Yelken kulüpmüş; orada da harcama limiti 1500 TL! Halk plajının ise sadece adı var; sanı yok!
Kuma havlu atıp şemsiye dikmeye kalktığınızda hemen yandaki işletmenin korumaları tarafından dövülme endişeniz var. Akşam yemekleriyse iki yaka arasındaki makası iyice açıyor; Çeşme’de kişi başı 100 Avro’dan aşağı kalkmak mümkün değil, aynı yemeği karşıda yediğiniz zaman iki kişi 50-60 Avro’ya üstelik sınırsız ikramla masadan ayrılıyorsunuz. Bir sahipsizlik söz konusu.
Belediyeler, yetki alanımızda değil, diyor. Turizm Bakanlığı oralı olmuyor. Birileri şu tatil fırsatçılığına dur der mi bilinmez ama beyaz et sektöründeki fırsatçılık şu tatil sektöründeki fırsatçılığın yanında solda sıfır!
GÖÇ MÜ, SAVAŞ MI? İspanya’nın Kuzey Afrika kıyısındaki toprağı Ceuta (Sebte), tarihinin en ciddi göç krizini yaşadı geçen hafta. Fas’tan yüzerek kente ulaşan göçmenlerin sayısı resmi olmayan kaynaklara göre 60 bini aştı.
Büyük bölümü Fas vatandaşı olmakla birlikte Sahraaltı Afrika ülkelerinden gelenler umuda yüzdü! Sadece bir göç müydü bu? Yoksa işin içinde İsrail’in parmağı mı vardı, MOSAD göç bahanesiyle, İran savaşına mesafeli duran İspanya’ya, Pedro Sanchez ’e parmak mı salladı anlaşılamadı.
Soru işaretleriyle dolu bir 4 gün yaşadı Avrupa Kıtası. Göçün işaret fişeğinin sosyal medyadaki “İspanya denizden yüzerek gelenlere göçmen statüsü tanıyacak” yalanıyla yakıldığı söylendi. Cueta’ya ayak basanların 50 binden fazlasının geri dönmesi de konuyu göçün ötesinde bir noktaya taşıdı.
Ancak görünen o ki, kitlesel göç devletlerin birbirine yönelik hibrit baskı araçlarından biri. Ve Türkiye de jeopolitik konumu nedeniyle göçün merkezinde. Başımızdan da Irak, Suriye ve İran sınır ihlalleri geçmişken Ankara bu konuyu ayrıntılarıyla masaya yatırmak zorunda.
Gerçi hakkını yemeyelim, Van, Ağrı, Iğdır, Hakkâri’nin İran sınırında şu sıralar beton ve çelik duvarlar inşa ediliyor. 560 kilometrenin 250 km’lik bölümü tamamen kontrol altına alınmış durumda. Ancak sınır ötemizdeki olası bir büyük savaş veya benzeri felaket ülkemizi her an Cueta’ya çevirebilir, aman dikkat!