sondakika.com
Son Dakika

Öğretmen olmayan öğretmenler

Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Her şey birbirine girmiş, kurguyla gerçek arasındaki ayrım giderek silikleşmiş durumda. Eğitim dünyasında da bu bulanıklıktan faydalanma fırsatçılığı gün be gün artıyor. Öğretmenlik, insanlık için ve daha özelinde bir toplum için en stratejik, en öncelikli meslektir.

Ancak bugün bu meslek alanında öğretmen olmayan öğretmenler diye ifade edebileceğim ciddi bir kitle oluşuyor ve bu kitle giderek büyüyor. ÖĞRENMENİN SİHİRLİ DEĞNEĞİNİ BULANLAR Sosyal medyada onlara fenomen öğretmen deniyor. Son yıllarda iyice çoğaldılar.

Öğrenme ve anlama süreçlerinin yerine şifreler, kısaltmalar ve kodlar koyan kişiler bunlar. Bazıları müthiş bir yöntem bulmuş edasıyla bağıra çağıra Dede muzu böl ver diyerek özkütle kavramını; bazıları Paran Varsa Ne Rahat deyip ideal gaz denklemini; bazıları Türkiye Milli Futbol Takımı Sahada Şut Attı diyerek canlıların sınıflandırılmasını; bazıları da Anası mezar dikecekmiş diyerek sıfat fiilleri öğretiyor. Hemen her ders içeriğine bir kod üretmiş, bir şifre belirlemişler.

Adeta ellerine sihirli bir değnek almış, her dersi bu değnekle öğretiveriyorlar. Dahası bu yöntemlerle kitaplar yazıyor, bu kitapları satıyor, dijital platformlar kurup arabesk müzikler eşliğinde kimsenin bilmediği sırları peş peşe sıralıyorlar. Elbette kanıtları da var: Bakın, X öğrencisi bu yöntemle nasıl başarılı oldu diye reklam yapıyor, bu reklamlarda ünlü isimleri oynatıp onlar üzerinden pazarlama stratejisi yürütüyorlar.

Öğrencinin anlam dünyasını boşaltıp yerine gösteri dünyasını koyarak öğrettiklerini söyleyen bu insanlar kim? Bu denli yaygınlaşan bu sözde öğretim anlayışı ne? Biraz düşünün; gerçekten öğrenmenin sırları mı vardır?

Bu sırlarla dersleri birkaç şifreyle öğrenivermek varken, binlerce yıldır okullar, öğretmenler bunu neden yapmıyor, neden bu sihirli değnekleri öğrencilerinin kafasına dokundurup müthiş dâhiler yetiştirmiyor? Okula, sınıfa, öğretmene ne gerek var, bu sırları verelim herkes bir anda öğreniversin işte, niye uğraşıyoruz ki bu kadar? Eğitim, niye var?

Net konuşalım: bunun adına ihanet denir. Öğrenmenin ve onunla neredeyse aynı anlama gelen anlamanın yerine sınavlarda doğru yanıtı işaretlemeyi koyan bu şarlatanlar, öğretmenlik mesleğine ihanet etmektedir! Şu hâlde, ilk notumuzu düşelim.

Öğretmenlik Notu 1: Öğrenmenin ve anlamanın yerine şifreler koymak, kodlar üretmek mesleğe ihanettir. O SAHNEDEN BU SAHNEYE SIÇRAYIP SEYİRCİ ARAYANLAR Aynı ihanet, eğitimle ilgili mücadele alanlarında da kendini gösteriyor. Sözgelimi, her şeyi sihirli değneklerle halleden bu kişiler için sendikalar ne bir hak mücadelesi alanı ne de kolektif bir dayanışma zemini; sadece gösterilerini sürdürebilecekleri başka bir sahne, o kadar…

Sendikalara ya da oluşumlara hak mücadelesi vermek için değil, kendi mikro çevrelerinde mücadele eden biri imajı çizip prim kazanmak için katılıyorlar. Çoğu üye bile olmuyor; üye olsalar bile, atanamamaktan şikâyet edip atanır atanmaz görünmez olanlar gibi kendileri için gerekeni aldıktan hemen sonra ortalıktan kayboluyorlar. Hemen her fırsatta, mücadele edilmesi gerekenle değil, mücadele edenlerle uğraşmanın rahatlığına sığınıyor; çözüm üretmek, çözümün içinde olmak yerine şikâyet ediyor, öğretmenler odasında kahvaltı düzenleyip dedikodu dünyasında birbirlerini onaylıyor, birbirilerini çekiştiriyorlar.

Eğitim mücadelesini kişisel bir hizmet kapısı olarak kullanıyorlar: misafirhanelerde ağırlanmak, ücretsiz destekler almak, bedava çay içmek ve önemli görünmek için hep alan, hiç vermeyen bir hayatı yıllarca yaşıyorlar! Evet, karikatür gibiler ama gerçekler; çok gerçekler! Yaşam motivasyonları son derece sığ: sosyalleşme, aidiyet hissi, görülme ve onaylanma arzusu.

Başka bir şey yok. Hiçbir gerçek amaçları yok! Her ilişkiye –ister dost ister akraba ister eş olsun– araçsal bakıyorlar.

Kişisel tatmin, sosyal onay ve küçük egoları için her şeyi yapmaya hazırlar ve her şeyi yapıyorlar! Şöyle ki, önce görülmek ve tanınmak için çırpınıyorlar. Bedava haklılıklar, bedava duyarlılıklar kuşanıp henüz ilk kez gördükleriyle bile hep hemfikir, hep haklıymış gibi konuşuyorlar; hep anlaşıyormuş gibi davranıyorlar.

Sığlıkları ve sahtelikleri anlaşıldığı anda ise derhal kendilerine bir hedef bulup düşmanımı buldum, rahat ettim zihniyetiyle yıllarını tüketiyorlar. Yetmiyor, sosyal medyada sadece kendilerini haklı gösteren, kendilerine tek bir soru yöneltmeyen paylaşımlarla kişisel profillerini süslüyor, daima suçlayacak birilerini bularak sorumluluktan kaçıyorlar. Artık tüm sahtelikleri deşifre olduğunda bile durmuyorlar.

Çıngar çıkarıp yine gösteriye devam ediyorlar. Çünkü onların gözünde öğretmenlik, ancak bir gösteri unsuru olduğu ölçüde değer taşıyor. İkinci notumuzu da düşelim: Öğretmenlik Notu 2: Öğretmenlik bir araç değil, bir amaçtır.

Öğretmen, öğretmek için, eğitim mücadelesi için gösteri yapabilir, ancak asla gösteri yapmak için öğretmez, mücadele etmez! Eğitim mücadelesi bir vitrin değil, bir dayanışma alanıdır. KİŞİSEL BİR ANI YA DA VİTRİNİN PERDE ARKASI Tekrar soralım: kim bunlar?

Kuşkusuz artık içlerinden en az birini tanımayanınız yoktur. Ancak benim tanışıklığım çok daha öncesine dayanıyor. Neredeyse on yıl oluyor; bana tümüyle tesadüfen yapılan bir tanıtım esnasında tanıtılan platformdan çok daha derin ölçme değerlendirme verilerine hâkim olduğumu anlayan kişi, beni işyerine davet etmiş ve platformu bana daha yetkili kişilerin anlatmasından memnuniyet duyacağını söylemişti.

Amacı, platformu ayrıntılarıyla görerek yapabileceğim eleştiri ve katkıları işitmekti. İlk aşamada, gündelik yaşamın içinde öylesine yapılan bir teklif gibiydi, ancak takip eden bir hafta içinde gerçekten de davet edildim ve gittim. Önce bir teknokentin içinde bulunan çalışma alanlarını gezdirdiler.

Her seferinde fenomen ya da efsane olduğu söylenen ve muhtemelen tanıyorsunuzdur diye takdim edilen alanında uzman hocalarla tanıştırıldım. Elbette önceden hiçbirini tanımıyordum. Sonra bir odaya alındım, çay ikram edildi ve önüme üniversite sınavlarına yönelik dijital platformu özetleyen bir klasör kondu.

Tanıtım başladı: önümdeki duvarda bir ekran açılıp öğrencinin konu eksikliğini en mikro düzeyde hemen tespit eden, derhal kişiye özel çalışma metodu geliştiren, yüzlerce grafik ve rapor üreten, ülkenin ve dünyanın en önemli eğitim uzmanlarınca yıllarca geliştirilmiş bir dijital eğitim platformu anlatılmaya başlandı. Ve uzun uzun anlatıldıkça anlatıldı. Sıkıntıdan klasörü açtım.

İlk sayfada, üniversite sınavlarına hazırlık için günde 1.300 ila 1.800 arası soru çözülmesi gerektiği yazıyordu. Günde binden fazla soru çözmek mi? diye düşündüm. Sunumun arasına girip bu veriyi nasıl hesapladıklarını sordum.

Toplu bir veri havuzundan hareketle hesaplandığı söylendi. Uzmanlarınız, bir günde 1.440 dakika olduğunu niçin hatırlatmadı? dedim. Sadece bu soruyu sordum, hiçbir açıklama yapmadım, hiçbir ek cümle kullanmadım.

Sustum ve bekledim. Ve onlar da sustu ve bekledi… Evet, o sessizliği hiç unutmuyorum.

Vaktinde bakanlıkça bile satın alınan bir dijital eğitim platformu işte bu hesaplamalar üzerine kuruluydu. Günde kaç dakika olduğunu bilmeyen, insanlık tarihinde hiçbir öğrencinin çözmediği, apaçık gerçeklik gereği asla çözemeyeceği soruları çözmesi gerektiğini söyleyen müthiş hesaplarla! Yıllar içinde bu tip dijital eğitim platformlarının hem sayısı arttı hem de sahneleri büyüdü.

Sayıları arttıkça zaten çok az olan eğitsel nitelikleri daha bir azaldı. Sahne büyüdükçe sahnenin içi bir o kadar boşaldı! Üçüncü notumuzu da düşelim: Öğretmenlik Notu 3: Öğretmenler ölçerek değerlendirir.

Bu yüzden verilerle hareket eder, başka hiçbir şeyle değil! ÖĞRETMENLİK VE EĞİTİM MÜCADELESİ Bütün bu tablo, bizi şu soruya götürüyor: Öğretmen kimdir? Öğretmen, haritayı değil bölgeyi öğretendir.

Temsili değil, gerçeği gösterendir. Öğretmen, denetçinin, programın veya velinin beklentisine göre değil, öğrencinin zihninde anlamlı bir kavram oluşturmayı dert edinendir. Öğretmen olmayan öğretmenler ise asıl derdi görünme , en iyi olasılıkla önemli görünme olanlardır.

Bu kimselerin önemsedikleri ne öğrencileri ne meslektaşları ne de toplumdur. Öğretmenler başkalarının gözünde arzu edilen bir imaja bürünmek için çalışmaz; öğrencilerinin gözünde anlam parıltıları görmek için çalışır! Eğitim mücadelesi, birilerinin beğenisini toplamak için değil, hakları kazanmak için yapılır!

Son bir not daha düşelim: Öğretmenlik Notu 4: Öğretmen seyirciye, takipçiye, beğeni sayısına bakmaz; öğrenciye bakar! Çünkü eğitim öğrenci için yapılır! *** Ezberci eğitim ve gösterişçi mücadele anlayışı, kolektif bilinci ve direniş potansiyelini yok eder. Ezberle yetişenler ezberle devam eder; gösteri içinde yaşayanlar gösteri bittiğinde biter!

Öğrenmek, dünyayı değiştiren en güçlü eylemdir. Bu eylemin itibarını asla düşürmeyin, düşürtmeyin! Öğretmen olmayan öğretmenlere uzak, öğretmenlere yakın olun! //---// Not: Geçen hafta yazmıştım.

Okulların açılmasına günler kaldı. MEB halen okulların büyük çoğunluğuna ders kitaplarını dağıtmadı!

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü