6 Haziran 1936 günü Ağaç Dergisinde bir ilan çıkar “Gaip Aranıyor” başlığı ile… Denir ki: “Ağaç yazıcılarından ve ‘Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında” mısralarının mübdii Tanpınar [yaratıcı] kayıptır. Kendisinin nerede olduğunu, nasıl bulunacağını, hangi yazıya başlamış olduğunu, kaç sene sonra biteceğini haber verene Ağaç minnettar kalacaktır.
Bu münasebetle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın geçen sene Florya’da bir seyyar fotoğrafçıya çıkarttığı resmi – teşhise vesile olur ümidile- koyuyor ve dostumuza kavuşacağımız günü bekliyoruz.” Gazete ilanı ile Tanpınar’ın fotoğrafı sunularak yazarını arayan Ağaç dergisi Şevket Rado ile Necip Fazıl’ın çıkardığı bir dergidir. Bu dergide önemli isimler yazar ve Tanpınar da bu isimlerden biridir. Tanpınar neden Ağaç’a yazmadı bilinmez, tahmin ederiz ki hazırladığı kitabı bitirmek için kapanmıştır.
İşte o kitap 1937 senesinde “Tevfik Fikret Hayatı, şahsiyeti, şiir ve eserlerinden parçalar” adıyla Semih Lütfi Kitabevi tarafından yayımlanır. Tanpınar ileride de “Huzur”, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, “Sahnenin Dışındakiler” gibi çeşitli romanları da kaleme alacaktır. Yazarlar için elbette roman yazmak zor ve zaman isteyen bir süreçtir.
Günümüzde olmayan bir gelenek de söz konusudur geçmişte; o da romanın tefrika halinde gazetede yayımlanması… Sabahattin Ali, Orhan Kemal gibi birçok yazar kitaplarını ilk önce tefrika halinde dönem gazetelerinde neşretmiştir. Refik Durbaş “ Edebiyat Anılarda Yaşar” adlı kitabında gülümseten bir örnek verir bizlere.
Orhan Kemal “ Sokaklardan Bir Kız” eserini tefrika ederken dönemin önemli büyüklerinden Abdülbaki Gölpınarlı tefrikanın o günkü bölümünü okur ve Orhan Kemal’in evine koşar. Kapısını çalar, eseri büyük bir heyecanla takip ettiğini söyleyerek “ aman ana karakter Cevdet’i cezaevinden kurtar ” diye rica eder. Ünlü yazarımız Orhan Kemal bu tefrikalarla evini geçindirecektir.
Yaşar Nabi’nin Gözüyle Romancı Yaşar Nabi 1951 senesinde Varlık’ın 368. sayısında “Romansız edebiyat” başlıklı bir yazı kaleme alır. Yazısında artık romancı yetişmediğini ifade eder. Demiştir ki “Elbette ki daha gençler tarafından hiç roman yazılmadı değil, Ahmet Hamdi Tanpınar var, Sabahattin Ali’nin bir iki denemesi var.
Orhan Kemal’in hatıra ile hikâye arası “Küçük Adamın Notları” adında kitabı var. Daha birkaç isim sıralayabiliriz ama bunlardan hiçbirine gönül rahatlığı ile “romancı” diyemeyiz . Çünkü bu sıfatı vermek için ölçü olarak Hüseyin Rahmi, Halid Ziya, Yakup Kadri, Halide Edip gibi ömürlerini bu yola vakfeden üstatların bıraktıkları eserler geliyor gözümün önüne!”.
Ardından da gençlerin kitap yayınlatamadığı, roman yazımının zor olmasından dolayı romancı yetişmediğinden dert yanmıştır. Gazetelerdeki tefrikaların da kalitesinin düştüğünü, sanat değil ticaret romanlarının çıktığını ifade etmiştir. Tam da bu dönemde Akşam gazetesinde hikâye yazarı “ H.
Mecdi Velet ”, Tercüman’da fıkra yazarı “ Yaşar Tellidede ”, yine aynı gazetede tefrika roman yazarı “ Murat Tek ” adı karşımıza çıkar. Üçü de aslında aynı kişidir. “MURAT TEK’İN ORTAYA ÇIKIŞI” Murat Tek, o güne kadar roman okuyan ama yazmayan bir kişidir.
Tefrika yazması teklif edilince bir tanıdığa gider, durumu anlatır ve nasıl roman yazacağını sorar. Tanıdık da ünlü romancı Orhan Kemal’dir. Orhan Kemal “ Ee sen Akşam gazetesine kısa hikayeler yazmıyor muydun!
Onlar gibi başla gerisi gelir” diyerek cesaretlendirir. Murat Tek, bu nasihat ile başlar, kısa sürede Tercüman dışındaki gazetelere de 7-8 tefrika roman kaleme alır. Murat Tek, piyasanın aradığı isimlerden olur ve bir gün gazeteye savcılıktan telefon gelir.
Murat Tek savcılığa neden çağırıldığını sorunca “ Tefrikada müstehcen bir yer var !” yanıtı verilir. Murat Tek savcılığa gider. Savcıya kendini tanıtır.
“Murat Tek benim!” deyince savcı gerçek adını sorar. Murat Tek kimliğini açıklar, “ Adım Melih Cevdet Anday!” Savcılıktaki “ müstehcenlik ” de bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır. Anday bir süre sonra Cumhuriyet gazetesinde işe başlar.
Nadir Nadi de bir tefrika roman yazmasını ister. Melih Cevdet bu kez kendi adıyla “ Aylaklar” romanını kaleme alır. Nadir Nadi peşi sıra yeni romanlar ister; “ Gizli Emir ”, “ İsa’nın Güncesi ” ve “ Raziye ” adlı romanlar bu istek üzerine çıkar.
Edebiyat tarihi, savaşların olmadığı ama atışmaların, sürprizlerin bol olduğu bir mecra. 1930’larda Ağaç dergisinde ilan ile aranan, “nerede bu yazar? ” denen Tanpınar, gazetelerde yazması için aranan Anday… Tefrikalarla evini geçindiren Orhan Kemal, Kürk Mantolu Madonna’yı askerde yine tefrika halinde yazan Sabahattin Ali…
Artık tefrika geleneği bitti. Geçen Varlık dergileri almak için bir sahafa gittim, sahaf artık gazete okumadığını söyledi. Haliyle gazete okunmazsa tefrika da olmaz.
Edebiyatçılar da çoğalmaz. Soralım ama; Yaşar Nabi’nin 1951 senesinde Varlık’ta dediği gibi romancı var mı günümüzde? Aslında yanıtı da kendisi verir Türk yayıncılığının en önemli ismi: “Bugün edebiyat alanında bir zevk devrimi meydana gelmiştir.
Gerçek sanatın yolunu tutan edebiyatçılar, gazeteler ve kitapçılar tarafında iltifat görmüyorlar” deyip sorunu ifade eder ve çözüm önerir Varlık’ın 372. sayısında; “Edebiyat derslerinde edebiyatı öğretmek değil sevdirmek gerek” der. Sevdirince çocuk doğru kitaba ulaşabilecek mi peki? O zaman da biz büyüklere görev düşmektedir.
Çocuklarımızı Wattpad türündeki kitaplardan kurtarıp zihinlerini geliştirecek, ufuklarını açacak edebiyatı okutmak lazım; Rıfat Ilgaz, Sait Faik, Muzaffer İzgü, MEB’in önerdiği kitaplar… Geleceğin Anday’ları, Kemal’leri, Ali’leri, Tanpınar’ları ancak böyle ortaya çıkacak.