sondakika.com
Son Dakika

Terörsüz bir geleceğin dersi

Üniversitelerde yeni akademik yıl bu kez alışılmışın dışında bir başlıkla başlayacak.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Üniversitelerde yeni akademik yıl bu kez alışılmışın dışında bir başlıkla başlayacak. Yükseköğretim Kurulu, üniversitelere gönderdiği yazıyla 2026-2027 eğitim öğretim yılı açılış törenlerinde ve ilk derslerde “Terörsüz Türkiye” hedefinin ele alınmasını istedi. Konunun sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla incelenmesi; üniversitelerde akademik çalışmalar, paneller, konferanslar ve çalıştaylar düzenlenmesi bekleniyor.

Türkiye’nin uzun yıllardır mücadele ettiği terör meselesinin üniversitelerde farklı disiplinlerin penceresinden ele alınması önemli. Çünkü terörü yalnızca ortaya çıktığı anda ve yalnızca güvenlik boyutuyla konuşursak, meselenin sonrasına ilişkin çok önemli bir soruyu eksik bırakırız: Terörün yeniden zemin bulamayacağı bir toplumu nasıl inşa edeceğiz? İşte bu soru bizi eğitime götürüyor.

Terörle mücadelede güvenlik politikalarının, hukukun, diplomasinin, ekonominin ve siyasetin kendi alanları ve sorumlulukları var. Ancak kalıcı toplumsal huzurdan söz ediyorsak eğitimin de söyleyecek sözü olmalı. Çünkü eğitim yalnızca çocuklara matematik, fizik, tarih öğretmez.

Bir ülkenin gelecekte nasıl bir toplum olacağını da belirler. AİDİYETİ DE ÖĞRETİYOR MUYUZ? Yıllardır eğitim sistemimizin başarısını sınav sonuçları üzerinden tartışıyoruz.

Kaç öğrenci üniversiteye girdi? PISA’da kaçıncı olduk? Matematik ortalamamız yükseldi mi?

Kaç üniversitemiz dünya sıralamalarına girebildi? Bunların hepsi önemli. Fakat eğitimin ölçülmesi çok daha zor olan başka çıktıları da var.

Bir genç kendisini yaşadığı toplumun parçası hissediyor mu? Kendisinden farklı olanı dinleyebiliyor mu? Sorunlarını şiddet yerine sözle çözebileceğine inanıyor mu?

Eleştirebiliyor ama aynı zamanda karşısındakinin söz hakkını koruyabiliyor mu? Bir ülkenin ortak geleceğinde kendisine de yer olduğuna inanıyor mu? Bunların hiçbirinin üniversite sınavında sorusu yok.

Ama bir toplumun geleceğinde karşılığı var. Çünkü aidiyet yalnızca aynı kimliği taşımak ya da aynı düşünceyi paylaşmak değildir. İnsanların bütün farklılıklarına rağmen kendilerini ortak bir geleceğin parçası olarak görebilmesidir.

Eğitimin görevlerinden biri de bu duyguyu güçlendirmek olmalı. ÜNİVERSİTELERE DÜŞEN Tam da bu nedenle “Terörsüz Türkiye” başlığının üniversitelerde farklı disiplinler tarafından ele alınması önemli bir fırsata dönüştürülebilir. Hukuk fakülteleri meselenin hukuki boyutunu konuşacaktır.

İktisatçılar terörün yıllar içinde Türkiye’ye getirdiği ekonomik maliyetleri inceleyebilir. Sosyologlar toplumsal bütünleşmeyi, psikologlar şiddetin birey ve toplum üzerindeki etkilerini araştırabilir. Peki eğitim fakülteleri?

Onların önüne de belki şu soruyu koymak gerekir: Terörün ve şiddetin zemin bulmadığı bir toplumun insanı nasıl yetişir? Bu soru yalnızca üniversitelerin değil, anaokulundan başlayarak bütün eğitim sisteminin üzerinde düşünmesi gereken bir sorudur. Çünkü hoşgörü, empati, eleştirel düşünme, çatışma çözme, farklılıklarla bir arada yaşayabilme ve demokratik tartışma kültürü bir gence 20 yaşına geldiğinde bir konferansla kazandırılamaz.

Bunların temeli çok daha erken yaşlarda atılır. Çocuk, farklı bir düşünce duyduğunda ona nasıl karşılık vereceğini okulda da öğrenir. Haksızlığa uğradığını düşündüğünde ne yapacağını…

Bir sorun yaşadığında konuşmayı mı, öfkeyi mi tercih edeceğini… Kendisinden farklı olanla nasıl ilişki kuracağını… Ve belki en önemlisi, s esinin duyulduğuna inanıp inanmayacağını.

BİR DERS YETMEZ Bu nedenle üniversitelerde ilk dersin “Terörsüz Türkiye” olması elbette bir farkındalık oluşturabilir. Ancak asıl mesele ilk dersten sonra başlıyor. Çünkü hiçbir toplumsal mesele bir dersle çözülemez.

Eğer hedef gerçekten terörün olmadığı, huzurun kalıcı hale geldiği bir Türkiye ise bunu yalnızca bir akademik yılın açılış başlığı olarak değil, eğitim sisteminin üzerinde düşünmesi gereken uzun vadeli bir mesele olarak görmek gerekir. Üniversiteler burada çok değerli çalışmalar yapabilir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde gençlerin aidiyet duygusunu araştırabilir.

Eğitim olanakları ile toplumsal bütünleşme arasındaki ilişkiyi inceleyebilir. Gençlerin gelecek beklentilerini ölçebilir. Okulların önyargıları azaltmadaki rolünü araştırabilir.

Farklı ülkelerin çatışma sonrası eğitim politikalarını karşılaştırabilir. Ve elde ettiği bilimsel sonuçları eğitim politikalarına taşıyabilir. Çünkü üniversitenin topluma katkısı yalnızca sorunları konuşmak değil, onları araştırmak ve çözüm üretebilmektir.

Belki de 2026-2027 akademik yılının ilk dersinden geriye kalması gereken en önemli soru budur: Nasıl bir eğitim sistemi kurmalıyız ki çocuklarımız şiddetin değil sözün gücüne inansın; kendisini bu ülkeye ait hissetsin ve kendisinden farklı olanla ortak bir gelecek kurabilsin? Terörsüz bir Türkiye bir hedefse, o hedefin yalnızca bugünü değil yarını da vardır. Yarını ise bugünün sıralarında oturan çocuklar ve amfilerinde yetişen gençler kuracak.

O halde ilk ders önemli. Ama asıl önemli olan, o dersten sonra onlara ne öğreteceğimiz.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü