Pazaryerinde bir yurttaş pazarcıyla konuşmamızın arasına girdi, tatlı sert çıkıştı: - Siyaset mutlaka seçenek üretir, toplum sandıkta patlar deyip duruyorsunuz ama boşuna! Neden diye sormama kalmadan yanıtını kendisi verdi: - Seçim falan yok, unutun onu! Önce seçimin olacağına inandırmak gerekti.
Kanıtı iktidardan verdik: “Olur mu öyle şey! Bugünlerde en yoğun tartışma iktidar kanadından gelen seçim tarihleri üzerine... Seçimi kazanmayı kendilerince garanti edecek adımlar atabilirler ama seçimi kaldıramazlar.” Yurttaşın dediği dedikti: - Bulurlar bir şey.
Sohbetin yönünü değiştirerek yol almayı denedik: “Bakın borsayı yazboz tahtasına çevirmişler. Görünen emeklisin, 2027 maaş zamları şimdiden iç karartıyor. Böyle gider mi?” Yurttaş, “O başka” dedi, bir doz daha ileri gitti: - Bir şey bulup seçim yapmayacaklar.
İstersen bahse girelim! *** Aslında bu tür endişeleri dile getirmemek, uygun dille böyle bir şeyin konuşulması bile yanlış, demek gerekiyor. Ancak toplum içindeki bir dalgalanmayı yok saymak da halka gerçekleri söylememek olur! Sözün özü toplum; “Böyle gitmez” öfkesiyle, “Bunlar gitmez” korkusu arasında sıkışmış durumda.
Bu sıkışıklığı giderecek olan siyasetin kendisi. İktidar bunu çok iyi bildiği için seçeneğini aşağı çekmeyi icraat listesinin ilk sırasına almış durumda. Bunu en iyi gösterebileceği algının transferler olduğunu düşünüyor.
Yine dillendirilmesinin yararlı olmayacağını düşündüğümüz bir konuya girelim; dün sabah transfer pazarındaki duruma biraz derinden bakalım, dedik. Geçmişte de transferlerin öne çıktığı, toplumca yadırganan dönemler oldu. İki milletvekilinin dokuzar kez parti değiştirmesi kara mizahla izah edildi.
Onlardan biri evden çıkarken eşi soruyormuş, “Bugün hangi partiye gideceksin”? Bugün iş mizahı aştı. Siyasetin genlerini başkalaştıran, ahlaki bir sorun haline geldi.
Bize göre bu dönemin miladı, Deniz Baykal ’ın 2002’de milletvekili, 2009’da belediye başkanı yaptığı, o günden beri her genel başkanın adaylığını ilk açıkladığı, parti kurultaylarında divan başkanlığına getirdiği Özlem Çerçioğlu ’nun, “Alnım ak” diyerek AKP’ye geçişiydi. Sadece bu örnek bile, konunun “ezeli partili-sağdan gelen” gibi şablonlarla irdelenemeyeceğini gösteriyor. Karakter meselesi!
Meclis’in açılma süreciyle birlikte sadece belediye başkanlarından değil milletvekillerinden de iki elin parmaklarına ulaşan bir transfer hesapları yapıldığı konuşuluyor. Kimi isimler söylediler; önce “Yok artık” dedik, sonra aklımıza Çerçioğlu geldi! *** Böylesi transferlerle iktidar güç kazanır mı? Klasik yanıt şu: Belediye başkanını ya da milletvekilini transfer edince onun seçmenini de partine katmış olmuyorsun.
Bu anlamda transferler iktidara güç katmaz! Buna karşın iktidar çevrelerinin bakışı şu: “Asıl olan çekim merkezi olmaya devam etmemiz. Sokaktaki vatandaşın yaşadığı sorunlar ayrı, bizim çok güçlü, muhalefetin bile katılmak istediği bir parti olarak görünmemiz ayrı.” Her şey bir yana, yaşadığımız çok boyutlu ekonomik kriz Türkiye’yi 3 Kasım 2002 seçimleri öncesini anımsatan bir iklime sokuyor.
Seçmen, “Böyle gitmez” dedikten sonra sorar: - Kiminle gider? Buna “Günlük sorunlarımı kim çözer” boyutunda bakar. Örneğin, iktidarın dış politikada başarılı olup olmadığına bakmaz.
İktidar seçeneği olmanın iki yolu var: “Böyle gitmez” diyene, nasıl gideceğini anlatıp onu ikna etmek! “Bunlar gitmez” diyenin, bunu aklından silmesini sağlamak!