Terör örgütü PKK’nin lideri Öcalan ve DEM Parti ile iktidarın yürüttüğü pazarlık yasal açıdan ilk sonucunu verdi, hazırlanan yasa önerisi TBMM’ye sunuldu. Öneriyi irdelemek hepimizin yurttaşlık görevi. Yasa ile terör örgütü üyeleri ikiye ayrılıyor.
Şöyle bir saptama yapılabilir: Silahlı eyleme katılanlar ve yönetici kadro şu anki yasanın kapsamı dışında bırakılmış. İlerleyen dönemde, Bahçeli’ nin deyimiyle Öcalan’a umut hakkı tanınır mı, bu sonraki konu... Silahlı eylemlere katıldığı tespit edilemeyenler ise yasa kapsamına alınmış durumda.
Cezaları erteleniyor, iki ya da üç yıl sonra siyaset hakkına dahi kavuşma yolu açılıyor. Örneğin, terör örgütü adına tehdit ve şantaj suçunu işleyen bir kişi, soruşturma, yargılama ve hükümlü statüsünde bulunsa dahi ertelemeden yararlanabilecek, yasa önerisini imzalayan milletvekillerinin statüsüne ve daha üzeri statüye ulaşabilme olanağı bulabilecek. Kritik nokta örgütün silahlarını bıraktığına ilişkin MGK teyit kararının Resmi Gazete’de yayımlanması olacak.
Bu noktaya kadar süreç, operasyona açık durumda. Yani iktidar, süreç nedeniyle seçmen tabanında zararın, getiriden büyük olduğunu görürse geri dönüş fırsatı var. Bütün bunların yaşanmasının en tepesinde ABD’nin Ortadoğu’da “vekil silahlı unsurlardan şimdilik vazgeçme” kararının olmadığını söylemek en basitinden saflık olur.
Ancak iktidarın, bu yaklaşımı ülkeyi yönetme tutkusunu sürdürme arayışıyla birleştirdiği de bir gerçek. Bu nedenle süreç, Erdoğan ’ın bir dönem daha iktidar arayışının bir ayağını oluşturuyor. Ülkeyi 24 yıldır yöneten kadronun büyük zorlanmalar yaşadığı nettir.
Koşullar, tek araçla iktidarda kalma döneminin geride kaldığını ortaya koyuyor. Buna çözüm olarak da “en güçlü rakibin yok edilmesi” projesi uygulamaya kondu. Kılıçdaroğlu operasyonu üzerinden, “iktidar iddiası” ortaya koyan CHP dağıtıldı.
Özel ve arkadaşlarının CHP’den kaynaklı örgüt-kadro desteği, Hazine yardımı üzerinden mali desteği kesildi. Buraya kadar Kılıçdaroğlu’nun, Cumhur iktidarının hedeflerine kusursuz hizmet ettiği ortada. Muhalif oyları bölme noktasında ise misyonunu yerine getirememiş durumda.
Artık yüksek katlardaki masalara konan çok kapsamlı araştırmalarda “geriye kalan CHP”nin, seçim sürecine girilince “yüzde 2’ler düzeyinde oy alacağı” düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı. O zaman ne yapılacak? Başka yol yok, operasyonlara devam...
Operasyonların hangi belediyeler üzerinden süreceğine ilişkin listeler dolaşıyor Ankara’da. Bizzat sorduğumuz AKP’liler, “Derdimiz, seçimde kazanamadığımız belediyeleri geri almak değil” diye kulağımıza fısıldıyorlar. Hedef yine seçimlere yönelik.
Özel ve arkadaşlarının yerel yönetimlerdeki kadro desteğini kesmek. Bunun için Kılıçdaroğlu’nun yanında duran, Özel’in safına geçen ayrımı da yapılmayacak. Çünkü, “seçim döneminde ne olacağı belli olmaz”.
YENİ Parti’nin seçim sandıklarında pasif kalması da Kılıçdaroğlu operasyonunun iktidar açısından olumlu sonuçlarından. Dokunulmazlık konusunu koyun üstüne... Macaristan’da yaşananlardan ders de çıkarılınca iktidar için rakipsizleşme hedefi daha belirginleşti mi?
Yani her şey Erdoğan-AKP iktidarının sürmesi için. Kimse yanlış anlamasın, “silahların susması-barışın gelmesi” ne karşı değil, bunu en çok isteyenlerdeniz. Ancak çerçeve yasaya imza atan isimlere bir bakın.
Örneğin, Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla imza atan CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, grup başkanvekilleri Rahmi Aşkın Türeli, Sevda Erdan Kılıç ve adalet komisyonu sözcüsü İnan Akgün Alp ’i de göreceksiniz. Bu, Erdoğan-AKP iktidarının sürmesi için yeni hizalanmanın öncü görüntüsüdür. İşte bu ahval ve şerait içinde umut hep yaşatılmalı, yakınmaya başvurulmamalı, akıl bilinçli eylem üretmelidir.
Atatürk Türkiye’si sonsuza kadar yaşamalıdır.