AKP döneminde çöküşü nas politikasıyla başlatmak yanlış olur. Ekonominin kötü gitmesi bir yana, emek üzerindeki sömürünün nasıl baskılandığı belki de daha önemlidir. Arkasından enflasyon faiz sarmalına büyük servet transferleri eşlik etti.
AKP iktidarı döneminde grev ve sendikal örgütlenme süreçleri, büyük oranda grev ertelemeleri, pratikte ise grev yasakları ile emekçi ücretlerinin baskılanması büyük sermayeye servet transferinin en önemli kilometre taşı dır. Düşünsenize milyonlarca işçinin emeğinden çalınan yüzde 5’ler yüzde 15’lerin toplamının kaç milyar dolara denk geldiğini, lütfen bir iktisatçımız hesap etsin. *** Anayasa ve yasalardaki “genel sağlık” ve “milli güvenlik” gerekçeleriyle grevleri 60 gün süreyle erteleyen maddeye AKP çok sık başvurdu. Yasaya göre ertelenen 22’den fazla büyük grev süre bittiğinde yeniden başlatılamadığı ve zorunlu olarak Yüksek Hakem Kurulu’na gittiği için grev ertelemesi, fiilen bir grev yasağı anlamı taşıyor.
Tabii kararlar emekçi aleyhine... Bu yasak kararlarından cam, metal, lastik, maden, petro-kimya ve ulaşım gibi stratejik sektörlerde çalışan 200 binden fazla işçi etkilendi. *** 200 bin emekçiye hakkından diyelim yüzde 10 daha düşük zam vererek çaldılarsa toplamda ne kadar sermaye transfer edilmiştir? *** 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) sürecinde çıkarılan KHK’ler ile grev erteleme gerekçelerine “ekonomik ve finansal istikrar” ile “şehir içi toplu taşıma hizmetleri” de eklendi ve sadece OHAL döneminde 7 büyük grev yasaklandı. Emek ne kadar kaybetti? *** 2002’de resmi kayıtlarda yüzde 57 civarında olan sendikalaşma oranı, AKP’li yıllardaki yasal düzenlemelerle, kayıt dışı istihdamın artması ve işçi sayısının büyümesine rağmen yüzde 14’ler seviyesine geriledi.
İşçilerin sendikalı olması her zaman toplusözleşme yapabildikleri anlamına gelmiyor. Bugün özel sektördeki işçilerin yaklaşık yüzde 95’i toplusözleşme korumasından yoksun. (DİSK vb. raporları) Ve asgari ücretle veya kaçak çalıştırılıyor. Ve irili ufaklı patronlara durmadan servet transferi yapılıyor. *** Burada kıstas şu: Patron ne kadar kazanıyor, işletme reel kazancı, amortismanlar da hesap edilerek ne kadar, emekçiye verilen ne kadar, yani toplam işçi maaşları ile patron kazancı arasındaki oran, fark, ne kadar, durmadan açılıyor mu? *** İktidar yetkilileri, grev yasaklarını iş dünyasına ve sermayeye bir “güvence” olarak sunuyor.
Başbakan/ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2017’de yabancı yatırımcılara şöyle diyordu: “Biz göreve geldiğimizde Türkiye’de OHAL vardı. Ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Şimdi biz OHAL’i anında grev hakkı olan yerlere müdahale etmek suretiyle o grevleri erteliyoruz.
Bak, onun için kullanıyoruz biz bunu.” Grev ertelemeleri rekoru AKP’nin elinde. *** Ve milli gelirde emeğin payına gelince, 2022’de yüzde 28.3’tü. 2016’ya gelince, asgari ücrete yüksek oranlı zamlar yapıldı, ekonomik görece istikrarın etkisiyle de emeğin payı yüzde 36.3 ile tarihi zirvesini gördü. Bu dönemde pasta büyürken işçinin tabağı da büyüyordu. *** Ama bu tarihten sonra, tarihi düşüş ve vahşi sömürü artacak ve büyük bir kırılma yaşanacaktı: 2018 yılında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişle birlikte ve ardından 2021 yılında uygulanan “nas” politikası (yapay faiz indirimi ve yüksek enflasyon süreci), emeğin payında muazzam bir çöküş getirdi. *** Büyük bir ekonomik kırılma, bilerek ve isteyerek devreye sokulacak; Türkiye tarihinde görülmemiş bir servet transfer politikası ile hâlâ sonuçlarını yaşadığımız kitlesel yoksullaşma başlayacaktı.
Şimdi bunu yazacağım ama fon sahtekârlığı, düzenbazlığı ile hâlâ küçük ve orta sınıf yatırımcının elindekilerin bir kısmının daha, sırtını iktidara dayayan soygun sınıfına transferini de yaşayacaktık. Perşembeyi bekleyin. Emeğin payı nasıl yüzde 23’e düşürüldü?