sondakika.com
Son Dakika

Yapılanlar ve yapılmayanlar

Yeni eğitim öğretim yılı 14 Eylül’de başlayacak.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Yeni eğitim öğretim yılı 14 Eylül’de başlayacak. Bakanlığın ne bir sistem ne bir model ne de bir öğretim programı olan ve adında eğitim bile geçmeyen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne (TYMM) yönelik kendi kendini öven cümleleri yine havalarda uçuşuyor. Yönetmelikler, yönergeler ve genelgeler sürekli olarak “planlılıktan” söz ediyor.

Kuşkusuz ders yılının ilk gününde yandaş medyada yine ücretsiz ders kitaplarına ilişkin “Kitaplar sıralarda!” diye haberler yapılacak; yine sözde eğitimciler, sözde akademisyenler TYMM konseptinde hazırlanan ders kitaplarındaki “entelektüel derinliğe” övgüler düzen metinler yazacak, araştırmalar yapacak. Kısacası, artık A’dan Z’ye ezberlediğimiz yalan ve yanlışlar yine her bir tarafı kaplayacak. Peki gerçekte durum ne?

Bu yazı bunun için kaleme alınmıştır. PLANLAMA YAPMAYAN MEB! Bakanlık yayımladığı hemen her genelgede planlılıktan söz ediyor.

Mevzuat da haklı olarak buna ilişkin maddeler içeriyor. Peki bakanlığın kendisi, planlı mı davranıyor? Bakalım.

Çok basit bir şeye bakalım. Öğretmenlerin her eğitim öğretim yılı başında hazırlamaları gereken ders yılı boyunca kendilerine kılavuzluk edecek yıllık plan meselesine bakalım. Bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Öğretim Çalışmalarının Planlı Yürütülmesine İlişkin Yönerge’nin “Yıllık planın hazırlanması” başlıklı 10’uncu maddesinin birinci fıkrasının f bendinde aynen şöyle deniyor: “Okul müdürü tarafından eğitim öğretim yılının başlamasından itibaren 15 gün içinde onaylanır.” Peki, bakanlık son yıllarda bu konuda ne yapıyor?

Öğretmenlerin planlarını yapabilmeleri için gerekli olan ortak sınavlar ve tarihlerini doğru bir zamanda açıklıyor mu? Hayır! Mesela geçen yıl bu açıklama 11 Eylül 2025’te yapıldı.

Yani okulların açılmasından 3 gün sonra! Yani bakanlık, sınav tarihlerini bilmedikleri için öğretmenlerin henüz yapma olanakları olmayan planlar üzerinden derslerini yürütmelerinde bir sakınca görmüyor –bizzat kendisi buna sebep oluyor. Peki, bu tarihler her yıl 1 Eylül’de, hatta çok daha öncesinden açıklanamaz mı?

Bu şekilde öğretmenler ders yılına tüm planlarını yapmış şekilde giremezler mi? Hayır, bakanlık “kervan biraz da yolda düzülür” mantığını tercih ediyor ve her yıl ortak sınavları hiç de doğru olmayan bir zamanda açıklıyor. Dahası bu açıklamanın resmî yazıyla il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri tarafından okullara gönderilmesindeki süreleri de hiç hesaba katmıyor.

Kısacası, öğretmenlerden planlı olmasını isteyen bakanlık, kendisi planlı bir şekilde davranmıyor. DERS KİTAPLARINDA KOL GEZEN YAPAY ZEKÂ GÖRSELLERİ! Başka bir konuya bakalım.

Bakanlığın çok hassas olduğu bir konuya. Millî Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği’nin “Ders kitapları ve eğitim araçlarının nitelikleri” başlıklı 6’ıncı maddesinin birinci fıkrasının f bendinde “Görsel tasarım ve içerik tasarımı öğrenmeyi destekleyecek nitelikte ve öğrencilerin gelişim özelliklerine uygun olur” deniyor. Bu yönetmeliğe bağlı olarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığınca 15.10.2024 tarih ve 117172165 sayılı Kurul Mütalaası ile uygun bulunan kriterlerin ifade edildiği metnin “Telif ve İntihal” başlıklı 1.8.3’üncü maddesinde ise “Kitabın hangi aşamasında yapay zekâ araçlarından faydalanıldığı ifade edilmelidir.

Yapay zekâ tarafından üretilen metin, video, görsel vb. çoklu ortam unsurlarına yönelik ‘Yapay zekâ tarafından üretilmiştir’ ibaresine ilgili kaynakçasında yer verilmelidir” deniyor. Ayrıca 7.5.2’inci maddede de “Görsellerde anatomik bozukluklar olmamalıdır” diye belirtiliyor. Peki, böyle mi yapılıyor?

Hayır! Bizzat velilerin ders kitaplarına şöyle bir bakmasını isterim. Bilhassa ilkokul kitaplarına bakın, görsellerdeki insan figürlerinin anatomik özelliklerine şöyle bir göz atın.

Hayır, öyle çok büyük bir dikkatle değil, şöyle bir göz gezdirmeniz gayet yeterli olacaktır. Gerçekten bu kitaplarda yapay zekâ kullanılmamış mı, kullanıldıysa bu durum mevzuattaki gibi bizzat belirtilmiş mi? Kaynağa göndermesi gereken o karekodlar sizi nereye yönlendiriyor, görselin kaynağına mı, başka bir yere mi?

MEB, bu konuya olan hassasiyetini göstermek için “Eğitimde Yapay Zekâ Uygulamaları Etik Kılavuzu” başlıklı metinler yayımlıyor. Peki, kendisi bu konuda etik davranıyor mu? Yanıtı, kısa araştırmanızı tamamladıktan sonra sizler verin!

VAKTİNDE DAĞITILMAYAN DERS KİTAPLARI Ve son bir örnek olarak da Millî Eğitim Bakanlığı Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği ’nin “Kitapların baskı ve dağıtım süreci” başlıklı 24’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasındaki “Baskı, satın alma ve dağıtım işlemleri Genel Müdürlük tarafından yürütülür” hükmüne bakalım. İlgili yönetmeliğin tanımlarını içeren 4’üncü maddesinde burada kastedilen birimin “MEB Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü” olduğunu görüyoruz. Peki bunu bu birim nasıl yapıyor?

İhalelere çıkarak. Peki bu ihaleler hangi firmalara veriliyor? Yasal ihale sitelerine baktığımızda çok az ihaleyi görebiliyoruz.

Dahası ilçe milli eğitim müdürlüklerinin hemen hepsi bu ihaleleri kendi sitelerinde yayımlamıyor! Peki bunlar neden önemli? Çünkü, ülke genelinde net bir oran vermek çok zor ama bu kitaplar asla mevzuattaki usul ve esaslara göre vaktinde dağıtılmıyor!

Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ’nün bu yıla ilişkin 14.07.2026 tarihli yazısında kitapların teslim noktalarına en geç 28 Ağustos’ta ulaştırılması gerektiği belirtiliyor. Gerçekten ulaştırıldı mı? Bilemiyorum, eğitim muhabirleri gidip gerekli araştırmayı yapabilir.

Ya da 14 Eylül’de öğretmenlere ve öğrencilere ders kitaplarının gerçekten ellerine ulaşıp ulaşmadığına ilişkin sorular sorulabilir. Peki bu teslim noktalarından bu kitaplar okullara nasıl ulaşıyor? Yanıt: tümüyle derme çatma yollarla!

Çünkü bu kitaplar, teslim noktalarından okullara asla vaktinde ya da hiç ulaştırılmıyor! Bu plansızlık nedeniyle okulların büyük çoğunluğu bu teslim noktalarından kitapları bizzat kendi olanakları ve kendi bütçelerinden karşıladıkları nakliye araçlarıyla okul sıralarına taşıyor! Peki, hal böyleyken ihaleyi alan firmalar, bakanlıktan gerekli ödemeyi alıyor mu?

Kuşkusuz alıyorlardır; işlerini tam olarak yapmıyorlar ama ödemelerini tam olarak alıyorlar! İşte yaşanan durum bu! Peki, en nihayetinde ne oluyor?

Çok titiz bir şekilde çabalayan okul yönetimleri bile kitaplara ders yılının başlamasını takip eden haftalar sonrasında güçlükle ulaşıp öğrencilerine teslim edebiliyor. Yani öğretmenler ve öğrenciler okullar başladıktan sonra haftalarca kitapları olmadan ders işlemeye mahkûm ediliyor! Peki tüm bu olup bitenler karşısında eğitim profesyonelleri olan öğretmenlerin aldığı önlemleri desteklemek yerine bakanlık ne yapıyor?

Ne yapsın? İşte bu yılki o meşhur genelgesiyle “Benim kaynaklarım dışında kaynak da kullanmayacaksın” deyip onların elini kolunu daha bir bağlıyor! YANLIŞ BİLE YÖNETİLMEYEN BİR BAKANLIK: MEB Bütün bu somut ve herkesin derhal teyit edebileceği hususlardan çok daha fazlası var elbette.

Temizlenmeyen okullar, suya sabuna erişemeyen öğrenciler, sürekli ÇEDES’lere zorlanan veliler, öğretmenler… Okullarımızda cumhuriyet tarihimizin en zor günleri yaşanıyor. İki yıl önce bu konuya ilişkin bilim dünyasında Wolfgang Pauli ’ye atfedilen ünlü “Yanlış bile değil!” sözüne atıfta bulunarak MEB’in yanlış bile yönetilmediğini söylemiştim.

Bugünkü tablo iki yıl öncesinden bile daha karamsar. Görünen o ki MEB, ısrarla ve inatla koşar adım uçurumlara doğru ilerliyor. AKP döneminde, politik her şeyi bir kenara bırakın; yeterli seviyede okuma-yazma bilmeyen birinin başbakanlık yaptığı bir ülkeye tanık olduk.

En azından yazma bilmediğine ilişkin ciddi bir kuşku taşıma hakkımız olan belgeler tarihimizdeki yerini almış durumda. Şimdi de karşıdevrimin en pervasız zamanlarını yaşıyoruz –son zamanlarını. Artık maskeler hiç yok.

Her şey apaçık. Etrafımız tam bir cehaletle kuşatılmış halde. Ve yukarıdaki örnekler de bu cehaletin çok çok küçük kısımları. *** Bu ülke asla cehalete teslim olmayacak!

Çünkü bütün bu yaşananlara rağmen öğrencilerini unutmayan yeterli sayıda öğretmenimiz ve okul yöneticilerimiz var! Ancak, mevcut iktidarı ve bakanlığı suçlamanın kolaylığıyla yetinip mücadele etmeyen, dahası “Mevcut kötülüklerden nasıl faydalanabilirim?” diye hareket etmeyi bir kurnazlık sayıp herkesi kandırdığını sanan; kendi işine geldiği sürece mücadele alanlarında bulunup etrafına kendini mücadele ediyormuş gibi gösteren; solcu görünen, ağzından Atatürk’ü hiç eksik etmeyen; fakat karşıdevrimin sesini yükselttiği her yeni anda derhal korkan, pısan, yanı başında mücadele eden meslektaşlarına, sınıftaki öğrencilerine ve eğitimin bizzat kendine derhal ihanet eden; yapabildiği her fırsatta suistimal eden; eğitim mücadelesindeki alanlara dalıp (sendikalar, platformlar) buralardaki mücadeleyi kirleterek kendine kariyer yapan öğretmen olmayan öğretmenlere ilişkin yazım gelecek hafta. --- Not 1: Yaşamdan sonra geriye yaptıklarınız kalır. Bu hafta 80 yıllık yaşamının 4’te 3’ünü işçilerin, emekçilerin, kadınların ve ezilenlerin sesi olmak için mücadele ederek geçiren Şükran Soner’in ölüm haberini aldık.

Kendisi geriye çok şey bıraktı, çünkü çok şey yapmıştı. Verdiği tüm mücadeleler ve örnek duruşu için kendisini saygıyla anıyor; dostlarına, yakınlarına ve Cumhuriyet gazetesi camiasına sabırlar diliyorum. Not 2: 5 Eylül Cumartesi 17.00’de Detaycılar Kulübü’nün düzenlediği “Mantığın Statüsü: Zihin Gerçeği Arar mı, İnşa mı Eder?” başlıklı söyleşim olacak.

Fotokolektif’teki etkinliğe Ankara’daki ilgili herkesi beklerim.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü