Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada karşıma çıkan bir haber videosu, altyapıdan özellikle U19 seviyesinden çıkan oyuncuların A takımlarda yeterince yer bulamadıklarını ve tutunamadıkları anda hızla kaybolduklarını gösteriyordu. Aslında bu durum bir tesadüf değil; Türk futbolunun uzun süredir çözemediği yapısal bir sorunun yansımasıdır. Çünkü U19 seviyesi, çoğu zaman sanıldığı gibi gelişimin son basamağı değil; aksine oyuncunun gerçek potansiyeline ulaşacağı yeni ve kritik bir başlangıç evresidir.
Ne var ki kulüplerimizin kısa vadeli başarı baskısı ve zaman darlığı, bu geçiş sürecini sağlıklı biçimde yönetmelerine engel olmaktadır. Türkiye’de U19’dan çıkan genç yeteneklerin A takıma geçişte kaybolması, bireysel eksikliklerden çok sistemin yapısal körlüğünün bir sonucudur. Oyuncular zihinsel dayanıklılık, karar alma ve baskı yönetimi gibi kritik performans becerileri geliştirilmeden üst seviyeye atılmakta; bu da onları rekabet ortamında kırılgan hale getirmektedir.
Üstelik bu kırılganlık, kulüplerin içinde bulunduğu ekonomik sıkışmışlıkla daha da derinleşmektedir. Borç baskısı altındaki kulüpler, kısa vadeli sonuç uğruna “hazır oyuncu” ya yönelirken, genç oyuncuyu bir yatırım değil risk unsuru olarak görmektedir. Böylece sistem, yetenek üretmekte ancak onu sürdürebilir bir değere dönüştürememektedir.
Altyapı, bir değer zinciri olmaktan çıkıp adeta işlevsiz bir vitrine dönüşmektedir. Bu döngüyü kırmak için öncelikle U19 ile A takım arasında zorunlu ve rekabetçi bir geçiş mekanizması kurulmalıdır. Genç oyuncular için minimum süre ve dakika uygulamaları devreye alınmalı; sahada süre alan genç oyuncu bir tercih değil, sistemin zorunlu çıktısı haline gelmelidir.
Kulüplerin finansal teşvik yapısı altyapı performansına bağlanmalı; genç oynatan kazanmalı, oynatmayan ise bedel ödemelidir. Teknik direktörlerin başarı kriterleri yalnızca puanla değil, oyuncu geliştirme metrikleriyle yeniden tanımlanmalıdır. Ayrıca altyapıdan itibaren spor psikolojisi ve performans koçluğu sistematik bir zorunluluk haline getirilmelidir.
Sonuç olarak mesele yeni yetenek bulmak değil; o yetenekleri sistem içinde yaşatacak, geliştirecek ve ekonomik değere dönüştürecek akılcı bir model kurmaktır. Türk futbolu üretim kapasitesine sahiptir; eksik olan, bu üretimi sürdürülebilir başarıya dönüştürecek yapısal akıldır.