İnsan gençken doğum günlerinde önünde uzanan, hiç gelmeyecekmiş gibi görünen o yılları sayıyor. Yaş aldıkça takvimde biriken rakamların yerini, geçmiş yıllara dağılmış yüzler, sesler, vedalar, kırgınlıklar ve ilk günkü sıcaklığını hâlâ koruyan, hiç unutulmayan birkaç cümle alıyor. Geçtiğimiz günlerde yeni bir yaşı karşılarken bunu bir kez daha düşündüm.
Beni tanıyanlar bilir, biriktirmeyi severim. Kitaplar, çizgi romanlar, efemeralar bir yana, yıllar önce bana bir zarfın kenarına iliştirilmiş notları bile atamam. Bir zamanlar hayatımdan geçenlerin bıraktığı küçük izleri anı kutularında ya da telefon hafızasında tutmanın nasıl bir koleksiyonculuk türü olduğunu bilmiyorum ama insan yaş aldıkça en kıymetli koleksiyonunun raflarda duranlardan çok, içinde biriktirdiği insanlardan oluştuğunu daha iyi anlıyor: Yaşamıma dokunmuş olanların parmak izleri.
Zamanında, “Fırsat Maliyetleri ve Yaşamımız” başlıklı bir Pazar gazetesi yazısı yazmış, üniversitede öğrendiğim bir iktisat kavramının zamanla nasıl bir yaşam felsefesine dönüştüğünü anlatmıştım. Fırsat maliyeti, en yalın hâliyle, yaptığımız bir seçim nedeniyle vazgeçtiğimiz en iyi alternatifin değeridir. Bir yerde yaşamayı seçtiğimizde başka bir yerde yaşayabileceklerimiz, bir işe ayırdığımız saatte okuyamadığımız kitap, birlikte olduğumuz insan uğruna vazgeçtiğimiz bütün diğer ihtimaller…
O yazıda, yaşadığımız hayattan duyduğumuz memnuniyeti, vazgeçtiğimiz alternatif hayatların değeriyle birlikte düşünmek gerektiğinden söz etmiştim. Doğum günümde fark ettiğim şu oldu: İnsan gençken fırsat maliyetlerini geleceğe bakarak hesaplıyor, yaş aldıkça ise geçmişe bakarak. Virginia Woolf, bu gerçeği tek bir Haziran 1923 gününe sığdırdığı, otobiyografik ögeler taşıyan romanı Mrs Dalloway ’de çok güzel anlatır.
O gün, Londra sokaklarında hayat bütün sıradanlığıyla sürerken Clarissa Dalloway, akşam vereceği davet için çiçek almaya çıkar. Sokaklarda yürürken zihni yıllar öncesine gider: Bourton’daki gençliği, hayatına girmiş olan Peter Walsh ve Sally Seton ile ilgili verdiği kararlar, vazgeçtikleri ve başka türlü yaşanabilecek hayatların ihtimalleri o tek günün içine doluşur. Bir iktisatçı olarak Clarissa’nın hikâyesinde beni asıl ilgilendiren, yaşadıkları kadar yaşayamadıklarıdır.
Richard Dalloway’le kurduğu evlilik, Peter’la yaşayabileceği başka bir hayatın gölgesi altındadır. Sally Seton ise bir başka Clarissa ihtimalidir. Mrs Dalloway, roman boyunca hayatının fırsat maliyetlerini hesaplamaktadır.
Her önemli tercih, diğer ihtimallerden vazgeçmeyi gerektirir. Seçtiğimiz şehir, seçmediğimiz şehirlerin; yaptığımız meslek, yapmadığımız işlerin; yanımızda tuttuğumuz insanlar, başka türlü kurulabilecek ilişkilerin ihtimalini de içinde taşır. Gençken seçimlerimizin bize kazandırdıklarına bakmak daha kolaydır.
Yıllar geçtikçe vazgeçtiklerimiz de hesabın ağır tarafında görünmeye başlar. İşin rahatlatıcı tarafı, doğum günü pastamızın üzerindeki mumlar arttıkça, tercihlerimizin bir bedeli olduğunu ama bu bedelin yaptığımız tercihleri değersizleştirmediğini daha iyi anlamamız. Tecrübe dediğimiz şey, bütün cevapları doğru vermek, hayatın şifrelerini çözmek, gençlere “ben senin yaşındayken…” diye başlayan cümleler kurma ayrıcalığı kazanmak yerine, başka türlü yaşayabileceğimiz hayatların varlığını kabul edip yine de yaşadığımız hayata sahip çıkabilmek.
Bu yaş günümde ben de çocukluğumdan, okul sıralarından kalan dostları, aynı işyerini, aynı şehri, aynı hayali paylaştıklarımı, sonra yollarımız başka yönlere kıvrılanları ve bunca yıldır hâlâ yanımda yürüyenleri düşünerek kendi Dalloway muhasebemi yaptım. İnsan böyle bir kalabalığa bakınca kendi bıraktığı izlerin de hesabını yapıyor. Zamanında söyleyemediği teşekkürleri, gereğinden fazla uzattığı kırgınlıkları, söylememesi gerekenleri söylediği, söylemesi gerekenleri ise içinde tuttuğu anları düşünüyor.
Kalbini kırdığı insanlar varsa, fırsat maliyetlerinin kendi vazgeçtiklerinden ibaret olmadığını fark ediyor. Yıllar önce fırsat maliyetini, seçtiğimiz hayat uğruna vazgeçtiğimiz alternatiflerin değeri olarak düşünmüştüm. Bu yaşımda o tanıma küçük bir ek yapmak istiyorum.
Yaş almak, seçmediğimiz hayatların yasını tutmaktan çok, seçtiğimiz hayatın kimlerle güzelleştiğini ve hangi bedellerle mümkün olduğunu daha iyi kavramak. Hoş geldin yeni yaşım.