sondakika.com
Son Dakika

Enflasyon nasıl düşürül(e)mez? - Sıtkı Ergüney

Enflasyon; ekonomide üretilen mal ve hizmet fiyatlarındaki değişikliklerin, toplumun “tanımlanmış yaşam gereksinimlerindeki ağırlıklar dikkate alınarak, dönemler itibarıyla -karşılaştırmalı- hesaplanmasıdır.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Enflasyon; ekonomide üretilen mal ve hizmet fiyatlarındaki değişikliklerin, toplumun “tanımlanmış yaşam gereksinimlerindeki ağırlıklar dikkate alınarak, dönemler itibarıyla -karşılaştırmalı- hesaplanmasıdır. “Nas fetvası”ndan günümüze, Türk ekonomisinin değişmeyen gündemi; fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artışla birlikte bozulan gelir dağılımı, yaşam pahalılığı ve yaygınlaşan yoksulluk. “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezinin, sebep-sonuç ilişkisi bağlamında ekonomide karşılığı olamaz.

Faiz; “borç verilen/kiralanan paranın fiyatı olup ekonomideki toplam tasarruf hacmi ile kredi talebinin kesiştiği noktada oluşan denge fiyatıdır.” Ekonomide; yüksek enflasyon nedeniyle artan üretim maliyetleri (pahalılaşan arz) ile birlikte, yaygınlaşan yoksulluk sonucu gerileyen marjinal ve makro tasarruf meyli, (borç verilebilir fonlar hacmindeki -kredi arzı- azalış) ve enflasyonun bu fonlarda neden olduğu reel değer kaybı, yüksek faizin nedenidir. Bunlardan dolayı; “Enflasyon sebep, faiz sonuçtur” denilebilir. Bu bağlamda Nas savunucularına; “Yüksek enflasyon ve tasarruf açığı olmayan ekonomilerde yüksek faiz sorunu var mıdır, yoksa neden?” sorusu sorulmalıdır.

Bu durumda açıklanması gerekli nokta; “enflasyonun nasıl önlenebileceği, enflâsyonla nasıl mücadele edileceği”dir. DENGELİ GELİR DAĞILIMINI SAĞLAMAK Ekonomik faaliyetin amacı, üretimle birlikte üretilen mal ve hizmetler için yeterli talebin oluşturulmasıdır. Klasik ekol mensubu Fransız iktisatçı J.B.

Say, ünlü “Mahreçler Kanunu” teorisinde bu kuralı “Her arz kendi üretim değerine eşit talep” veya “Her arz kendi talebini yaratır” şeklinde ifade etmiş ve geniş kabul görmüştür. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilecek arz açığının yurtiçi üretimle kapatılması zaman alacağından (time lag) açık, kamu eliyle yapılacak ithalatla karşılanmalıdır. Üreten ve üretimde yaratılan değerin dengeli bölüşüldüğü ekonomilerde -istisnaları olmakla birlikte enflasyon, stagflasyon, yoksulluk, tasarruf açığı (yüksek faiz) görülmez.

Ekonomide “kaynakların kapasite kullanım oranları” da toplumsal ve üretim maliyetleri bağlamında düşünülmelidir. Burada kastedilen; başta emek, makine ve teçhizat stokunun atıl bırakılmaması, üretime olabildiğince katkıda bulunabilmesinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda Türk ekonomisinde, ekonominin yatırım ve istihdam potansiyelinin üzerindeki kalifiye ve kalifiye olmayan emek gücü kaynak israfı, işsizlik sosyal ve ekonomik boyutları ile önemlidir.

Çalışanların aldıkları ücretler, ekonominin kurulu üretim potansiyelinin tam kapasiteyle kullanımı için yetersiz, toplam ve birim üretim maliyetleri yüksektir. Durgunluk içinde enflasyon (stagflasyon) yaşanmasının nedeni de budur. Bilimsel, referanslı doğru politikalarla yönetilen ekonomilerde, üretimde yaratılan katma değerin -başta emek- üretimin diğer paydaşları (sermaye, toprak sahibi ve girişimci) arasında dengeli dağılımı, bilimsel, örgütlü emek ve sosyal öncelikli yasal düzenlemeler, dengeli gelir dağılımı odaklı para ve maliye politikaları ile sağlanır.

Bunlarla birlikte yoksulluk kalkacak, toplumun refah düzeyi yükselecektir. Başta Norveç ve Finlandiya, İskandinav ülkeleri bu bağlamda örnek ekonomilerdir. Bu ülkelerde piyasaya sunulan mal ve hizmet fiyatları yüksek olmasına karşın, bireysel harcanabilir (vergi ve kesintilerden sonra kalan) gelir seviyelerinin yeterli, satın alma gücünün yüksek olması nedeniyle “yaşam pahalılığı” söz konusu değildir.

Bu tablo; dengeli gelir dağılımının kanıtıdır. SITKI ERGÜNEY EKONOMIST

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü