sondakika.com
Son Dakika

Yapay zekâ ve demokrasi arasındaki tehlikeli ilişki

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Türkiye’nin iç gündemi bataklık gibi; içine saplandıkça sizi daha da aşağı çekiyor. AKP iktidarının AİHM kararlarını yok sayan tavrı ve açıklamaları... Haklı talepleri için aylardır direnen madenciler ve sendika liderlerinin gözaltına alınması...

Muhalif belediyelerde haksız ve uzun tutukluluklar sürerken aynı dosyaların kilit isimlerinden Aziz İhsan Aktaş’ ın serbest bırakılması... Gazetecilik mesleğinin etiği ve ilkeleriyle bağdaşmayan para karşılığı haber yapma tartışmaları... Her biri üzerinde uzun uzun durulması gereken konular.

Ama bu bataklığa saplandıkça başka bir tehlike ortaya çıkıyor: Bugünü değil belki ama çok yakın geleceğimizi, hatta insanlık olarak nasıl bir dünyada yaşayacağımızı belirleyecek büyük dönüşümlere bakmakta zorlanıyoruz. Oysa dünyada AI üzerinden ekonomik güç, emek ve demokrasi arasındaki ilişkinin kuralları yeniden yazılıyor. Nobel ödüllü ekonomist Prof.

Dr. Daron Acemoğlu ile piyasa liberalizminin en köklü ve etkili savunucularından The Economist dergisinin kavgası da aslında bu büyük ayrışmanın görünür hale geldiği yer. Üstelik tartışma öyle bir noktaya geldi ki The Economist, Acemoğlu’nun yalnızca yapay zekâ konusundaki görüşlerini değil, onlarca yıllık akademik çalışmalarının ikna ediciliğini de sorgulamaya başladı.

PEKİ ASIL MESELE NE? Demokrasilerin aşındığı, otokratik rejimlerin yükseldiği bir dönemdeyiz. Aynı anda yapay zekâ, ekonomileri ve toplumları dönüştürebilecek olağanüstü bir hızla ilerliyor.

Bu iki büyük dönüşüm -demokrasideki gerileme ile teknolojik gücün yükselişi- çoğu zaman birbirinden bağımsızmış gibi tartışılıyor. Oysa değiller. Tam da bu nedenle Acemoğlu ile The Economist arasındaki kavganın ortasında çok daha büyük bir soru duruyor: Yapay zekâ çağında teknolojinin yönünü kim belirleyecek, yaratılan ekonomik değeri kim paylaşacak ve insan bu yeni düzenin neresinde duracak?

Acemoğlu’nun 21 Ağustos’ta önemli bilim dergisi Nature’da yayımlanan makalesinin çıkış noktası aslında çok açık: Yapay zekâya ilişkin temel mesele teknolojinin varlığı değil, hangi yönde geliştirildiği. Acemoğlu ve Pascual Restrepo ’nun ABD işgücü piyasasına ilişkin araştırmaları, 1980’den bu yana otomasyonun rutin işleri yapan çalışanlara yönelik talebi azaltarak eşitsizliğin büyümesinde önemli rol oynadığını gösteriyor. Endüstriyel robotlar bunun somut örneği.

Robotlaşma verimliliği artırırken otomasyona en fazla maruz kalan birçok bölgede istihdam ve ücretler geriledi. Acemoğlu şimdi aynı dinamiğin yapay zekâyla çok daha güçlü biçimde tekrarlanabileceği belirtiyor ve kritik bir uyarı yapıyor: Tehlikede olan yalnızca refahın paylaşılması değil, demokratik sistemimizdir. Çünkü çok sayıda insan ekonomik fırsatlardan dışlanır, emeğinin değeri azalır ve ekonomik güç giderek daha küçük bir kesimde yoğunlaşırsa toplumların istikrarlı kalması giderek zorlaşır.

İşte demokrasi ile yapay zekâ arasındaki bağlantı burada kuruluyor. ASIL KAVGA NE? Ekonomist Eran Yashiv, 26 Ağustos’ta Project Syndicate’ta yayımlanan yazısında, Acemoğlu ile The Economist arasındaki görünürde akademik tartışmanın arkasında daha büyük bir ekonomi-politik çatışma olduğunu savunuyor: Yapay zekâ kimin çıkarına ve hangi yönde geliştirilecek?

Yashiv’e göre Acemoğlu’nun görüşlerini rahatsız edici kılan da bu. Çünkü insan emeğini ikame etmeye dayalı, teknoloji şirketleri açısından son derece kârlı bir yapay zekâ modeli ile çalışanı güçlendirmeyi amaçlayan model arasında temel bir çıkar çatışması var. Acemoğlu’nun yapay zekânın istihdam ve demokrasi üzerindeki etkilerine ilişkin görüşleri politika dünyasında etkili oldukça, bu çatışma da büyüyor.

Yashiv daha da ileri giderek, büyük teknoloji patronları açısından çalışanların ve demokrasinin giderek daha fazla servet ve güç biriktirme yolunda birer engele dönüşebildiğini savunuyor. Acemoğlu’nun David Autor ve Simon Johnson ile geliştirdiği “pro-worker AI”, çalışan yanlısı yapay zekâ yaklaşımının özü bu. Öğretmenin yerini alan değil, öğretmenin öğrencisinin nerede zorlandığını görmesini sağlayan...

Doktoru gereksizleştiren değil, teşhis kapasitesini artıran... Çalışanın yıllar içinde edindiği bilgi ve deneyimi değersizleştiren değil, uzmanlığının değerini ve üretkenliğini artıran bir yapay zekâ. Acemoğlu şunu soruyor: Peki bugün neden çalışan yanlısı yapay zekâ araçlarının bu kadar az örneği var?

Yanıtın bir bölümü ekonomik: Yapay zekâ patlamasının büyük bölümü, ortak bir düşüncenin etkisindeki homojen bir grup insan tarafından yönlendirildi. Kısmen felsefeden ve bilimkurgudan beslenen bu düşünce, makinelerin nihayetinde insanlığı aşacağını ve onun yerini alacağını öngörüyor. Toplum, yapay zekânın gelişimini farklı bir yöne çevirmek için birlikte hareket etmek zorunda.

Acemoğlu’na göre bu yönelim kaçınılmaz değil. Kamu politikaları ve demokratik tercihler, yapay zekânın insanın yerini alan değil, insan kapasitesini artıran bir yönde gelişmesini teşvik edebilir. Bunun için vergi sisteminden kamu teşviklerine, çalışanların teknoloji kararlarında söz sahibi olmasından antitröst uygulamalarına kadar bir dizi değişiklik öneriyor.

YENİ GÜÇ MERKEZLERİ Tam burada Prof. Dr. Türker Kılıç ’ın Herkese Bilim Teknoloji dergisinin son sayısında tartışmaya açtığı başka bir boyut önemli: “Klasik kapitalizmin güçlü aktörü fabrikaya sahipti.

Dijital kapitalizmin güçlü aktörü fabrikaya ek olarak veriye sahip. Yapay zekâ çağının güçlü aktörü ise verinin yanı sıra onu işleyen, davranışları öngören ve seçenekleri şekillendiren hesaplama sistemlerine de sahip.” İşte demokrasi tartışmasının düğümlendiği yer burası. Yapay zekâ çağında eşitsizlik artık yalnızca gelir ve servetin değil; bilginin, teknolojik kapasitenin ve karar gücünün dağılımı meselesi.

Liberal demokrasi tarihsel olarak devletin gücünü sınırlayarak bireyi korumaya çalıştı. Oysa bugün bireyin karşısında milyarlarca insanın verisini işleyen, davranışlarını öngören ve seçeneklerini etkileyebilen yeni güç merkezleri var. Kılıç’ın deyişiyle artık “ağın aşırı güçlenen düğümlerini de dengelemek ” gerekiyor.

Bu açıdan Acemoğlu’nun çalışan yanlısı yapay zekâ önerisi yalnızca bir istihdam politikası değil; yapay zekâ çağında gücün nasıl dağıtılacağına ilişkin demokratik bir öneri. VE GELELİM BİZE... Batı bugün “Yapay zekânın gücü birkaç şirketin elinde yoğunlaşırsa demokrasi ne olur” sorusunu tartışıyor.

Biz ise karar gücünün giderek tek elde toplandığı, demokratik kurumları zaten aşınmış, hukuk devleti sorunları yaşayan, sendikal örgütlenmenin zayıf olduğu, eğitimde ciddi eşitsizlikler bulunan bir ülkede bu dönüşüme giriyoruz. O zaman belki bizim sormamız gereken soru daha da ürkütücü: Güçlü demokrasiler bile yapay zekânın yaratacağı güç yoğunlaşmasından kaygı duyuyorsa, zayıflamış demokrasilerde ne olacak?

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Aynı gelişmeyi verenler

7 kaynak

Gündem haberleri

Tümü