Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak Küçük, “Kürtçe tabelalar” yani Kürtçe işyeri (dükkân) tabelaları konusunda açıklama yapmış ve “Türkçe resmi dil ama başka diller de var” (1) demiş. Bu çıkışmasından neye itiraz ettiği anlaşılmakta. Doğru: Türkçe resmi dil ama başka diller de var.
Var ama üniter devletin resmi düzeninde hiçbir dil devletin resmi dilinin sahip olduğu ayrıcalıklara ve haklara sahip değildir. Dillerin kardeşliğini savunduklarını ve asimilasyona razı olmayacaklarını belirten ve “Bir dilin yaşamasından neden korkulsun?” diyen Serra Bucak’ın romantik ve patetik (dokunaklı) paylaşımının tamamı şöyle: [“Bir şehrin dili, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. O dil, bir halkın hafızasıdır; annesinin ninnisi, çocuğunun ilk sözü, sokağının sesi, geçmişten geleceğe uzanan yaşam damarlarıdır.
İnsan, daha anne karnındayken kendi dilinin ezgisiyle buluşur. Bu nedenle söz konusu bizim kentimiz ve bölgemiz olduğunda ‘anadil’ demek kadar, ‘dillerimiz’ demek de doğrudur. Çünkü burası, Süryaninin Mardin sokaklarında Süryanice, Arap’ın Arapça konuştuğu; Dersim’de, (2) Diyarbakır’da Zazacanın kulaklara değdiği bir coğrafyadır.
Bu diller burada dün ortaya çıkmadı. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, bu toprakların hafızasını ve ruhunu taşıyor. Binlerce yıllık köklere sahip bu diller, Türkiye’nin ve bu coğrafyanın eksikliği değildir.
Tam tersine, en büyük zenginliğimiz, en güzel renklerimizdir. Bir dilin yaşamasından neden korkulsun? Bir halkın kendi diliyle konuşmasından neden tedirgin olunsun?
Bu dillerin yaşaması, yalnızca o dilleri konuşanların değil, hepimizin ortak kazanımıdır. Yerel yönetimler halka en yakın yönetim birimleridir. Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz.
Bu ayrıştırmaz; aksine birleştirir. Çünkü insanın kendi diliyle görülmesi, duyulması ve anlaşılması, eşit yurttaşlığın en temel koşullarından biridir. (3) Türkiye’nin resmi dilinin Türkçe olduğu bize yüz yıldır söyleniyor. Buna karşı çıkan da yok.
Ancak Türkçenin varlığı, bu topraklarda konuşulan diğer dillerin yok sayılmasını gerektirmez. Türkçe bu ülkenin bir dilidir; Kürtçe, Zazaca, Süryanice, Arapça ve bu coğrafyada yaşayan diğer diller de bu ülkenin toplumsal, kültürel ve tarihsel zenginliğidir. Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir.
Bir dili özgürleştirmek, diğerine düşmanlık değildir. Asıl ayrımcılık, bu toprakların dillerinden birini makbul sayıp diğerlerini susturmaktır. Biz, yüz yıldır inkâr ve asimilasyona mahkûm edilmeyi kabul etmedik, etmiyoruz.
Dillerimizin susturulmasına, kültürlerimizin görünmez kılınmasına, halkların kendi kimliğiyle yaşamasının engellenmesine razı olmayacağız. (4) Biz dillerin kardeşliğini savunuyoruz. Dillerin kentlerimizde, yaşamlarımızda ve sokaklarımızda var olmasını; görünür olmasını, özgürce konuşulmasını, yaşamasını ve gelişmesini istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki eşitlik, yalnızca aynı haklara sahip olmak değil; herkesin kendi diliyle, kendi kimliğiyle ve kendi kültürüyle onurlu bir yaşam sürebilmesidir.
Bunun için barış politikaları yürüttük, yürütmeye de devam edeceğiz. (5) Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; birbirinin varlığını kabul etmek, birbirinin acısını duymak, birbirinin kültürüne, kimliğine ve diline saygı göstermektir. Barış, bir halkın dilini diğerine tehdit olarak görmemektir.
Barış, bu topraklarda konuşulan her dili bu ülkenin ortak mirası olarak kabul etmektir. Barış, biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar. Biz bu yolu, dillerin susturulmadığı; halkların birbirinden korkmadığı; herkesin kendi diliyle özgürce konuşabildiği bir gelecek için yürüyoruz.
Anlayanlarla, duyanlarla, eşitlikten ve özgürlükten yana olanlarla bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Çünkü biliyoruz: Diller yaşarsa halklar yaşar; halklar eşit ve özgür yaşarsa barış kalıcı olur.”] *** Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Serra Bucak, “Yerel yönetimler halka en yakın yönetim birimleridir. Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz” diyor.
Ki bunun anlamı Kürtçenin en azından Diyarbakır’da ikinci resmi dil olması talebidir. Dünyanının bütün ülkelerinde; Fransa’sında, Almanya’sında, İtalya’sında, Yunanistan’ında, Bulgaristan’ında da Türkiye’de olduğu gibi ülkenin resmi dilinden başka bir dili, anadili olan insanlar yaşamakta. Serra Bucak söylesin bakalım, bu ülkelerin hangisinde resmi dil dışında bir yerel dil “temel iletişimde, gündelik hizmetlerde, kamusal yaşamda, kentin (ülkenin) sosyal ve kültürel politikalarında, hizmetlerde ve yönetimde” taşınmış olarak kullanılmakta?
Serra Bucak, “Taşımak kadar doğal bir şey olamaz” diyor da... Merak ediyorum; iddia ettiği “şey” dünyanın hangi ülkesinde uygulanmakta? Lütfedip birini söylese de kendimi eğitmek için oraya gitsem.
Bir kişinin bilmeden, hiçbir bilgiye veya kaynağa dayanmadan tamamen kafasından uydurarak konuşması, sallaması durumunu alaycı ve mizahi bir dille ifade etmek için “işkembe-i kübradan atmak” deyimi kullanılır. Ama siyasetçiye yaraşmaz. Ha bir de şu var: Türkiye’de konuşulan yerel dil sadece Kürtçe mi?
Zazaca, Süryanice, Arapça, Çerkezce, Ermenice, Rumca, Lazca, Gürcüce, Arnavutça, Boşnakça, Pomakça, Romanca ve Levantenlerin konuştuğu diller gibi başka diller de var. Serra Bucak’ın da dediği gibi “Bu coğrafyada yaşayan diğer diller de bu ülkenin toplumsal, kültürel ve tarihsel zenginliği” değil mi? Bu diller de kendileri için kamusal alanda ayrıcalık isterse durumun vaziyeti ve vaziyetin durumu ne olacak? *** Özetle; Kürtler evrensel sosyolojik ve uluslararası literatür ölçülerine göre bir etnik/dilsel azınlık kategorisine girerken Türkiye’deki resmi hukuka (Lozan) ve Kürtlerin kendi toplumsal/siyasal iradelerine göre azınlık değil, asli unsur olarak kabul edilmektedir.
Kürtler de Zazalar, Süryaniler, Araplar, Çerkezler, Ermeniler, Rumlar, Lazlar, Gürcüler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Romanlar, Levantenler vb. gibi Türkiye devletinin vatandaşlarıdır. Onlar da Serra Bucak gibi özel ayrıcalık isterlerse ne olacak? (1) Sözcü, 1 Eylül 2026. (2) “Tunceli” demek istiyor. (3) Serra Bucak, özel hayatla kamusal hayatı karıştırıyor. (4) İddia gerçek dışı. “Razı olmamak” ne demek? (5) Tehdit mi?