sondakika.com
Son Dakika

Suriye’de iki nüfuz alanı sorunu

İsrail’in 18 Ağustos’ta Ebu Zuhur üssünü vurması, yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Fotoğraf: Cumhuriyet

İsrail’in 18 Ağustos’ta Ebu Zuhur üssünü vurması, yeni bir aşamaya işaret ediyor. Zira İsrail daha önce üç kez benzer şekilde başka üsleri vurmuştu. Bunun farkı, artık kuzeye doğru yönelmesi ve Türk sınırına 70 km mesafedeki üssü hedef almasıydı.

İsrail, saldırılarını “Türk askeri yerleşmesine izin vermeyeceğiz” diye gerekçelendiriyor. Ankara ise buna “gayriciddi iddia” diyerek tepki gösteriyor. Ankara’ya göre İsrail Başbakanı Netanyahu ’nun “Türk askeri varlığına izin vermeyeceğiz” sözleri, İsrail’in Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırılarına meşruiyet arayışının ürünü.

İSRAİL’İN ŞARA’DAN BEKLENTİSİ Türkiye’nin vurulan üsse yerleşmek istediğine kaynaklık yapan açıklamalardan biri de Suriyeli yetkililerden gelmişti: “Türk heyeti İsrail saldırısından önce üssü ziyaret etti.” Bu açıklama Şam’da ikili bir tutum olduğuna işaret ediyor. Zira Şam yönetiminin, üslerin ve askeri havalimanlarının yeniden aktif hale getirilmesini istediği biliniyor. Bunun Türkiye tarafından üstlenilip üstlenilmeyeceği konusu elbette Şam’ın kararıdır ancak uluslararası hukuk açısından İsrail’in “Türk askeri yerleşmesini” önlemek amacıyla Suriye üslerini vurması, egemenlik ihlali ve suçtur.

Bu durum Şara ’nın ABD, İsrail ve Türkiye üçgenindeki sıkışıklığıyla da ilgilidir. Esad’ın devrilmesine ve Şara’nın iktidar olmasına katkı sağlayan İsrail, karşılığını istiyor. İsrail, Şara’nın 27 Kasım 2024’te başlattığı harekât sırasında Suriye üslerini vurarak HTŞ’nin ilerlemesini kolaylaştırmıştı.

Şara iktidar olduktan sonra İsrail ve Suriye, ABD’nin arabuluculuğunda bir güvenlik anlaşması yapmıştı. İsrail’e göre o anlaşma, “mevcut statükonun korunmasını” yani üslerin yeniden askerileşmemesini içeriyor. ABD NE İSTİYOR?

ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Irak-Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, İsrail’in üs saldırısının ardından yaptığı açıklamada “Türkiye’nin İsrail saldırısı konusunda önceden uyarılmadığını” belirtti. Türkiye ve İsrail’in geçen yıl Azerbaycan’da vardığı mutabakat, askeri adımlarda bilgilendirmeyi içeriyor. İsrail’in ihlal ettiğinin açıkça görüldüğü o mutabakatın yerine ya da onu bütünlemek üzere, ABD şimdi “üçlü (Türkiye, İsrail ve Suriye) çatışmayı önleme mekanizması kurulmasını” öneriyor.

ABD’nin stratejik planda istediği, Suriye’nin egemenliği mi yoksa İran’ın nüfuzundan çıkarılan Suriye’nin Türk ve İsrail nüfuz alanlarına paylaştırılması mı? Asıl mesele bu. İsrail’in ne istediği ortada.

Esad ’ın devrilmesini fırsat bilerek işgal ettiği Golan Tepeleri’ni genişleten, yeni işgal ettiği topraklarda üsler kuran, Dürzilerin hamiliğine soyunarak onlara “fiili özerklik” sağlayan İsrail, Suriye’nin güneyinin “askersizleştirilmesini” istiyor. İSRAİL’İN AMACI İsrail’in bu yayılmacı siyasetini son olarak en somut şekilde ortaya koyan isim, İsrail’in ABD Büyükelçisi Yechiel Leiter oldu. Leiter Jerusalem Post ’a verdiği demeçte, Ocak 2026’da Paris’te Suriye’yle yapılan “statükonun korunması” anlaşmasının, hem Türkiye’nin hem de İsrail’in ilerlememesini içerdiğini belirtiyor.

Leiter’e göre İsrail Suriye’de sadece 78 mil karelik güvenlik bölgesine sahip, Türkiye ise daha fazlasına. İsrail büyükelçisinin bu açıklaması, yukarıda sorduğum sorunun yanıtına işaret ediyor: Evet, ABD ve İsrail, stratejik planda, Suriye’nin Türk ve İsrail nüfuz alanları olarak paylaşılmasını istiyor. Esad ’ın devrilmesinin en sorunlu sonuçlarından biri de bu elbette.

YPG VE ÖCALAN’IN MESAJLARI Burada asıl üzerinde durulması gereken, bunun, “Kürt açılımının jeopolitiği” yle olan ilgisidir: YPG/SDG’nin Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan, Türk basınına verdiği röportajda, “Şam yönetiminin sıcak bölgede kendilerine görev vermesi halinde İsrail’e karşı savaşmaya hazır olduklarını” söyledi ( Türkiye Gazetesi, 17.8.2026). Öcalan ise DEM heyetiyle 20 Temmuz’da yaptığı görüşmede, “Türk-Kürt ittifakının hedefinin İran olduğunu” savundu. Zıt görünümlü bu iki açıklama aslında birbirini “Türkiye’ye tuzak” bağlamında bütünlemektedir.

Ulusal çıkarlar açısından asıl sorun da budur. Meseleyi İsrail’in “partiler üstü” yayılmacılığından kopararak 27 Ekim’de yapılacak seçime indirgemek, ABD’nin “İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni” inşa etme stratejisini doğru okuyamamak ve bunun gereği olan “İran’ı çevreleme koalisyonu” hatasına düşmek, büyük maliyetler doğurur.

Kaynak

Haberin tamamı, güncellemeleri ve fotoğraf galerisi için Cumhuriyet sayfasına gidin.

www.cumhuriyet.com.tr · Haberi kaynağında oku

Gündem haberleri

Tümü