Çerçeve yasa taslağı, siyasal İslamcıların, etnikçilerin, gericilerin, NATO milliyetçilerinin, sahte cumhuriyetçilerin ve sahte Atatürkçülerin imzasıyla Meclis’e sunuldu. Bu planı emperyalizminin talebiyle Bahçeli ve Erdoğan gündeme soktu, MİT ve Öcalan hazırladı, DEM Parti Öcalan’ın iletişimini kurdu. Metni görmeyen milletvekillerinden imza alındı, mutlak butlan CHP’si ve HÜDA PAR da imzaladı.
İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi, imzalamayacaklarını ve desteklemeyeceklerini açıkladı. YENİ Parti ise CHP’den ayrılıp kendisine yönelen tabanın tepkisinden çekindiği için öneriye imza vermedi. Ancak Özgür Özel, önerinin Meclis’e baskın şekilde getirilmesini ve kayyım uygulamalarıyla çelişkisini eleştirirken komisyon ve genel kurul aşamasında destek vereceklerini, yaklaşımlarının değişmediğini söyledi.
Zaten ilk başta TBMM’de yasadışı bir şekilde oluşturulan komisyona girerek sürecin ilerlemesini sağlayan da Özel’in yönetimindeki CHP olmuştu. SÜRECİN SONUNU GÖRMEK 2. açılım sürecine neden karşı olduğumu yaklaşık iki yıldır yazıyorum ama yanlış anlamayı önlemek açısından belirteyim: Her türlü ayrımcılığa karşıyım. Kuşkusuz hepimiz demokratik bir ülkede barış içinde yaşamak istiyoruz.
Ancak demokrasi ve barış amaçlı olduğu söylenen bu sürecin onlarla ilgisi yok. ABD’nin senaryosunu yazdığı, AKP+MHP+DEM ve Öcalan’ın kurguladığı bir tezgâhtan demokrasi ya da barış çıkmaz; anayasa değişiklikleriyle Erdoğan’ın yeniden başkanlığı çıkar! PKK=Kürtler yaklaşımı doğru değildir.
Türkiye’yi kana bulayan emperyalizm destekli bir terör örgütünü Kürt yurttaşlarımızla özdeşleştirmek, onlara hakarettir. PKK’ye yönelik af çıkarılmasıyla ülkemizin demokrasiye kavuşacağı algısının yaratılması, vahim bir yanlıştır. Türkiye’de artık iktidar yandaşı olmayan kimse için demokrasinin ve adaletin zerresi yoktur! ‘DEMOKRATİK’ CUMHURİYET: TÜRK- KÜRT-ARAP İTTİFAKI Eşitsizlik yaratan asıl sorun, sermayenin emeği sömürmesidir.
Özellikle doğu bölgelerimizde eşitsizlik ve gericiliğin başat nedeni olan aşiret ve tarikat yapılanmaları konu bile edilmezken Lübnanlaşmanın yolunu açacak bir düzenleme, olumlu sonuç yaratamaz. Bu yolun sonu, Öcalan’la birlikte ABD ve İsrail’in hedeflediği konfederasyondur; Erdoğan’ın ifadesiyle Yeni Osmanlıcı “Türk-Kürt-Arap ittifakı” dır. Öcalan’ın “Demokratik Cumhuriyet” kılıfına soktuğu bu girişim, gerçekte ulus devletin sona erdirilme sürecidir.
O nedenle DEM Parti, Öcalan ve ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, coşkuyla “100 yıllık parantezin kapanmasından” söz ediyorlar. YANIT BEKLEYEN SORULAR... Yasa taslağında işaret etmek istediğim bazı noktalar var.
Fiili olarak af sonucu doğuran bir düzenleme anayasada af için gereken nitelikli çoğunluk aranmadan Meclis’e getirildi. Geçen yıl bir yazımda “PKK üyeliği suç olmaktan çıkıyor mu?” diye sormuştum, çıkarıldığı yanıtını aldım. Yasa önerisindeki “hak yoksunlukları” maddesini dikkatli okursanız, ceza erteleme kararından iki yıl sonra teröristlere siyaset yapma yolu açılıyor.
Yani iki yıl sonra TBMM’de eski PKK üyesi milletvekilleri olabilir. Taslağın ilk maddesinde, amacın PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi olduğu yazıyor. O zaman KCK çatısında Irak’taki PÇDK, İran’daki PJAK ve Suriye’deki PYD/YPG de buna dahil olmalı.
Oysa o örgütlerin Öcalan’ın çağrısının kendilerini bağlamadığına ilişkin açıklamaları var. Yasanın örgüt faaliyeti çerçevesinde insan öldürme suçlarına karışanları kapsamayacağı belirtiliyor. Bu nasıl belirlenecek?
Bir yere bomba koyanı kapsamazken ona bilgi sağlayanları kapsayacak mı? İktidar çerçeve yasanın halkın çoğunluğunca onaylanacağını iddia ediyorsa neden 10. maddede “Bu yasa kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz” yazıyor. Yürütme faaliyetini hukuka aykırı olarak yargıdan muaf tutma çabasının nedeni, anayasa çiğnemenin yarattığı korkudur!