Sevgili okurlarım, koskoca bir yaz daha geçti ve eylül kapımızda. Ben de emekli maaşımı aldım ve gençliğimden beri hep umut ettiğimden şimdi elimdeki parayı nasıl harcayacağım diye kara kara düşünüyorum. Birden karar verdim; artık gerçekçi olacağım.
Peki nasıl olacak bu? Ülke tam bir kaos içinde, çerçeve yasanın kabul edilmesinin üstünden iki hafta geçti geçmedi Kocaeli’de Kocaeli-Amedspor maçında sarı torbalar boy gösterdi, Amedsporlu futbolcular polis eşliğinde sahadan çıktı. Sarı torbanın sırrını araştırdım ve gerçekten korktum.
Doğu’da kim bilir kaç eve bu sarı torbalar gönderildi. Rivayet o ki Karadeniz’de de ekmek parası için Şırnak’tan fındık toplamak için ailecek giden Kürt yurttaşlarımız saldırıya uğramış. Artık gerçekçiyim ya soruyorum; ekmek parası için ülkenin bir ucundan öbür ucuna giden insanların bu uzun yolculuğunu önlemek için DEM Parti’nin ve diğer partilerin ne önerileri var, ne yapmayı düşünüyorlar?
Gerçek şu, merhamet de ülkeyi terk etmiş ve vasatlık bir virüs gibi yayılıyor. Varsa yoksa eşit yurttaşlık. Karamsar olmayıp da ne yapayım, bugünlerde belleğim birbiri ardına hep aynı görüntüleri, hep aynı sesleri inatla bana anımsatıyor.
Yugoslav yönetmen Emir Kusturica ’nın yurtseverlik adına yaratılmış bir destan niteliğindeki Underground (Yeraltı) filminin pek çok karesi ansızın aklıma düşüyor. Bir güzel yurt, yeryüzünü yöneten ve asla doymayan büyük şirketlerin inanılmaz oyunlarıyla parçalanıyor. Öylesine ağır bir iç savaş yaşanıyor ki kardeş kardeşin kanında boğuluyor ve bütün ölü canlar, parçalanmış bir yurt için ağıt yakarken film bitiyor.
Ve Yugoslavya artık paramparçadır ve her bir küçük parça da büyük şirketler ve emperyalist devletler için çok kolay bir lokmadır. Anılar beni bırakmıyor. Bu kez deprem sonrası Van’dayım.
Görkemli Van Kalesi’nden vadiyi ve Van’ı seyrediyorum. Çevrem bana rehberlik yapmak için birbirleriyle kıyasıya dövüşen çocuklarla dolu. Öylesine çoklar ve öylesine yoksullar ki canım acıyor.
Bu çocuklar bir zamanlar at sırtında rüzgâr gibi koştukları, koyunlarını, kuzularını güttükleri yurtlarından göç etmeye zorlandılar ve kent onları hiçbir biçimde kabul etmedi ve şimdi umut Van Kalesi’ne tek tük gelen turistlerde. Peki Kürt işadamları nerede? Alınan milyon dolarlık teşvikler nereye gitti?
Bilmeyenler için söyleyeyim; kıyılarda pıtrak gibi çoğalan pahalı plajların sahiplerini bir araştırın! Yurtdışına kaçmış ve mülteci oldukları için korkusuz ve sıkıntısız bir yaşam sürenlerin bu çocuklar umurlarında mı? Hakkâri’deyim, çoğu “bir kilo toz, bir otobos” sözünü benimseyenler tarafından işletilen tam 25 kuyumcu dükkânı saymışım.
Bir dakika, bu kuyumculardaki altınlar öyle on sekiz ayar filan değil; bütün bilezikler, kemerler, kolyeler hepsi yirmi iki ayar. Bir kıza dokuz kilodan az altın takmak ona hakaret olarak algılanıyor, icabında silahlar konuşabilir. Kuyumcu dükkânlarının önünde mendil satan, su satan ve dilenen çocuklar...
Ve her yerde göze çarpan bir uyuşturucu kullanımı. Bu çocuklar için kim, ne üretiyor? Aşiret ağalarının muhteşem düğünlerinden kalan yemeklerle karınlarını doyuran bu çocukların daha iyi yaşamaları için DEM Parti’nin bölge halkı için ürettiği politikalar ne?
“Yaşasın Kürdistan!” diye bağırmak bu çocukların hayatını değiştirebiliyor mu? Gerçekçi oldum ya, aşırı karamsarım. Bir seçimde nabız yoklamak için Gaziantep’e gitmiştim, orada Tayyip Erdoğan ’ın mitingine koşan, onunla birlikte Berkin Elvan ’ın annesini yuhalayan kadınları gördüğümde dehşete düşmüştüm ve seçim öncesi acayip karamsardım.
Şimdi gene aynı karamsarlık beni buluyor. Ne diyeyim, bakalım gelecek günlerde Meclis aritmetiği değişecek mi? Ben anketlere güvenimi çoktan yitirdim.
Dilerim gerçekçi yanım yanılır. Bu gerçekçi olmak çok zormuş ama şimdi inatla haykırmak istiyorum: Şu havai fişek atmak tüm yurtta yasaklansın. Nedir bu PKK’nin ilk silah attığı gün Mersin, Mardin fişekle korkutuldu ve gene Kasımpaşa-Trabzonspor maçı sonrası kazanan takımın taraftarları İstanbul’u havai fişeklerle aydınlattı ve havai fişeğin Kasımpaşa’daki bir yere isabet etmesiyle ev yandı; sadece ev yanmadı ressam Murat Melih Özen ’in 20 yıldır şevkle boyadığı tablolar cayır cayır yandı.
Ve bir ressamın hayatı karartıldı. Ne olmuş yani demeyin, yarın bir gün sizin evinize de bir fişek isabet eder ve -dilim söylemeye varmıyoryakınlarınızı kaybedebilirsiniz. Havai fişeklerle oyun olmaz.
Efelik hiç olmaz!